amerikanın yeni metal mesihleri.tarzlarına pure american metal adını veriyorlar.new american gospel ve as the palaces burn adında iki albümleri bulunur.tarzları thrash/hardcore arasıdır.
yeni nesil amerikan metalcore gruplarının lideri. chris poland (eski megadeth gitaristi), alex skolnik (eski savatage gitaristi) ve devin townsend'in desteklerini alarak büyük sükse yaptılar. dinnediğim en gaz gruplardan biri, stres atmak için birebir.
tarzları bi machine headi* bi panterayı andırıyo. ama parça yapıları ve şarkı sözleri her iki gruptan da çok daha özgün. gaz bakımından eksikleri yok fazlaları var. öyle riff örtüleri yazmışlar ki dinledikçe tüyleri diken diken oluyo, içi ürperiyo insanın. müzisyenlik seviyesini karşılaştırırsak (dimebagi saymıyoruz) gene on basar her iki gruba da. bu aralar popüler olan diğer nwoahm gruplarıyla karşılaştırmak ise lamb of goda ve thrash metale hakaret olur. gitaristler will adler ve matt morton aşmış olmasalar da aksak ve amelodik rifflerde ve sololarda hiç bi sorun yaşamıyolar. baterist chris adler ise lombardo babanın izinden gidiyor.*randy blythe da mükemmele yakın çok güçlü brutal/scream vokal icra etmekte. ilk dinleyişte vokalist insan mı değil mi onu bile idrak edemiyo beyniniz. bu hayvani gırtlak için kaç sene günde kaç paket sigara ve kaç şişe black label bira tüketti merak ediyorum. bu üst seviye müzisyenliklerini de memleketleri richmond/virginiadaki underground death/math metal gruplarıyla aşık atmaya borçlu olduklarını söylüyor basçı john campbell. her hafta yaklaşık 5*5 saat çalışıyorlarmış.
mtv2yle pek haşır neşir oldukları, slipknot ile turneye çıktıkları ve epic gibi kapitalistin allahı bi plak şirketi ile anlaştıkları için eleştiriliyolar şu sıralar ama önyargılı bi görüş olduğu kanısındayım. çıkarmış oldukları üç albümdeki hiçbir parça numetale, rapkora vb illetlere kaymamakta. gayet kompleks parça yapıları kullanmaktan da çekinmiyolar. misal: 2.24lük as the palaces burnde standart bi numetal grubunun tüm albümündeki toplam riff ve zaman değişimi sayısına ulaşmaktalar.* şarkı sözleri de muhafazakar diye nitelen kesimin (dinci, faşist bok püsür) ve yeni dünya düzeninin ağzına sıçar derecede agresif. hatta 11th hour kliplerinin amerikan hükümetini kötü gösterdiği gerekçesiyle halka açık gösterimi ve ticari dağıtımı yasaklandı. logoları da zaten 52 yerine sadece bir tane kocaman ters yıldızı olan grayscale amerikan bayrağı. hristiyanlıkla dalga geçmelerinden dolayı iki-üç hafta önce amerikadaki bazı dindar venuelarda konser vermekten men edildiler. chris adler da "çok da skimizdeydi" benzeri bir açıklama yaptı hemen akabinde. görüldüğü üzere, mainstream metal kitlesine hitap etmek için kasmadıkları ve ticari kaygılarının minimum olduğu bariz.
kısacası şu an için kulvarlarında ne amerikada ne de avrupada rakipleri yok. bu formlarını korurlarsa metal tarihine geçerler büyük olasılıkla. tarzlarını mainstreamleştirmeye de pek niyetleri yok gibi. zira üyeler resmi sitelerinde ve çeşitli röportajlarda "no matter what, we'll always be a thrash metal band" diyerek kararlılıklarını dile getirmişler. zaten tip olarak da mtvye uymuyo grup. randy öyle sağa sola sataşan zıpır bi vokalist değil. çirkin, kendi halinde bi eleman. diğer grup elemanlarının da saçı sakalı birbirine karışmış. dövmedir küpedir piercingdir öyle atraksiyonlar da mevcut değil. 2000lerin metalcore grubundan çok 90lardan fırlamış bi thrashcore grubuna benziyolar. gösterişten çok uzak, özenti "karizmatik" metalci imajının yanından bile geçmiyolar.
