dönemin efsanevi grupları olan deep purple ve pink floyd gibi kendisine aşık bir kitleyi arkasında bırakan ancak zamanında çektikleri eroin kokain yüzünden bugünlerde bayaa bi kaymış elemanlara sahip müzik grubu.
(bkz. kashmir)
(bkz. stairway to heaven)
(bkz. knocking on heavens door)
konserlerinde doğaçlamanın nasıl bir şey olduğunu dünya aleme gösteren muhteşem grup. john bonham'ın moby dick'teki davul solosu da takdire şayandır ki bütün gruplar konserlerinde parçalarının son kısımlarında kullanırlar genellikle bu şarkıyı.
türkiye'de satanizm tartışmalarının hararetlendiği dönemde akmarda takılan ve led zeppelin gibi grupları dinleyen gençler satanist olarak damgalanıyorlardı. cahillik bambaşka bir şey.
stüdyoya hiç bir beste olmadan girip, doğaçlamayla albüm dolduran rock'n'roll/blues grubu, şarkılarının gitarla çalınması, oturup dinlemekten daha eğlencelidir.
her elemanı ayrı bir efsane olan gruplardan biri.
jimmy page'in soloları hala benzersizliğini korurken, john bonham bateristlerin (bazı yeni yetme rock'çılar hariç) rock için ne olduğunu ilk gösteren adamdır, robert plant ise kontr tenor sesi ile hala solistlerin gırtlak testlerinde kullanılması gereken bir adamdır .(bkz: ekran kartı testlerinde hala quake 3 kullanılması)
tüm şarkıları zevk ile dinlenesi bi gruptur, çok kıyıda köşede kalmış parçaları bile bazan insana müthiş bi dinleti zevki verebilir. çok incelememiş olanlara duyurulur.
benim favori parçalarım için:
(bkz: four sticks)
(bkz: tangerine)
(bkz: all my love)
(bkz: what is and what should never be)
(bkz: whole lotta love)
(bkz: moby dick)
(bkz: immigrant song)
rock tarihinin en önemli gruplarından led zeppelin'in kurucusu ünlü gitaristleri jimmy page, on beş yaşlarında iken neil christian and crusoders adlı grupta müzik hayatına başlamış ve bir çok rand b grubunda çalarak kendini geliştirmiştir. daha sonraları stüdyo müzisyenliği yapmaya başlayan page'in o yıllarda ingiltere'de çıkan albümlerin yaklaşık yüzde altmışında yer aldığı söylenir.
eric clapton'ın ayrılmasıyla ünlü grup yardbirds'e katılan page, bu grubun dağılmasından sonra çok önceden kafasında oluşturduğu led zeppelin'i kurmaya karar verir. ilk iş olarak daha sonraları grubun beşinci elemanı olarak anılacak olan menajerpeter grantu yanına alarak solist robert anthony planti dinlemeye gider. on altı yaşında okulu ve evini bırakarak müzik dünyasında giren plant, page ile tanışana kadar oldukça zor günler geçirmiş ve maddi sıkıntılar yaşamıştı. led zeppelin'le birlikte plantin hayatı değişmiş, kaderi sonunda yüzüne gülmüştü.
page daha sonra the crowling snakes adlı blues ve band of joy adlı r&b grubundan tanıdığı john henry bonham'a haber vererek davulcu olarak onu da gruba çağırdı. adını müthiş gürültülü çalan davulcu olarak adını duyurmuş olan bonham o dönemde tim rose ile çalıyordu.
daha önceleri page ile birçok kayıtta beraber çalışan john paul jones* bir caz piyanisti ile bir şarkıcının oğluydu. önceleri piyano ve org çalan jones, lise yıllarında bas gitara yönelmişti. ikili çalışmalar ve düzenlemeler yapan jones, bir mola sırasında page'in yaptığı öneriye evet yanıtını verdiğinde artık efsanevi grup led zeppelin'in kadrosu hazırdı. (zaman olarak 1968'in sonuna denk gelir.)
grup 1969'da ilk albümleri olan led zeppelin 1 ile özellikle amerika'da büyük ilgi toplamış ve dönemin önemli dergilerinden rolling stones tarafından "uçuk bir ingiliz grup daha " diye tanımlanmışlardı. hatta bu uçuklukları da uyuşturucuya bağlanmıştı. bu eleştirilere rağmen grup çalışmalarına devam etti ve led zeppelin 2 albümünü piyasaya sundular. bu sırada dönemin en pahalı konserini vererek tarihe geçen grup judas priest ve deep purple gibi sonradan çok ünlenecek olan grupları etkilediler.
bu başarılarının ardından grup, 1970'de galler bölgesinde bir dağ evine kapanarak led zeppelin 3'ü hazırladılar. bu albümle beraber şarkı sözlerindeki mitolojik esinti ve akustik çalışmalardaki güçleriyle dikkatleri bir kez daha üstlerine topladılar.
hemen bir sonraki yıl, 1971, led zeppelin 4'ü çıkaran grup, bonham sayesinde müthiş bir davul performansı yakaladı ve çıktıkları konser turunda beatles'ın seyirci rekorunu kırdı.
