ilk üç filmini yaptıktan sonra, yaratıcılığını engellememesi amaçlı,sinemaya gitmeyen; böylece tahmin edemeyeceğiniz kadar özgün olmayı başarabilmiş yönetmen. filmlerinin senaryolarını da kendi yazar; bütünlük olsundur, kanımca doğrudur.
dogma filmi ekolunun yaratıcısı, ve ilk dogma örneklerinden "
the idiots"ın yönetmeni, diğer filmleri:
breaking the waves
dancer in the dark
dogville
"
five obstacles" da son enteresan denemesidir
(greeen, 02.04.2004 01:09 ~ 06.04.2004 00:11)
dogville cannes'da gösterildiğinde trier'i yuhlayanlar olmuştu.
seveni kadar nefret edeni de çok olan aşmış yönetmen.
amerikan sinemasından nefret eder,her fırsatta da söyler.
dogville üçlemesini çekerken çektiği ölü domuz görüntülerini gelen tepkiler üzerine geri çekebilecek kadar duyarlı (olduğunu düşünüyorum). zira ben lars von trier'im, sana ne ben yaparım diyede bilirdi pekala.
beş engel filminde jørgen leth'e kan kusturan yönetmen.
dalgaları aşmakla kendisine aşılamayacak bir engel oluşturan önemli yönetmen.
amerika'yı gayet güzel eleştiren yönetmenlerden biridir ancak bir kez dahi amerika'ya gitmemiş olması sizcede ilginç değil midir?
öyle bi adam ki seyirciyi eline alır, evirir çevirir aptal eder, bi sürü şey düşündürür, ağlatır, kızdırır, ağzına sıçar.
"riget" isimli güzide dizisinde bölüm sonlarında çıkıp, bakışlarımızı ele geçirmeğe kendini adadığını ayan beyan dile getiren saçlarını yapıştıran cöleli cillop adam, büyük insan..
(elbow, 11.12.2005 20:12 ~ 20:12)
6-10 aralık tarihleri arasında 5 filmi anadolu üniversitesi sinema kulübü tarafından gösterilen ve özgünlüğü ile dikkatimi çeken yönetmen.dalgaları aşmak ve dogville seyredilesidir.
dalgaları aşmak gibi muhteşem bi filme imza atmış yönetmen.. daha ne yapsın ki bu filmden sonra yaptığı her film izlenesi, oturup düşünülesi bi adem oğlu
dogma 95 manifestosunun önderliğini yaptıktan sonra
dogville'i çekerek herkesi şaşırtan yönetmen, senarist ve dahası. söz konusu manifestoda, çekimlerin stüdyo dışında doğal ışık altında yapılması gerektiğini falan savunduktan sonra, dogville gibi tamamı stüdyoda geçen bir film çeken adama en hafifinden dönek derler tabi.
herhangi bir kalıba koyulamayacak dahi sinemacı.lars abi gibi sinemacılar dönemin asi çocuklarıdırlar ve pek bulunmaz nadide insanlardandırlar. filmleri izleyici açısından hazmedilmesi çok zor olan eserlerdir,zira hakkında bir iki şey okumadan başta dogville olmak üzere filmlrini izleyen sinema sevici bu sanattan soğur ve irite olur.
adeta copy paste mantığının sinemada ki versiyonuyla çekilmiş yüzlerce ucuz ve kalitesiz filmi izlemiş günümüz kuşağı için kurtarıcı niyetine sarılabileceğimiz bu ender adamların değerlerini iş işten geçtikten sonra anlamayız umarım.
(bawer, 23.05.2007 11:34)
dogma95 akımının
thomas vintenbergle beraber yaratıcısı,yaşayan en iyi yönetmenlerden kendisi.dogma95 manifestosunu yazdığı için ondan sonraki filmlerinde birebir kullanması gerektiğinin aksine,onu bir karşı duruş olarak ortaya koyduğu inancındayım.ki zaten birebir madde madde uymasada manifestodan sonraki filmlerinde etkileri ciddi anlamda hissedilir.(bkz:
dogville)(bkz:
dancer in the dark)
(whoohoo, 10.06.2007 01:18 ~ 01:19)
yazıldığı gibi okunur.
dogma akımının yaratıcılarından olduğu halde tek bir dogma filmi olarak kabul edilen film yapmıştır.
günümüzün en önemli yönetmenlerinden birisi.sinema dünyasını kendisini sevenler ve sevmeyenler olarak ikiye ayırmıştır,ben çok severim.
beş engeline kurban olduğum yönetmen.2007 ağustos ayında malum kanalda (bkz:
cnbc e) her hafta bir filmi gösterilcekmiş.
