stendhalın zannımca en bilinen romanı. yazar kişi realizm akımının öncülerinden olduğu için, bu eserde çok rahat bir şekilde görülmektedir gerçekçilik izleri.
kitabın ismi üzerine çeşitli şeyler söyleniyor. stendhal neden bu ismi seçtiğini hiç açıklamamış, bir gece arkadaşlarıyla otururken düşüncelere dalmış, ve bu sözcükler dökülmüş ağzından: "kırmızı ve siyah olmalı." yapılan yorumlar ise haliyle değişiyor, bazıları kırmızının (üniformaların renginden mütevellit) askerliği temsil ettiğini, siyahın ise rahiplerin yerine kullanıldığını savunur, ki kitabın ana kahramanı julien sorel bu iki meslek arasında bocalayan biridir. bazı yorumlarda bu iki rengin kumar masası renkleri olduğu ve stendhal'ın bu isimle, hayatı kumara benzettiği öne sürülür, ki bu da olasıdır zannımca; çünkü o julien sorel "fırsat dışında, hayatta hiçbir eksiği olmayan biriyim," diyen bir kişidir. bir başka yorum da kırmızı rengin dürüstlüğü, temizliği temsil ettiğini, siyahın ise çıkarcılık, alçaklık, dolandırıcılık göstergesi olduğunu iddia eder, "roman bir ayna gibidir, yol boyunca gezdirilen bir ayna. orada yeşillikler de görülür, çamurlar da," şeklinde bir gerçekçilik savunucusunun, pek tabi olaya bu mantıkla yaklaştığı düşünülebilir.
içeriğine gelirsek (yaklaşık dört yıl önce okuduğum için biraz sıkabilirim), bir köylü çocuğu olan julien sorel'in hayatı anlatılıyor kitapta. çok yakışıklı bir erkek olan julien, aynı zamanda çok da zekidir, araştırmaya, okumaya meraklıdır. soyluların evlerinde öğretmenlik yaparak burjuvaziye girer. hırslı bir erkek olduğu için, bu hayatta kendine yer bulmaya çalışır. iki kadın vardır kitapta, aşık olduğu, ilk olarak öğretmenlik yaptığı evin sahibinin güzel eşi ve oradan kaçmak zorunda kaldığında gittiği paris'te çalıştığı evin sahibinin kızı (adı marianne olabilir). ikisini de çok sever görünür julien, buna inanır da. ama kitapta var olan gerçekçilik insanın canını yakar, julien'in iki aşkı da bazen çok asil, çok yüce görünür göze, bazense sadece julien'in kendini inandırdığı yalanlardan ibaret.
bunların arka planında ise, yanlış hatırlamıyorsam napoleon siyasetinin sıkıntılarının yaşandığı dönem anlatılıyor. julien'in katip olarak katıldığı bir toplantıda, devletin görünmeyen ayanları, iç siyasetteki çirkeflikleri pek de güzel gözler önüne seriyor.
bölüm başlarında yer alan alıntılar (iki bölüm dışında hepsinde vardı) dikkatimi çekmişti bir de, çok geniş bir tarz yelpazesi belirgin şekilde göze çarpıyordu bunlarda.*
tüm bunların dışında ise, bir de konu açısından benzerlik gösteren bir türk edebiyatı eseri vardır: (bkz: mai ve siyah)
elimde 1945 yılında birisine babası tarafından hediye edilmiş olduğu kapağındaki el yazısından anlaşılan bir basımının olduğu kitaptır.kapağı dahil bütün sayfaları sararmış ve yıpranmış,yer yer yırtılmış bir halde bir sahaftan aldığım,bu haliyle oldukça anlamlı ve estetik olduğunu düşündüğüm stendahl romanı.(bkz: babamdan bana 1945)
kitapta önce julien ile bayan renal'in ve daha sonra julien ile mathilde'nin aşkı anlatılıyor ve kitabın sonunda üçü bir noktada kesişiyor.
okurken julien ile mathilde'nin ilişkisinde bir eğretilik sezmiştim. ne istediğini bilmeyen özürlü mathilde'nin bir öyle bir böyle olan dünyası klasikleşmiş bir kitaba nasıl örnek olarak verilir diye bi düşünmüştüm. julien ona kendini beğendirebilmek için içinden geleni değil de onun psikopat ruhuna göre davranmak için kasıyordu. halbuki gerçek şeylerin yoğunlukta olduğu bir sevgide karşındakinin içinden gelen zaten senin hoşuna gidendir. sonra anladım ki meğer zaten stendhal kitapta iki aşkın karşılaştırmasını yapıyormuş: bayan renal ve mathilde'nin; gerçeğin ve sahtenin.
ve julien ölür. mathilde cenazesinde herkese para dağıtır; mezarını taşlarla donatır. ağlar, yakarır. bayan renal ise acısına dayanamayarak tek kelime bile etmeden üç gün sonra vefat eder. kırmızı ve siyah da buradan gelmektedir. kırmızı mathilde'nin siyah bayan renal'in; kırmızı gösterişin, siyah ölümün rengi. kırmızı göz boyar ve ben burdayım diye bağırır, siyah ise asildir ve daima sessizdir.
gerçek aşk asla ve asla göz önünde olmayandır ve ona sahip olabilecekler dışarı taşırmayacak kadar geniş bir dünyaya sahiptirler zaten. eğer bu böyle değilse çekiceğim cezanın on katını çekeyim.
ayrıca bu kitabın nasıl klasik olduğunu da anladım.