1972 yılına gelindiğinde, grubun medyaya karşı tavır aldığı gözlerden kaçmıyordu. verdikleri demeçlerin yanlış aktarılması, hiç konuşmadıklarında da olmayan şeylerin yazılması üzerine grup basınla konuşmama kararı aldı. bu durum sürerken çalışmalarına hız veren grup, 1973'te houses of holy adlı albümlerini çıkardı. artık progressive rockın sınırlarını zorlayan grup için gene rolling stones dergisi bir yorumda bulundu: " artık sınırlarının farkında varıp blues rocka dönmeliler. ancak böyle kalıcı olabilirler." fakat grup bu yazılara aldırmadı ve 1975 yılında hard rockın dönüm noktası olarak bilinen physical graffiti adlı albümü çıkardı.
ardından grup elemanları için kabus gibi hayatlar yaşanmaya başladı.
ilk olarak robert plantin karısı öldü. bu olaydan dolayı plant depresif günler geçirse de, 1976'da piyasaya çıkacak olan presence albümü, daha çıkmadan siparişlerle platin plak alan ilk albüm oldu. aynı yıl 1973'te bir konser sırasında kaydedilen song remain the some hem film hem de albüm olarak piyasaya sunuldu.
1977'ye gelindiğinde robert plantin üzüntüsünün oğlunun ölümüyle bir kat daha arttığı gözlemlenmekteydi. grubun basınla konuşmama kararı hala devam etmekle beraber, basın grup hakkında haberler çıkarmaktan geri kalmıyordu. bu dönemde basının jimmy page için hazırladığı yeni imaj, satanist imajıydı. hatta plantin oğlunun ve karısının pagein büyüleri yüzünden öldüğü bile yazılan haberlerdendi.
basının kendileriyle uğraşmasına aldırmayan grup, 1979'da son stüdyo albümleri olan in through the outdoor albümünü çıkardı ve albüm çıkar çıkmaz daha önce çıkardıkları tüm albümleri de billboardlarda ilk 200'e taşıdı.
john bonhami led zeppelin'le beraber bir sürü seyirci rekoru kırmış, yüzlerce konserde çalmış olmasına rağmen, geçen yıllar içinde bir türlü sahne fobisini yenememişti. gene bir konser öncesi bu korkusunu yenmek için votkasını yudumlamaya başlayan bonham bütün gün içti. gece yarısı bütün içtiklerini kusarken gözleri kapanan bonham, gözlerini bir daha açamayacak kadar sarhoştu. (25 eylül 1980)
bonham'ın ölümünden sonra dağılan grup elemanları solo çalışmalara başladılar. bu solo albümlerin dışında page ve plant no quarter adlı içinde led zeppelin şarkılarının coverlarının bulunduğı bir albüm de yaptılar.
tee 98 yılından kalma elime geçen bir baal dergisinden bilgiler ve sayılar alınarak yazılmıştır.
amerika'da 100 milyon satış rakamıyla the beatles ve elvis presley'in ardından ücüncü sırada bulunan efsanevi progressive rock grubu. dünya genelinde de 300 milyondan fazla albüm satışına ulaşmışlardır.
blues ile rock arasındaki köprüyü oluşturan,metale kaynak yaratan eski rock efsanelerinden biri.yaratıcılıkları ve üretkenliklerini takdir etmek lazım.ayrıca şarkılarında doğu ezgilerinide barındırırlar.hatta bazı şarkıları bana türk filmi müziklerini de anımsatır.(bkz: out on the tiles) (bkz: over the hill far away).
ve efsaneler:
(bkz: stairway to heaven)
(bkz: kashmir)
(bkz: black dog)
(bkz: immigrant song)
(bkz: moby dick)
(bkz: ramble on)
(bkz: rock and roll)...
dün çanakkale*de bir kitapçıda tüm albümlerinin ve şarkılarının tek tek anlamlarını, hikayelerini anlatan bir kitapçık indirdiğim, sevdiğim ve en önemlisi çığır açtığını düşündüğüm saygı duyulası grup.