geçenlerde de underground albümleri olan burn the priestin remastered versiyonunu çıkardılar. son albümle karşılaştırırsak tarzlarındaki hardcore etkileri daha bi fazlaymış o zamanlar. bu sene baya turlayacaklarını hesaba katarsak ve herhangi bir aksilik çıkmayacağını düşünürsek 2006 ortaları gibi yeni albümlerini dinleyebiliriz sanırım.
"metal dinliyorum" diyip de lamb of god dinlemeyeni taksim meydanında ibreti alem olsun diye asmak gerekir bence. öve öve bitiremiyorum görüldüğü üzere. nazar mazar değmez inşallah. bi de bu taraflara uğrasalar, headbang yapmaktan boynumuz kopsa, şehit olsak moshpitte ne güzel olur.
ilk çıktıklarında adı burn the priest olan inanılmaz iyi bir grup,vokallerin yanı sıra melodik gitar tınıları ve gaz riffleriyle gönlümüzde taht kurmuş bir metalcore grubudur,as the palaces burn albumunden what i believe parcası gazdır,konserlerinde wall of death yaptırmalarıyla ünlüdürler,hayvani davulcusu vardır
"ben bu adamlar için nasıl yazmamışım lan" dedirtti bana başlık bir anda..
kendi tarzlarını "orchestrated agression" olarak tanımlayan bu güzide grubumuz-ki daha iyi bir tanım yapılabilir mi bu grup için?- dehşet bir vokale, azmani gitar rifflerine ve insan üstü baterilere sahiptir. soloların azlığı her ne kadar bizi üzse de, nevermore'dan aşşağı kalmayan solo gibi rifflerle gönlümüzü almayı başarmışlardır. as the palaces burn albümü dehşet iken, parçası daha da bir dehşettir-özellikle sözleriyle-.
hiç haz etmediğim slayer ibikleri tarafından, geleceğin slayer'ı olarak tanımlansalar da o kadar kötü olduklarını düşünmüyorum (soldan soldan geliyor eksiler). isimleri isa'nın adlarından birtanesidir ki derin manalar taşır içinde.
çok merak ettiğim sahne performanslarının ise albümle birebir olduğu iddia ediliyor. şahsen hiçbir insanın böyle riffleri iki saat boyunca çalabileceğine gözlerimle görmeden inanmam..
gruba ısınamayanların az çok haklı olarak eleştirdikleri nokta ise parçalarının birbirlerine benzeyişi. iki milyonuncu dinlemeden sonra parçaların çok benzemediklerini, hepsinin ayrı güzel olduğunu kavrıyorsunuz tabii ama cidden bir yerden sonra bayabiliyor insanı.
kendi adıma iki aydır dinlemiyordum bir açtım "oh be gaz gaz gaz" dedim şu an mesela..
en catchy, en sing-along sözlerinin "i can't sing you a happy song, i can't write you a sing-along, the only catchy hook i've got is the one in my bleeding gut" olduğu kanısındayım. eğer bunu bilerek tasarlamışlarsa helal olsun, istemeden olduysa da canları sağolsun. aslanlarım benim. requiem'e geçelim.
albümlerini birkaç parçaya bölüp bu parçaları farklı zamanlarda dinlemenizi tavsiye ettiğim grup çünkü albümleri kısa da olsa (40 dakika civarı genelde, başka bir grubun albümü olsa çabuk bitti deriz) henüz 5 dakikada beyninizi yerinde hissetmeyebiliyorsunuz. öyle bir grup. az az ama sık sık dinleyin.
en büyük sorununun, şarkılarının birbirinin aynısı olması olan grup ayrıca.
