ince ünlüyle söylendiğinde (bkz: len) kulağa daha bir hoş gelen ve karşı tarafta "yirim seni ben sevimli şey" gibi duygular uyandıran argo hitap şekli.
başka dillere tercüme edilmesi imkansız, çok farklı anlamlarda kullanılabilen bir kelimedir. bir azeri arkadaşa bile anlatamamıştım ne anlama geldiğini.
hazır köylü ve yönetim ilişkilerinin tartışıldığı şu günlerde ben de bir yazıdan bahsetmek isterim. "lan" başlıklı can dündar yazısından. rte'nin çiftçiyi anasından doğduğuna pişman ettiği, milletin efendisini ezdiği günün ertesi günü yazdığı yazıdan. buyrun bir de siz bakın, beni can dündardan soğutan bir yazıdır :
'lan'
soru 1: erdoğan özellikle mi "anasını satiym", "ananı al git buradan", "artizlik yapma lan" diye konuşuyor?
bence hayır.
kendi dili bu... içinde doğup büyüdüğü çevrenin dili...
dolayısıyla ağzında sırıtmıyor. hatta ağzına yakışıyor.
tv dizisinde "lütfen annenizi alıp buradan gider misiniz?" diye konuşan bir kabadayı görsek "bu ne ya!" diye itiraz etmez miydik?
bence yakışıksız olan, baykal'ın onunla argo yarıştırmaya kalkıp "o üç noktayı alsın, uygun yerine koysun" çıkışıydı.
onun ağzına yakışmadı. kendine ait olmayan bir bitirim dilini, siyaset gereği konuştuğu belliydi. tutmadı.
soru 2: argoyu erdoğan'ın ağzına yakıştırıyorsak sorun ne o zaman?
erdoğan'ın başbakan olması...
çünkü biz başbakanların "düzgün" konuşması gerektiğini düşünüyoruz.
oysa milletimiz "düzgün" konuşmuyor.
herhangi bir ilkokula, pazaryerine, kahvehaneye uğrayın; konuşmalara kulak kabartın:
"alırım paçanı aşağı"ları, "yürü lan, anca gidersin"leri işiteceksiniz.
yani biz millet kızınca küfretsin, ama devlet kızınca sabretsin istiyoruz.
"resmi dil"le, "sivil dil"i ayırıyoruz.
"millet adamı" değil, "devlet adamı" arıyoruz.
peki bu yaklaşım, siyaseti geniş kitlelerin bulaştırılmadığı, kravatlılarca oynanan yapay bir protokol törenine çevirmedi mi?
akp, buna tepki değil mi?
soru 3: bu kez karşımızda bir "millet adamı" var. kasımpaşa sokaklarından geliyor. bürokrasi çarkında öğütülmemiş. devletin değil, milletin dilini konuşuyor.
kızdığımız bu mu?
milletin dilinin devlete egemen olması mı?
peki "millet egemenliği" bu değil miydi?
aynayı mı taşlıyoruz?
milletimiz ana avrat söverken liderimizden leziz bir türkçe mi bekliyoruz?
liderlerimizin bizim gibi konuşmadığı nezahat dönemlerini mi arıyoruz?
bizim gibi olanları değil, olmak istediğimiz şeye benzeyenleri mi özlüyoruz?
aslında ona değil, onu bu mevkie taşıyanlara, yani kendimize mi kızıyoruz?
soru 4: "biz" kimiz?
kamuoyu yoklamalarında erdoğan hâlâ durumunu koruyor.
ona eleştirenler oy, tiraj sıkıntısı çekiyor.
bu iki cümlede birbirini doğuran sonuçlar var mı?
sokak, diline uygun başbakan'ı buldu, partiyi, medyayı bulamadı mı?
iyi de herkes "sokağa inerse", geniş caddelere açılabilir mi bu ülke?
soru 5: "siyasetçi model olmalı" diyoruz.
bunca yıl iyi kötü "model" oldular.
"lan"lı, "lun"lu konuşmadılar.
sonuç?
kibarlar tasfiye, "lan"cılar iktidar oldu.
o kadar ki, "model"ler bile "kahvehaneleri onlara bırakmayayım" diye küfürlü konuşmaya başladı.
"model" çöktü.
peki herkes hedef kitlenin dilini konuşmaya kalkarsa hep birlikte çamura batmaz mıyız?
soru 6: dinde yaşadığımız burada da karşımıza mı çıkıyor?
"milletin dili" ile "devletin dili" çatışıyor.
devlet, ilaç prospektüsünden dava iddianamesine, tarih kitabından diplomatik tepkisine kadar millete uzak, soğuk bir dil konuşuyor.
resmi dile uzak duran politikacı prim yapıyor; ama sonuçta hep birlikte irtifa kaybediyoruz.
o halde yeni bir dil geliştirmek zorundayız.
ağzını bozmayan, ama sokakla irtibatını da kesmeyen bir dil...
siyaseti anlaşılmaz bir kuş diline çevirmeyen, ama terbiyesizleşmeyen bir dil...
rahatını sevdiği kadar, misyonunu da seven bir dil...
milletin diliyle, devletinkini barıştıracak bir dil...
lan onu bulan var ya, bu ülkenin reçetesine de, iddianamesine de, tarih kitabına da geçer valla...
kahkaha at ama tam suratıma fark yarat ortamına
reklamı bana değil kaltağa yap çat kapı kırılabilir inada inat soruma cevap ver
kıçına tokat yer
son kalan dengeler sendeler sendeledikçe mode xl besteler
birde boka bok deseler noksanı yoktan etseler domalanı sikseler ne güzel olur
ses verseler iyisi olur son çektiğim kare oldukca blur
bana sordukça sende son bulur adı kondukça bol kolu çek bunu sek vur
elindeki son kozu taktiği kur pandiği at çöpe dandiği
elinle göster sadece gerçeği bilsin biri suçu üstlensin
yasin bu damardaki toksin çıkabilirim ama bir anda aksin
beni her gördüğünde tiksin aramızdaki bu aşk başlamadan bitsin
şişşt lan arkana bakmadan yaylan
duydun mu ki birileri sağdan
gördün mü ki birileri soldan
çıkmışım yoldan
tat bunu her birinin kafasına kadar çat bunu döküleni toplayana kadar çarp bunu
ara sıra suratıma bakarak konuş da gözlerim kalmasın bu konuda hak bu mu
attığın adımları say da bi tekilana mode xl'in ismini yaz da masadaki harbi mi gerçek
dedikleri belin altındaki mal gibi sana biraz az gibi aradığın sokak az ilerdeki
cadde de dört köşe bekledi seni fahişe alınanın adı kolpa kaldı
biz cumartesi geceleri bardayız sen işe ara sıra bakarak ol yeşile
ihanet edenin ilk etapda karnı deşile
göstermelik olur sen yine de koy
dikkatlice bardakların arasına bir şise sol kroşe yedin herhalde hadi sana yazık
vur dibine kabaca bir hesap yapacaksak koy cebine
anasını sen al kızını da ben sen eve git ben düzüşe
şişşt lan arkana bakmadan yaylan
duydun mu ki birileri sağdan
gördün mü ki birileri soldan
çıkmışım yoldan...