her şeyin mükemmeline sahip bir gruptu(r). doğaldır, vahşidir ondan bu kadar çok sevilir. zaman zaman bonzoyu teknolojik olanaklarla diriltme arzusuyla dolsam da onun yerine led zeppelin iv'ü açıp hayallere dalmakla avunmak da bir çözümdür. stairway to heaven'daki backmasking ile kaydedilmiş mesaj hala gündemi işgal etmekte, yaza damgasını vurmaktadır.
illa bir giriş cümlesi yazmak gerekirse hala gelmiş geçmiş en büyük (rock) gruplarından biri olmasının en büyük sebebi birbirinden öte dört adet müzikal dehaya ve menajer peter grant'e sahip olmasıdır.
aslında her grubun hayali led zeppelin'de gerçekleşmiştir. her üye kendi yolunda döneminin hatta sonrasının en iyilerinden olmuş, hatta efsanevi bir üne ulaşmışlardır.
1968'de başlayan ve hala pek çok müzisyeni etkileyen bu hikayeye başlamadan önce grup üyelerine bir göz atalım.
en başta grubu yaratan insan jimmy page'i görüyoruz. on beş yaşında müzik dünyasına adım atar, gencecik yaşına rağmen big jim sullivian ile dönemin en çok aranan studyo müzisyeni olarak herkesin dikkatini çeker. rock'n'roll ve blues dinleyerek kendini geliştirir, bu türleri kendine özgü tarzıyla hard rock'a uyarlayarak yaptığı eserlerle led zeppelin'in yolunu açar.
jimmy page studyodaki kayıtlar sırasında değişik gruplarla çalarken tanıdık bir sima ile yolları sürekli kesişiyor. bu kişi daha sonra led zeppelin'in arka planda duran ama müziğinin gelişiminde belki de en "sanatsal" hatta "sofistike" katkıları yapan ve grup üyeleri türlü bunalımlara girip, uyuşturucu buhranlarına tutulduklarında bile grubu ayakta tutan john paul jones oluyor.
bas gitar konusunda kendine has sağlam tarzı olan bu adamın esas etkisini led zeppelin iv sonrası grup üyelerinin ruhlarını biraz da ayrı diyarlara sürüklemesinin büyük etkisi vardır.
jimmy page'in yardbirds dönemine göz atmadan önce yayın süresinin yetmeme korkusundan ötürü diğer iki üye hakkında da bilgi vermek istiyorum. jim morrison gibi olmasa da kendi tarzıyla, giyimi, sahnedeki tavırları, mistizme olan tutkusu ile robert plant gelmiş geçmiş en büyük vokallerden olmasının yanı sıra en büyük "frontman"lerden biri de olmuş ve nitekim jimmy page ile tanışması iki "ruh ikizi" insanın karşılaşması gibi bir şey olmuştur. herkesin beğendiği, efsane olmuş bir sürü led zeppelin parçası bu ikilinin elinden çıkmıştır. müziklerinin ve grubun gizemli havasında ikisinin mistizme olan tutkusu da inkar edilemez. bunu sonra tekrar inceleyeceğim.
grubun son olarak bilgi vermek istediğim üyesi ise ,son derece subjektif bir yorum olsa da, bence gelmiş geçmiş en büyük davulcu olan john bonham'dır. küçük yaşından beri tencere tavalarla kariyerine erkenden başlayan, çok sağlam hatta "ölümcül" içki tutkusu olan, çılgınlıklarıyla ünlü ama evde munis bir aile babası olan bu adam gerek sahne şovları, elleri kanatıncaya kadar çalarken insanlara yaşattığı duygularla led zeppelini oluşturan çarklardan biri olmuştur. john bonham'ın gürültülü çaldığı için pek çok yerde hoş karşılaşmadığını da belirtmek gerekir.
sonuna kadar hak vererek belirtmek gerekir ki led zeppelin'in bu kadar farklı olması müziğindeki vahşilik ve hayvansı doğada yatar. bunun sadece vokalle alakalı olmadığını da söylemem gerekir. gene de robert plant'in çığlıklarla süslü, cici çocukları günaha çağıran vokali bu durumu yaratan en büyük etkendir kanımca.
