1. nwoahmın en iyi grubu. nokta.

    tarzları bi machine headi* bi panterayı andırıyo. ama parça yapıları ve şarkı sözleri her iki gruptan da çok daha özgün. gaz bakımından eksikleri yok fazlaları var. öyle riff örtüleri yazmışlar ki dinledikçe tüyleri diken diken oluyo, içi ürperiyo insanın. müzisyenlik seviyesini karşılaştırırsak (dimebagi saymıyoruz) gene on basar her iki gruba da. bu aralar popüler olan diğer nwoahm gruplarıyla karşılaştırmak ise lamb of goda ve thrash metale hakaret olur. gitaristler will adler ve matt morton aşmış olmasalar da aksak ve amelodik rifflerde ve sololarda hiç bi sorun yaşamıyolar. baterist chris adler ise lombardo babanın izinden gidiyor.* randy blythe da mükemmele yakın çok güçlü brutal/scream vokal icra etmekte. ilk dinleyişte vokalist insan mı değil mi onu bile idrak edemiyo beyniniz. bu hayvani gırtlak için kaç sene günde kaç paket sigara ve kaç şişe black label bira tüketti merak ediyorum. bu üst seviye müzisyenliklerini de memleketleri richmond/virginiadaki underground death/math metal gruplarıyla aşık atmaya borçlu olduklarını söylüyor basçı john campbell. her hafta yaklaşık 5*5 saat çalışıyorlarmış.

    mtv2yle pek haşır neşir oldukları, slipknot ile turneye çıktıkları ve epic gibi kapitalistin allahı bi plak şirketi ile anlaştıkları için eleştiriliyolar şu sıralar ama önyargılı bi görüş olduğu kanısındayım. çıkarmış oldukları üç albümdeki hiçbir parça numetale, rapkora vb illetlere kaymamakta. gayet kompleks parça yapıları kullanmaktan da çekinmiyolar. misal: 2.24lük as the palaces burnde standart bi numetal grubunun tüm albümündeki toplam riff ve zaman değişimi sayısına ulaşmaktalar.* şarkı sözleri de muhafazakar diye nitelen kesimin (dinci, faşist bok püsür) ve yeni dünya düzeninin ağzına sıçar derecede agresif. hatta 11th hour kliplerinin amerikan hükümetini kötü gösterdiği gerekçesiyle halka açık gösterimi ve ticari dağıtımı yasaklandı. logoları da zaten 52 yerine sadece bir tane kocaman ters yıldızı olan grayscale amerikan bayrağı. hristiyanlıkla dalga geçmelerinden dolayı iki-üç hafta önce amerikadaki bazı dindar venuelarda konser vermekten men edildiler. chris adler da "çok da skimizdeydi" benzeri bir açıklama yaptı hemen akabinde. görüldüğü üzere, mainstream metal kitlesine hitap etmek için kasmadıkları ve ticari kaygılarının minimum olduğu bariz.

    kısacası şu an için kulvarlarında ne amerikada ne de avrupada rakipleri yok. bu formlarını korurlarsa metal tarihine geçerler büyük olasılıkla. tarzlarını mainstreamleştirmeye de pek niyetleri yok gibi. zira üyeler resmi sitelerinde ve çeşitli röportajlarda "no matter what, we'll always be a thrash metal band" diyerek kararlılıklarını dile getirmişler. zaten tip olarak da mtvye uymuyo grup. randy öyle sağa sola sataşan zıpır bi vokalist değil. çirkin, kendi halinde bi eleman. diğer grup elemanlarının da saçı sakalı birbirine karışmış. dövmedir küpedir piercingdir öyle atraksiyonlar da mevcut değil. 2000lerin metalcore grubundan çok 90lardan fırlamış bi thrashcore grubuna benziyolar. gösterişten çok uzak, özenti "karizmatik" metalci imajının yanından bile geçmiyolar.

    geçenlerde de underground albümleri olan burn the priestin remastered versiyonunu çıkardılar. son albümle karşılaştırırsak tarzlarındaki hardcore etkileri daha bi fazlaymış o zamanlar. bu sene baya turlayacaklarını hesaba katarsak ve herhangi bir aksilik çıkmayacağını düşünürsek 2006 ortaları gibi yeni albümlerini dinleyebiliriz sanırım.

