laz dili gürcüce'ye oldukça yakındır,konuşanı pek azdır.lazların rum olduğu genel kanısı yanlıştır,lazlar gürcülerle akraba bir ırktır.
bugün doğu karadeniz'de halkın tümü kaynaşmıştır,ve "lazlık" bir niteleme sıfatından daha fazla bir şey ifade etmez.
lazlar , kafkasya orijinlidir. megrelce ve gürcüce’ye akraba olan dillerini (lazuri nena) günümüze kadar korumuşlardır. lazca konuşanların sayısıyla ilgili resmi istatistik veriler bulunmamasına rağmen, bütün olarak bu dili konuşanların sayısı 250.000’den daha fazla gözükmüyor. türkiye’nin doğu karadeniz kıyıları boyunca olan yerleşimleri, batı anadolu’daki bazı muhacir köylerini, türkiye’nin büyük çaptaki diaspora’yı ve gürcistan’da yaşayan az sayıdaki halkı kapsar .
osmanlı lazistanı, politik ve idari bir birim olarak, tarih boyunca değişen sınırlara sahip olmuştur. . bununla beraber, lazca’yı konuşanların çoğunun yaşadığı bölge, doğu karadeniz kıyılarının hemen hemen daha kısa uzantısıyla sınırlıdır. yani, doğuda sarpi sınır köyü ve batıda pazar’ın melyati köyü arasında yaşamaktadırlar. kuzeydeki doğal sınır karadeniz ile oluşur. güneyde ise denk bir rol kaçkar dağlarına atfedilebilir. lazların anavatanlarının abhazya’nın kuzeydoğu sınırlarında uzanması mümkündür.lazlar esas olark tarımcı ve balıkçı yaşam tarzlarıyla anılmıştır.
daha fazla bilgi (bkz: http://www.karalahana.com/...)
genellikle artvin ve yöresinde konuşulan bir dildir.
işin komiği bizim lazca konuşuyor sandığımız trabzonlular'ın bile lazların konuşmalarını anlamamalarıdır.
her trabzonlu veya rizeliye laz demek yanlıştır çünkü lazlar sadece 5 ilçede yoğun olarak yaşarlar.
bu ilçeler rize'de pazar, ardeşen, fındıklı artvin'de ise arhavi ve hopa'dır. rize merkezde ya da iyidere'de yaşayan bir karadenizlinin lazlıkla uzaktan yakından alakası yoktur.
kurtuluş savaşı sırasında istanbul fenerbahçeki itilaf kuvvetlerinin; silah depolarından silah kaçırıp kurtuluş savaşında büyük faydaları bulunmuş etnik kökendir. kendilerine ait bir dilleride vardır.
nasibini yazılan fıkralardan fazlasıyla almış olan çok zeki bi insan türüdür. genelde yaptıkları şaşkınlıklarla üne kavuşmuş olsalarda bir cok zeka ürünü onlardan doğmuştur. ülkedeki nerdeyse tüm ekmek fırınları, pastaneler, muteahhitler rize ve trabzonlulardan oluşmaktadır. aptal olan birileri bu kadar başarılı olamazlar zaten. ancak denildiği gibi fıkralar onları bu noktaya kadar getirmiştir. işin en ilginc yanı ise o fıkraları yazanlarda lazlardır. bu arada her trabzon veya rizeli olan laz değildir ama ülkemizde karadeniz denildiği anda direk laz lakabının yapıştırılması söz konusudur. sivri zekalı olmalarıda ayrı bi olay
kökenleri; güney kafkasyadır.
ve sanıldığı üzere trabzonlular laz değildir. türkiye'deki lazlar _trabzonlular'ın tabiriyle_ rize'den oyana yani artvin'e kadar olan kısımda ikamet etmektedirler.
fıkralara konu yapılmalarına rağmen, kendileri de bu fıkraları duyduğunda gülebilen,
sürekli canayakın, içleri dışları bir olan,
herzaman türkçe konuşan, kendi dilleri olmasına rağmen bunu hiç sorun etmeyen,
yaşadığı vatanında kendini azınlık gruplar içerisinde saymayıp özünde gururla türk olan,
vatana isyan, teröristlik, bölücülük eylemlerine her daim karşı olan,
devlet nerede, bunu da yapmadı, dağlara çıkarız' demek yerine elinden geldiği kadar kendisi yapan,
askerlik yapmak için can atan,
kurtuluş savaşı'nda herkes gibi canını veren,
dinine, milletine, bayrağına, örfüne, toprağına, atatürk'üne, inkilabına, ilkelerine, yargısına, yasasına, türkçesine, şehitlerine, askerine bağlı,
sonuna dek vatanı için savaşacak olan doğu karadeniz'in doğusundakilerin bir bölümünü oluşturan türklerin geçmişten gelen adıdır. ben değilim ama sevilesi insanlardır bir bunu bilirim.
...dümende ve başaltlarında insanları vardı ki
bunlar
uzun eğri burunlu
ve konuşmayı şehvetle seven insanlardı ki
sırtı lâcivert hamsilerin ve mısır ekmeğinin
zaferi için
hiç kimseden hiçbir şey beklemeksizin
bir şarkı söyler gibi ölebilirdiler...