şahane
şimdiye kadar üç filmini seyrettim ve üçünüde çok beğendim. izlemediğim filmlerininde çok beğenildiğini görünce gerçekten marjinal olağanüstü bir yönetmen olduğuna karar verdim. diğer filmlerinide en kısa zamanda izleyeceğim. kesinlikle farklı bir yönetmen, konuyu işleyişi de mükemmel. üç filminde ucuz olması yani fazla paraya malolmaması az parayla pekala iyi işler yapılabildiğini gösteriyor...
biri onun insanlara tanrının baktığı yerden baktığını iddia etmişti.başka bir yorumum yok.saygıyla eğiliyorum onun önünde.
filmlerinde az insanla bütün insanlığı anlatabilen yönetmendir.
sinema seyircisinden nefret eden yönetmen. alin taşçıyanın ağzından duydum bu cümleyi. sayın trier kendisi söylemiş. bir sinema yönetmeni, izleyicisinden tiksiniyorsa, o adama bir şey denemez. ancak (bkz:
ybsg) denir.
(bkz:
lars von trier şişirilmiş bir balondur)
fatih terim futbol için nasıl bir egoysa bu adamda sinema için şişiririlmiş bir egodur. dünyanın en iyi filmini yapsa ve kimse bu filmi milyar yıl boyunca aşmasa, hatta zilyon ödül alsa hiç haz etmem kendisinden. şu ana kadar izlemiş olduğum bütün filmlerinden pişmanım. bir daha izlememek üzere fırınlarda yakıp sabun yaptım. kendini beğenmişliğin haricinde sanatı insanın üstünde tutan tavırları ve egosu hiç hoşuma gitmemektedir. ha sikinde değilmiş seyirci ''sikerim seyirciyi'' ''sokarım amerikan sinemasına '' şeklinde söylemleri mevcuttur.
ulan bir kere sen değilmisin manderlay filmi için bir eşşeği öldüren gavat yönetmen. bu adam gibileri ölmedikçe nice ''balthasar'' lar ölür. anlayan anladı.
(bkz:
au hasard balthasar)
filmleri ya sevilir ya da nefret edilir,ikisinin ortası yoktur.lars von trier’in isteğide budur.”bir film izleyiciye ayakkabısının içine taş girmiş gibi hissettirmelidir” der.filmlerinde herşeyin gerçek olmasını istemesiyle oyuncuları çok zorlar.özellikle dogville'de nicole kidman'ı adeta çileden çıkartmıştır.film sonrasında lars von trier'in yüzünü bile görmek istemeyen nicole kidman "manderlay" de oynamayı reddetmiş,böylelikle grace rolünü bryce dallas howard üstlenmiştir.
filmlerinde ve senaryolarında, sonradan; kontrapuntal kurgu tekniği adı verilen bir tekniği kullandığı iddia edilir.
bertolt brecht hayranıdır. filmlerini ve senaryolarını, antik yunan tragedyası ve epik/diyalektik tiyatro'nun asal etmenleri üzerine kurması veya kullanmasıyla ünlenir. iki iyi anlayış ve düşünceyi çarpıştırmaya dayalı akıl/duygu ekseninde kayma yaratmak ve çatışma oluşturarak seyirciyi iğnelemek sıkça kullandığı sinema dilini oluşturur.
dogville'de: yaşlı ve aç olan kadının, hasta çocuğun yemeklerini yiyerek onu aç bırakması mahkemesi,
manderlay'da: köle değilsek biz hiçbir şeyiz,
dancer in the dark'ta: jeff: görebiliyor musun? selma: görülecek ne var ki? (bu denli de absürdizmi içinde barındırması son derece önemlidir.)
2009 yani bu yıl üçlemenin son filmi olan
washington sabırsızlıkla bekleniyor, vizyona gireceği günün hesapları yapılıyor. türkiye ile ilgili bir bilgi yok. büyük ihtimal yine avrasya film festivali'nde göreceğiz...