    "metal dinliyorum" diyip de lamb of god dinlemeyeni taksim meydanında ibreti alem olsun diye asmak gerekir bence. öve öve bitiremiyorum görüldüğü üzere. nazar mazar değmez inşallah. bi de bu taraflara uğrasalar, headbang yapmaktan boynumuz kopsa, şehit olsak moshpitte ne güzel olur.

    (bkz: http://www.lamb-of-god.com)
  2. öncelikle, bu zamana kadar adam akıllı bir şey yazamamamla ilgili;

    (bkz: hakkında giri giremeyecek kadar sevmek)

    2000 sonrası metal piyasasının en iyi gruplarından biridir lamb of god. ki bana göre en iyisidir orası ayrı mevzu.

    groove metal, metalcore, nwoahm, thrash metal gibi etiketler görüyoruz bu grup hakkında. ancak şöyle bir gerçek var ki bu etiketlere baktığımızda diğer gruplardan çok daha "kendine has" bir müzikleri olduğunu söyleyebiliriz lamb of god'ın. mesela , bir all that remains, killswitch engage'e, trivium'a benzer. direk olarak aynı çizgide olduklarını anlarsınız dinlediğinizde. ya da machine head ile devildriver arasında da benzer bir bağ kurabilirsiniz. lamb of god da aynı başlıklar altındadır belki ama o kendine haslığı diğer gruplara nazaran daha ağır basmaktadır. tarzlarına onların dedikleri gibi pure american metal demek en doğrusu sanırım. en büyük ilham kaynakları arasında pantera ve slayer'ı gösterebiliriz. ancak bazı hıyarların dediği gibi bu grupların bir kopyası değildir lamb of god. burn the priest adını terkedip, lamb of god olduktan sonra bu adamların çıkardığı tam 5 stüdyo albümü vardır. 9 senede, 5 albüm. ve bu 5 albüme baktığınızda her birinin iyi, kaliteli, güzel sıfatlarını hakettiğini görebiliriz. ki içlerinden iki tanesi**için direkt olarak "başyapıt" desek yanlış da olmaz.

    insanı direk atmosferleri içine alan bir yapıları var. yani kulağınız çok gürültülü müziğe aşina olmasa bile, ucundan kıyısından log dinlemeye başladınız mı, bir gün kendinizi tüm albümleri edinmiş, deli gibi dinliyor bulabilirsiniz.

    grup üyelerinin müzisyenliklerine baktığımızda, kendilerine tek tek hayran olmamak da elde değil. chris adler isminde bir davulcuları var ki insan evladı olduğundan şüphe duymanız olası. davulcu değilim, bu konuda yetkili merci ya da otorite de değilim ama bu adam şu an metal camiyasında, bir grupta çalan bateristler arasında ilk 3'te sayılabilir herhalde. öyle ki bazen şarkıları dinlerken sadece bu adama odaklanabiliyorsunuz. randy blythe'a baktığımızda ciğersiz ve dalaksız bir vokalist olduğuna kanaat getirmeniz olasıdır. bazen uzun hava okuyormuşçasına uzun naralar atıyor kendisi. hem de brutal ya da scream vokal kullanarak. ayrıca kendisi brutal vokali en anlaşılır kullanan adamlardan birisi ki sayesinde bu vokal tarzını sevmeyen insanların bile lamb of god dinlediğini gözlerimle gördüm. şimdi bana "e prosesör kullanıyor" falan demeyin. willie adler ve mark morton'a baktığımızda ne kadar öküz gitaristler olduğunu görmemiz de muhtemel. özellikle mark morton attığı sololar ve çıkarttığı harika riffler ile dinlerken size kafayı yedirtebiliyor. basçı john campbell'ın ise eleştirildiği tek nokta pena kullanması sanırım. ancak "e yavrum o göt sende varsa çık sen çal" derseniz bu siksikçilere susuyorlar, bu da tarafımdan test edilip, onaylanmıştır.