studyo imge'nin led zeppelin kitabında okuduğum bir cümleyi de alıntılamak istiyorum. led zeppelin'in "hayvansı ve vahşi" müziğini ve herkesi kendinden geçirmesinin sebebi rober plant'in sesiyle, jimmy page'in gitarıyla, john bonham'ın davuluyla sevişmesidir. bu "sevişme" sürecini bazı şarkılarda iyice anlamak mümkün. kendi yorumumu da eklersem ben john paul jones'un bu "sevişme" sürecini bas gitardan ziyade klavye çalarken yaşadığını düşünüyorum.
tarihi 1968'e geri alırsak jimmy page'in yardbirds'ü ayakta tutmaya çalıştığını görüyoruz. yardbirds için ünlü müzisyen üretim ve dış dünyaya sunum merkezi diyebiliriz. jeff beck, eric clapton gibi ustalar bu gruptan çıkmıştır.
yardbirds bildiğimiz led zep üyelerinin alımıyla the new yardbirds'e dönüştü. bu isim piyasaya yeni bir grup olarak çıkmalarından daha güvenilir bir yoldu ama yetersiz kalıyordu. peter grant'ın çabalarıyla grup konserler vermeye başladı. "ucuz bir ingiliz grubu" daha eleştirilerine rağmen grup yoluna devam etti. o dönemde sönen bir sürü gruptan etkilenerek john bonham'ın dostu the who'nun efsanevi davulcusu keith moon kurşun gibi çakılan gruplardan lead zeppelin adını buldu. grubun adının neden led zeppelin'e döndüğünü soranlara robert plant bir kere alkollü kafayla çünkü salak amerikalılar lead'i anlamıyor demişti. bir ek olarak da keith moon ve dostu john bonham'ın kaderlerinin trajik şekilde benzer olduğunu da söylemek gerekir.
tüm zamanların en hızlı çıkışını yapan albüm olan led zeppelin (i) sadece 30 saatte kaydedilmişti. albümde blues'tan yoğun etkilenme vardı. bazı parçalar eski bestelerin hard rock'la birleşmiş kusursuz hallerini oluşturuyordu. hızlı ve akıcı good times bad times, eski blues bestesi olan ama tanınmayacak hale gelen büyüleyici dazed and confused, sürati ve ilginç gitar solosuyla ün yapan communication breakdown ve eski bir halk şarkısının acıklı yorumuyla bir klasik olan babe, i'im gonna leave you albümün bel kemiğini oluşturuyordu. basının tüm olumsuz eleştirilerine rağmen led zeppelin efsanesi başlamıştı. albüm satışları giderek artarken plak şirketleri de peşlerinden koşuyordu. bu başarının sonunda led zeppelin ahmet ertegün'ün sahibi olduğu atlantic records ile beş albümlük bir sözleşme imzaladı.
peter grant'in ve grubun hedefi elbette lokal bir başarı değildi. hedef amerikaydı. bunun başarılması hemen olası değildi ama jeff beck'in turnesini iptal etmesiyle onlara gün doğdu. ilk konserleri sonunda led zeppelin ortalığı yıkmıştı. seksi tavırlarıyla robert plant kızların yeni odağı oluyordu. bonham ellerini kanatana kadar davul soloları atarken, jimmy page gitarıyla insanın aklına gelmeyecek şovlar yapıyordu. tükenmek bilmeyen vahşi performanslarıyla led zeppelin birden kendini spotların altında buldu.
grup üyeleri de yavaş yavaş kişiliklerini müziğe daha çok katmaya başlamıştı. amerika'dan dönüş sonrası ingiltere'de ilginin çığ gibi arttığı görülüyordu. bu başarıdan alınan güçle grup 1969'da studyoya girdi. studyodan çıktıklarında gene yer yerinden oynuyordu. led zeppelin ii inanılmaz bir ticari başarı gösterdi. albümün açılış parçası whole lotta love hala bilinen en büyük rock parçalarından biri olmuştu ve "savaşma seviş" düşüncesine birebir uyuyordu. robert plant'in erotik vokali ve sonundaki orgazm taklidi kaotik vokali ile grup kısa sürede muhafazakar kesimin büyük tepkisini topladı. şaşırtıcı olmayacak bir şekilde bu durum ünlerinin daha da artmasını sağladı.
albümde boş yoktu. konser versiyonlarında robert plant'in gene "yaramaz" vokalleriyle renklenen what is and what should never be, aynı yoldan giden heartbreaker, stairway to heaven'a giden yolu açan mistik bir kadına yazılmış olan robert plant imzalı thank you, ilk albümde bulunmayan ama önceki turnede bonzo'nun ününü daha da artıran moby dick ve robert plant'in sesini ne kadar farklı kullanabileceğini gösterdiği bring it on home albümün en ilgi çeken parçaları oldu.