"bir gün bir adam kendinden bir şeylerini -toplumsal dengesizliklere olan öfkesini, kendi ikilemlerini bir kitapta toplamaya karar verir. yazar ve bunu herkesin bilmesini ister. önce kitaba ilgi gösterilmez. zaten kırmızı ve siyah için yazıldığı zamanda yankı uyandıramamış derler. sonra bu markizlerin de içinde bulunduğu bir yemekte balzac kırmızı ve siyah'ı över. ordan birisi de ona yalakalık yapmak için onaylar, sonra birisi daha. sonra başka biri de beğenmedim demeye korktuğu için beğendim der ve bu böyle devam eder."
genelde macera kitabı olmadığı sürece kitabın sonunda ne olduğu çok öenmli değildir zira sonu için değil de daha çok seyri için okursun. o yüzden sonunu söylemekte bi zarar görmedim. ikinci olarak bunlar tamamen benim düşüncem belki stendhal gerçekten de sadece askeri giysilerin renginden almıştır kitabın ismini kimbilir ve ayrıca küçücük bir şeyin zincirleme bir şekilde nasıl büyüyebildiğini çok iyi biliyorum.
dünya klasiklerinin belki de en güzellerinden birisi.bütün bir güzel yaz günümü sırf bu kitaba başlayıp bitirebilmek için odamda harcamıştım zamanında.sonu ise ağlama kriziyle bitti.derinden etkilemişti beni.evet kitabın adı konusunda çeşitli söylentiler olduğu doğru ve bunlardan birisi de şu:
kırmızı aşkın,büyük tutkunun;siyah ise ölümün rengidir.bu ikisi de örtüşüyor zaten kitapta.herkes okumalı bence.
adını belki de aşkın ve ölümün simgeleri olan renklerden alan roman, büyük bir hırs sahibi ve yükselme arzusundaki yakışıklı, etkileyici rahip julien sorel karakterinin taşrada ki basit yaşamından yüksek sosyeteye kabul görmesine kadar geçen süreci, aşklarını, çevreyle ve kendisiyle olan savaşını anlatıyor.ülkede ki aristokrasi ve orta sınıf çatışmasını süper işleyen roman devrim fransa’sından sonraki dönem hakkında bilgi edinmemizi de sağlıyor.romanda bazı yerleri kaçırmamak için fransız ihtilalini ve sonraki dönemi biraz bilmekte gerekir sanırım.ve etkileyici bir son.aşk denene inanmadım hiç,onu yaşamadım, ama öğrendim diyebilirim. * öyle bir kitaptır.
stendhal kendi yaşamından kesitleri romana uyarlamıştır.ayrıca romanda her bölümün başında ünlü birilerinden epigraf bulunur.ayrı bir tat vermiştir bunlar romana.sırf sonu için bile okunabilir..hatta okuna…
marie henri beyle stendhal, bu ünlü romanının başına ingilizce olarak "mutlu birkaç kişi için" diye yazmıştı, bir adama olarak, romanını herkesin değil, ancak edebiyat eğitimi görmüş, yetişmiş, o bakımdan mutlu birkaç kişinin anlayabileceğini düşünmüştü çünkü, ya da bunun şakasını yapmıştı.
stendhal'ın yer yer insanı yoran, bezdiren anlatım biçimine karşın, içeriğiyle başyapıt sıfatını hakeden romanlardan. benim açımdan "kitap sevgisi" kazanmamı sağlayan ilk kitap (kırmızı ve siyah'tan önceki on altı yıl boyunca sadece kolay okunan kitaplara meylim vardı) olma özelliği de taşıyor. vakti zamanında, kırmızı ve siyah'tan için "basit bir aşk romanı" diyen bir arkadaşımla tartışıp aramı açmışlığım var. pişman değilim. gene olsa gene çemkiririm.
ilk satın alma teşebbüsümde kazıklandığım kitaptır,netekim bana sadece ilk ciltinin satılmış olduğunu sonradan farkettiğim kitaptır,durumu farkettiğimde ise iş işten geçmiştir.
eskiden bir bahar vardı, lavta ve arp,
düşmezdi elimizden le rouge et le noir;
üşürdü kadınlar, ellerimiz eldiven,
atkıydı kollarımız engerek soğukta,
karakışın ardından çözülürdü yumak:
tuz ve tütsü, kül ve duman, kelimeler,
sesler ve tınılar ve gece: gecenin
sonunda ışık vardı.
le rouge biraz daha kanadı sonra,
le noir koyuldu biraz daha: aynı
çıplak at gelip sırtına aldıydı zamanı.
bir soru sorulsa, yanıt yerine yeni
bir soruydu ağzımızdan çıkan,
mağrurdu yüzümüz hala, ama kopmuştu
bakışımız bizden: ufukta seyreden
dümensiz gemilerdik, bekliyorduk
fırtınanın çökmesini üstümüze.
sancılandık böylece ve doğurduk yıldan
yılı: erkekler suskun ve kavruktular,
bir düşün peşinde yenik. sökülmüştü
ağır ağır kurdukları imge ağı, çatlaktı
sisli gözbebekleri. kadınlar mi getirdi
bu korkulukları, bu bürümcükten erken
doğum kefenini, onlarla mı büyüyüp
kurudu diktiğimiz ağaçlar? eskiden
bir bahar vardı, eskiden içimizde
başlayan.
jim morrison, hendrix ve john lennon
yoktu artık; yoktu ''göğe bakma'' durağında
şemsiyesiz bekleyen yağmur kadınları.
herkes bir 35 yaş şiiri yazdı kendi
eksik hayatından, fethedeceğimiz dünya
inanılmaz bir hızla geçmişe doğru
kaydı: üşümüyordu kimse şimdi,
yanlış koruda düdük çalıyordu bekçiler.
eskiden bir bahar vardı, flüt
ve keman, le rouge biraz daha kana,
koyul biraz daha ey dipsiz zaman