    kısacası müziklerine baktığımızda, hem teknik, hem de ruh görebiliriz. evet bu adamlar kaliteli bir müzik icra ediyorlar. müzikal açıdan da doyuruyorlar sizi. ama bunun yanında kimi şarkılarda tüylerinizi diken, diken ederken, kimi şarkıda zıplayıp, hoplamanızı kısacası çıldırmanızı da sağlayabiliyorlar ki bu iki ögeyi bir arada yakalamak göt isteyen bir şey. o göt de lamb of god da vardır fazlasıyla.

    eserlere baktığımızda insanın iç dünyası, inanç, kişisel yıkım, savaş eleştirileri, nefret, öfke gibi ögeler görüyoruz. ama genel olarak müzikteki ruhun adı güç. evet tek kelime ile bu. şöyle açıklayayım, bu adamları dinlerken yumruklarınızı ve dişlerinizi sıkıyorsunuz. doping etkisi yapıyor şarkılar. hani o an nefret ettiğiniz biri olsa karşınızda, kolaylıkla kafasını gözünü yarabilecek kudreti kendinizde bulabiliyorsunuz.

    yukardakileri okuyunca belki "aa evet lan ne güzel demiş", belki de "ne saçmalamış lan bu" diyeceksiniz. bu lamb of god aşığı olup, olmamanızla alakalı bir şey. benim gibi bir aşık olup olmamanızla alakalı yani. şunu demek istiyorum;

    bu grup öyle "bir-iki şarkısını severim ama o kadar" diyebileceğiniz tarzdan bir grup değil. o bir-iki şarkıyı sevdiniz mi, gerisi illa ki geliyor. ya çok seviyorsunuz, ya da sevemiyorsunuz, öyle bir grup lamb of god. "nasıl yani?" deyip, benden tek cümlelik son bir özet isteyenler için;

    ya sev ya terk et!

    (görsel: lamb of god/64544)
  3. "dünyanın en dandik grubu. çünkü adamlar ovırreytıd ağbi. gerçek metal bu deyil. bunların gazı kaçmış mk. ya da ben değil metal ve türevlerinden, müzikten dahi anlamıyorum. o derece tırt bir insanım. üç kuruşluk müzik bilgimle, beş kuruşluk yorumlar yapmaya kalkıyorum."

    aleksandır sikimovic.
  4. severek dinlediğim bir grup. sanırım bu belli tarz sınırlamalarına takılmayarak dinlediğim için oluyor. yoksa normalde extreme technical atmospheric yarrock metal'den şaşmayan elitist bir yapım var.
  5. hayranı olduğum ya da teknik ve müzikal yönlerine ağzım açık bakarak söylediğim için değil, devrim niteliğinde bir gruptur.

    iskandinav brutal-melodi ile amerikan-alman thrash ve kendi deyişleriyle 'kıç tekmelettirici' müziği harmanlayıp, üzerine teknik metal adını alabilecek bir enstürman-müzik koymayı başaracak kadar hayvaniyseniz olacağı budur. 1970'ler diyince nasıl led zeppelin, deep purple, 1980'ler diyince iron maiden, slayer akla geliyorsa hemen, ilerki kuşak için 2000'ler metalinin baştacı olarak anılacak grup.
  6. oldum olası vokalini hiç sevmemişimdir lamb of god'ın ben, brutal desen değil scream desen değil bir tarzda giden bir vokali olduğu için uzak kalmıştı bana ilk zamanlarında ama şimdi yeni albümleriyle iyiden iyiye alıştığım bir parçası oldu o da grubun. açıkçası davul ile çok ilgilendiğim dönemlerde sırf chris adler'ın çaldıklarını duymak için bile dinlemişliğim vardır lamb of god'ı, ancak chris adler'ın hayvan olması diğerlerinin kötü olduğunu göstermiyor, aksine benim kulağıma göre hepsi kendi dallarında iyi müzik icra eden adamlar, vokalistleri dahil.

    lamb of god'a bok atan adam lamb of god'ın türünü sevmiyordur. nwoahm'ın bayrak taşıyıcısı olan gruplardan birine bu kadar kolay bok atılması pek mantıklı gelmiyor çünkü.

    yaptıkları şarkıları osuruğa benzetenlerin götlerinin kaç desibel ses verme kapasitesine sahip oldukları konusundaki şüphelerimi belirterek saygılar sunarım, chris adler büyüksün baba.

bu başlıktaki diğer giriler