grubun hedefi gene ingiltere'den çok amerikaydı. çünkü oradaki ilgi giderek daha büyüyor, groupieler led zeppelin üyelerinin önünde kamp kuruyor, albümler ve led zeppelin envanterleri yok satıyordu. turneler giderek daha görkemli daha çok kişiye hitap eder olmuştu. bu dönemde de led zeppelin üyeleri otel odalarındaki efsanelerine başladılar ve kısa zamanda yaptıkları tahribat yüzünden otellerin en nefret ettiği grup haline geldiler.
peter grant'in çalışmaları giderek meyvelerini veriyordu. artık led zeppelin o dönem amerikada etki sahibi pek çok grupla yanyana anılıyordu. hatta yaptıkları rezaletler ve giderek artan mistizm perdesi grubu pek çok muadilinden daha çekici hale getirdi.
grubun beklemeye tahammülü yoktu ve zaman kaybetmeden 1970'te yeni albümün kayıtları başladı. bron-y- aur adını verdikleri bir kır evinde üretim başladı. bu albümde page ve plant'in keltik köklerine uzandığını görmek mümkün. parçalarda folk müziğin etkisi bolca hissedilirken led zeppelin de giderek müziklerine daha farklı öğeler katıyordu.
bu dönemde grubun "şeytani" olduğuna dair söylentiler artmaya başladı. jimmy page'in okultizme ve alaister crowley'e olan büyük ilgisi, robert plant'in çeşitli kelt ritüellerinde görülmesi bunları daha da güçlendiriyordu. diğer iki grup üyesi bunlara ilgi göstermedi. ek olarak jimmy page hala günümüzdeki en büyük aleister crowley koleksiyoncusudur ve bu tutkusu onun bir yıl yaşadığı loch'taki boleskine şatosunu satın almaya kadar varmıştır.
yeni albüm led zeppelin iii piyasaya çıktığında önceleri ilk iki albüm kadar patlama yapmadı. bunda şarkıların folk rock'a kaymasının da büyük etkisi vardı. gene de artan mistizm perdesi ve grubun olağanüstü sahne şovlarıyla albüm gene de listelerde gücünü korudu.
albüme göz atmak gerekirse, şarkılarda oldukça kasvetli bir hava görmek mümkün. önemli parçalara değinirsek grubun adına yakışır biz hızda ilerleyen kuzey mitolojisinden bolca etkiler bulunan açılış parçası immigrant song, "şeytani" vokalleri ile tepki toplayan folk etkisini bolca yansıtan friends, gerçek bir blues klasiği olan acıklı since i've been loving you, ortaçağdaki bir idamı mandolin eşliğinde anlatan gallows pole ve robert plant'in gene sesi ile şov yaptığı hats of to (roy) harper'ı sayabiliriz.
led zeppelin başarılı geçen turneler sonrası tüm zamanların en başarılı rock albümlerinden birine imza atmak üzere gene çalışmalara başladı. tarih 1971'in son aylarıydı.
albüm led zeppelin iv, untitled, zoso, four symbols gibi muhtelif isimlerle bilinse de grup albümün üzerine hiç bir şey yazmama kararı aldı. hakikatin lambasını tutan bilge resmi ve dört gizemli sembol dışında albüm üzerine hiç bir şey yoktu. plant, bonham ve jones'a ait üç sembolde dikkatli gözlerce bilinen kelt sembolleri olsa da jimmy page'in sembolü "zoso"nun ne anlama geldiğini kimse bilmiyordu. bu sembollü şeytanla özdeşleştirenler, albüm kapaklarını yakanlar led zeppelinin etrafındaki gizem perdesini iyice arttırdı.
piyasaya çıkışının ardından albüm grubun kariyerindeki en büyük başarıyı gösterdi. basının da ilgi odağı olmalarının etkisiyle albümün süksesi artıyordu. üzerinde hiç bir şey yazılı olmaması da albümün başarısı ticari olarak etkilemedi aksine arttırdı.
en başta değinmek gerekirse albüm rock tarihinin en büyük parçalarından biri olarak kabul edilen, gitarı eline alınca herkesin illa çalmaya çalıştığı stairway to heaven'ı içeriyordu. kuzey mitolojisi imgeleriyle bezenmiş, mistik bir kadını anlatan bu parça kısa zamanda herkesi ele geçirdi ve o dönemde pek çok genç yaşta ölen insanın cenaze müziği oldu.