grubun tarzı genel olarak death metal etkisinde thrash metal ya da post-thrash olarak kabul edilmesine rağmen, "gerçek metal" hayranları grubun tarzını metalcore olarak kabul ederler.
ilk albümlerinden son albümlerine kadar her şarkısına ayrı taptığım mükemmel bir gruptur. kendilerinin konserine gideceğimi duyduğum anda vasiyetimi yazacağıma yemin ettiğim grup.
ashes of the wake ile ismini duyurmayı başaran we ardını sacrament ile büyük yerlere gelen grup.
ashes of the wake çıktıktan sonra yaptıkları killadelphia konseri ile büyük bir kitleye seslendiler. eski albümlerinin gitar topnlarının çok ii olmamasına rağmen içlerinde inanılmaz şarkılar bulundurmaktadırlar.
sene 2002,olay hellfest'de gelişmekte. grup sahneye çıkmış black label çalmakta. grubunda vokali nedendir bilinmez,çıktığı yeri unutmuş olacak ki seyirciyle etkileşime girmiyor. ula senden önce hayvani hardcore grupları çalmış,hepiciği seyirciye mikrofon uzatma işine girmiş. nedir bu parça piç olmasın,en iyi çalalım inadı? dayanamıyor bir seyirci, zıplıyor kapıyor vokalin elinden mikrofonu,başlıyor çığırmaya. ulan vokal çekiyor çekiyor gelmiyor. artık nasıl abandıysa elinde kalıcak diye korktum mikrofon. o bu değilde orda bunu bir türk'e yapsaydı " oğlum artizlenme bunun çıkışı var" tarzı diyaloglara mağruz kalabilirdi. gerçi gevur seyircide öyle bir bakış attı vokale ama,yinede bizimkinin etkisini yaratamadı.
marilyn manson şarkısı.'nothings going the change the world' der,haklıdır.
there was christ in the metal shell, there was blood on the pavement
the camera will make you god, that's how jack became sainted
if you die when there's no one watching, and your ratings drop and you're forgotten
if they kill you on their tv, you're a martyr and a lamb of god
nothing's going to change, nothing's going to change the world
there was lennon and a happy gun, there were words on the pavement
we were looking for the lamb of god, we were looking for mark david
if you die when there's no one watching, and your ratings drop and you're forgotten
if they kill you on their tv, you're a martyr and a lamb of god
nothing's going to change the world, nothing's going to change
nothing's going to change the world, nothing's going to change
the world
it took three days for him to die, the born again could buy the serial rights
lamb of god have mercy on us, lamb of god won't you grant us
nothing's going to change the world, nothing's going to change
nothing's going to change the world, nothing's going to change
the world
if you die when there's no one watching, and your ratings drop and you're forgotten
if they kill you on their tv, you're a martyr and a lamb of god
nothing's going to change the world
buyrun bu da türkçe çevirisi :
metal kabuğun içinde isa vardı,
kaldırımlarda kan
kamera seni tanrı yapacaktı
işte jack böyle aziz oldu
kimse izlemiyorken ölürsen
reytingler düşer
ve unutulursun ama seni
televizyonda öldürürlerse
sen bir aziz olursun ve tanrının bir koyunu
hiç birşey deyişmeyecek
hiç birşey dünyayı deyiştirmeyecek
mutlu silahta lenon
vardı kaldırımda kelimeler
biz tanrının koyunlarını arıyordul biz mark david i arıyorduk
ölmek üç gününü aldı,yani yeniden
doğmak
bazı şeyleri satın alabilirsin
koyunların tanrısı bize acıyor
koyunların tanrısı bizi
onaylamıyacak mısın?
hiç birşey değişmeyecek...
laid to rest ve ruin şarkılarında makine gibi çatır çatır çalan bateristi dinleyince "nooluyo lan?!?" tepkisini verdiğim, şahane new wave of american heavy metal grubu. fanıyız, türkiye ye konsere gelsinler wall of death yapmayan toptur.