parçayla ilgili ve hala günümüzde bile konu olan en önemli nokta tersten dinlendiğinde mesajlar içerdiği iddiasıydı. o dönem gruplarında backmasking çok yaygındı. meşhur gizli mesajın "şeytani" imgeleri tüm muhafazakarları kınamaya ve lanetlemeye çağırıyordu.
gizli mesaj hakkında çok uzun yıllar dalga geçsem de dinlediğim de o malum sözlerin olduğunu gördüm. ama bana komik gelen şu ki o mesajın varlığı grubu ne "kötü" ne de "iyi" yapıyor. "aman adamlar da satanistmiş" deyip grubu lanetleyenlere tabii ki bir şey diyemiyorum. günümüzde pek çok grup her türlü şiddet ya da inançlara aykırı bir sürü sözü yazdıkları halde bu kadar ilgi görmezken bu gizli mesaj hala tartışılıyor. aslında bu olaydan da peter grant ve grup üyelerinin amaçlarına ulaşıp bu gizem perdesini yıllar sonra bile koruyabildiklerini görüyoruz.
albüm elbette sadece stairway to heaven'dan ibaret değildi. şarkıya ad bulamadıkları için studyoya giren siyah bir köpeğin adını verdikleri black dog, konserlerin demirbaşı bonzonun döktürdüğü rock and roll, plant'in fairport convention'ın solisti sendy denny ile düet yaptığı mistik battle of evermore, bonham'ın döktürdüğü four sticks ve akustik going to california'yı da iz bırakan şarkılar olarak saymak mümkün.
albümün büyük başarısının en büyük kanıtı dört yıllık aradan sonra grubun ingiltere konserindeki coşkuydu.
grup bir süre çalışmalara ara verdi. aslında yavaş yavaş grubun karanlık dönemleri de başlıyordu. page ve plant'in uyuşturucuya olan aşırı düşkünlükleri, bonham'ın içki sorunları bunlardandı. john paul jones ise bu dönem itibariyle grubu toparlayan insan rolüne soyundu.
tarihler 1973'ü gösterdiğinde houses of the holy piyasaydı. grup müzikal rotasını soul, reggae ve funk'a çevirmişti. burada yaptıkları seyahatlerinin etkisi de yadsınmaz. albüm kapağıyla gene yankı yarattı. bir sürü çocuk mistik bir ortamda bir ışığa doğru çıplak ilerkenken yek yetişkin figür bir çocuğu ışığa kurban ediyordu. kapak dizaynı pink floyd'un da pek çok kapağı tasarlamış olan storm thorgeson'a aitti.
albüm çıktığında fanlar tarafından yadırgandı hatta basında pek çok olumsuz eleştiri aldı. led zeppelin'in tükendiğine dair yazılara rağmen aslında grup kendini tekrar etmeme geleneğini sürdürüp farklı yollara açılmıştı.
dikkat çeken parçalar arasında yıl sonunda çıkacak olan madison square garden konseri ve kısa çekimlerin toplaması olan led zeppelin tarihinin en önemli konser kaydına isim verecek olan the song remains the same, acıklı akustik yapısıyla rain song, coşkulu over the hills and far away ve pek çok kere coverlanmış olan d'yer maker'ı sayabiliriz.
bu dönemden sonra grup müziğe bir süre ara verip kendi şirketleri swan song'u kurdu. çeşitli çalışmalarda konuk müzisyenlik yaptılar ve monthy python and the holy grail filmine finansal katkıda bulundular.
konser filmi the song remains the same grubun konser açısından ne kadar başarılı olduğunu gösterirken kimi mistik çekimlerle grubun okultizme olan tutkusunu gösteriyordu. aynı zamanda grup üyelerin gündelik hayatlarından kesitler bulmak da mümkündü. agresif kişiliği ile bilinen john bonham'ın tarlasında ya da atolyesinde çalışan, oğluna davul çalmayı öğreten müşfik bir baba olduğunu görmek de hoş detaylardan biriydi.
1975'e konserlerle başlayıp suskunluğunu bozan grup tekrar büyük ilgiyle karşılandı. studyodaki çalışmalar rock tarihinin en önemli bir başka albümü ile sonuçlandı. grup tarihinin tek duble albümü physical graffiti de bütük ilgiyle karşılandı.
grubun değişik müzik türlerine ilgisi sürüyordu. bu albümden de sert yapısıyla dikkat çeken the rover, robert plant'in bir nevi günah çıkardığı in my time of dying, eğlenceli trampled underfoot ve hard rock çizgisindeki sick again gibi parçalar çıktı.
ama albümdeki en büyük pay kesinlikle led zeppelin tarihinin dönüm noktalarından biri olan kashmir'e aitti. grubun doğu kültürlerine olan sempatisini yansıtan bu beste tüm grup üyelerinin katkısını içeriyordu ve doğuya yapılan yolculuklardan ilham alınmıştı. orkestrasyon kullanımı bu parça ile doruğa ulaştı.
ama dürüst olmak gerekir ki albümün yarattığı etki asla ilk albümler gibi değildi. ve punk akımının yükselişi, plant'in kişisel sorunları, page'in uyuşturucu konusunda giderek artan açlığı grubu giderek düşürüyordu.
grup lanetlenmişcesine bir biri ardına daha da kötü olaylar gelmeye başladı. plant'in rodos adasında büyük bir trafik kazası geçirmesi bunun "şeytanın laneti" olduğu söylentilerini yaratıyordu. şeytanla yaptığı kanlı anlaşmanın bedelini ödemesi için bunların olması gerektiğine dair bir sürü yazı yazıldı. grupta moral kalmamıştı ve yeni albüm için çalışmalar başlarken robert plant tekerlekli sandalyede arkadaşlarına uyum sağlamaya çalışıyordu.
1976 sonunda led zeppelin'in tarihindeki en karanlık albüm olan presence piyasaya çıktı. jimmy page için özel bir anlam taşıyan bu albüm muhafazakarlar için bir nevi günah çıkarmaydı. for your life ve özellikle nobody's fault but mine bunu doğrularcasına sözler içeriyordu. ama albümün en önemli parçası grup üyelerin her açıdan doruğa ulaştığı ama john bonham ayrı bir ön plana çıktığı achilles last stand oldu.
felaket bulutları dağılmıyordu ve plant'in oğlu karac mikrobik bir enfeksiyondan hayatını kaybetti. plant iyice yaşama gücünü kaybederken grubun dağıldığı dedikoduları giderek arttı. led zeppelin tarihinin en kötü dönemini geçiriyordu.
bu dönemde en çok ön plana çıkan isim john paul jones oldu. gölgedeki lider olarak bilinen jones grubu toparlamak için büyük çaba harcadı. kendi müzikal ilgilerini parçalara yansıtarak grubu tekrar bir araya üretebilir bir hale getirdi.
1979'da led zeppelin'in son studyo albümü in through the out door piyasaya çıktı. güney amerika müziğinin daha doğrusu jones etkisi güçlü bir şekilde hissediliyordu. albüm kısa sürede platin plak kazandı. duygusal balad all my love, gitar sololarıyla bezeli carouselambra ve acıklı i'm gonna crawl önemli parçalardandı.
grup knebworth festivalinde sahne alırken bitmediklerini kanıtlıyordu ama havada buruk bir şey vardı. felaketin etkileri hala hissediliyordu.
ama son darbe 1980'de geldi. john bonham'ın içkiye olan düşkünlüğü sonunda hayatına mal olmuştu. aşırı bir içki seansından sonra kusmuğunda boğulmuştu. bu olay grup üyelerine son darbe oldu. şeytanın gazabının onları bulduğuna dair sevinç dolu bildiriler yayınlayan insanlar son derece mutluydu.
grup bonham'ın ölümü ile artık devam etmenin bir anlamı olmadığına karar verdi. zaten punk akımının yükselişiyle hard rock'ın çok sancılı günler geçirdiğini onlar da biliyorlardı.
bonham'ın ölümünden sonra 1980'de grubun albüme koymadığı çalışmalar olan coda yayınlandı. albümde bonham'ın moby dick'ten sonra en sevdiği çalışması olan bonzo's montreux bulunuyordu.
grup üyeleri yollarına devam etti. robert plant solo kariyerine başladı. bir çok albüm yaptı, özellikle son dönem albümleri ne kadar başarılı olursa olsun asla led zeppelin'in ticari başarısına ulaşamadı. page de kariyerini sürdürdü, david coverdale ile çalışmalar yaptı. jones ise prodüktörlük, öğretmenlik ve film müziği konularına el attı.
1994'te page ve plant sonunda bir araya geldi. çıkardıkları no quarter albümü ile eski led zeppelin parçalarını, yallah ve wonderful one adlı iki parçayı da daha doğulu müzisyenlerle ve ironik bir şekilde unledded olarak yorumladılar. albümde en dikkat çeken yorumlar kashmir ve najma aktar adlı bir vokalistle tekrar yorumlanmış olan the battle of evermore'du.
ikili 1998'de tamamen yeni şarkılardan oluşan walking into clarksdale albümünü çıkardı. bu albüm de asla led zeppelin dönemi kadar ticari başarı yakalayamadı ama ilerleyen yaşlarına rağmen iki ustanın ne kadar başarılı olduğu görülüyordu. orkestrasyonlar ile süslü upon a golden horse albümdeki en ilgi çekici parçalardan biriydi.
5 mart 1998'de page & plant istanbul bostancı gösteri merkezinde iki ayrı konser verdi. led zeppelin'i tam olarak göremeyenler için en azından mükemmel bir teselli oluyordu.
grubun tüm bunların dışında early days adında toplama albümleri, remasters adlı başka bir box set'i çıktı. londra filarmoni orkestrası led zeppelin klasiklerini kashmir: symphonic led zeppelin adı altında yorumladı.
bu büyük mistik grubun başarısında en büyük paylarının doğallıkları olduğunu düşünüyorum. müziği sırf gösteriş için süslemeden en hayvansı en doğal şeklinde yansıtıp insanların içindekiler ortaya dökerken, baladlardaki duygusal inceliğin de pek çok insanın içine hitap ettiğini görüyorum. ve en önemlisi kuruluşundan otuz küsur yıl sonra bile hala led zeppelin pek çok insan tarafından keşfediliyor ve pek çok müzisyene hala ilham veriyor.
not: yazı el emeği göz nurudur. ürünümüzde en ufak bir kopi-peystium bulunmamaktadır.
studyo albümleri:
led zeppelin / (12 ocak 1969)
1.good times, bad times
2.babe ı'm gonna leave you
3.you shook me
4.dazed and confused
5.your time ıs gonna come
6.black mountain side
7.communication breakdown
8.ı can't quit you baby
9.how many more times
led zeppelin ii / 22 ekim 1969
1.whole lotta love
2.what ıs and what should never be
3.the lemon song
4.thank you.
5.heartbreaker
6.living loving maid (she's just a woman)
7.ramble on
8.moby dick
9.bring ıt on home
led zeppelin iii / 5 ekim 1970
1.ımmigrant song
2.friends
3.celebration day
4.since ı've been loving you
5.out on the tiles
6.gallows pole
7.tangerine
8.that's the way
9.bron-yr-aur stomp
10.hats off to (roy) harper.
led zeppelin iv (adsız) / 8 kasım 1971
1.black dog
2.rock and roll
3.the battle of evermore
4.stairway to heaven
5.misty mountain hop
6.four sticks
7.going to california
8.when the levee breaks
houses of the holy / 28 mart 1973
1.the song remains the same
2.the rain song
3.over the hills and far away
4.the crunge
5.dancing days
6.d'yer mak'er
7.no quarter
8.the ocean.
physical graffiti / 24 şubat 1974
disk 1
1.custard pie
2.the rover
3.ın my time of dying
4.houses of the holy
5.trampled under foot
6.kashmir
disk 2
1.ın the light
2.bron-yr-aur
3.down by the seaside
4.ten years gone.
5.night flight
6.the wanton song
7.boogie with stu
8.black country woman
9.sick again
1.ın the evening
2.south bound saurez
3.fool ın the rain
4.hot dog
5.carouselambra
6.all my love
7.ı'm gonna crawl
coda / 19 kasım 1982
1.we're gonna groove
2.poor tom
3.ı can't quit you baby
4.walter's walk
5.ozone baby
6.darlene
7.bonzo's montreux
8.wearing and tearing
müzik tarihine baktığımızda iki tane çok büyük grubun kendileri gibi büyük vefa örnekleri gösterdiklerini görürüz.bunlardan biri led zeppelin diğeri de def leppard dır.def leppard üyeleri rick allen ın kolunun kopmasından sonra ona kapı göstermek yerine çözüm üretmişler ve sıkı sıkıya kenetlenmişlerdir.led zeppelin üyeleri ise bonzo nun ölümünden sonra asla o isimle devam etmemişler,içinde bulundukları oluşumlara daima farklı isimler vermişlerdir.
small faces grubundan ciddi şekilde ilham almışlardır.hatta birçok kez small faces taklitçiliğiyle suçlanmışlardır.ortada taklitçilik yoktur bana göre,saygı duruşu vardır.parçalarında kullandıkları small faces ritmleri,hatta lirikleri small faces ın da sık sık selam ettiği yerel blues kahramanlarından gelmektedir.taklitçi bir grup ne in my time of dying ne de stairway to heaven yapabilir zaten.