bize ilkokuldan itibaren öğrettikleri şekliyle din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasıdır.
gerçek tanım olarak ise devleti yöneten kişinin yönetme yetkisini halktan almasıdır.
ağrıda bir röportaj yapan musa ağacık, dayının birine birşeyler soruyormuş
dayı- biz atatürkü pek severiz
musa- zorunuz nedir dayı neden seversizin atatürkü
d- severiz çünkü atatürk "layıglığı" getirmiştir
m- nedir baba "layıglıg"
d- şimdi keraneye giden keraneye layıgdir, camiye giden camiye layıgdir, işte layıglıg budir ogul.
demiştir, musa ağacık da bunu, atatürk ilkelerinin doğru anlatılamamasının nası etkileri olduğuna bağlamıştı. insanlar kendilerince birşeylere bağlıyorlar falan diyordu sanırım *
burjuva demokratik devrimlerinden sonra görülen,hukuk kurallarının ilâhi metinlere dayandırılmaması.okullarda öğretilen tanım tam olarak doğru değil,çünkü batı toplumlarında bile çok sık görüyoruz ki din-devlet işleri pek de öyle ayrılmayabiliyor.doğru tanım şu şekilde olabilir:
"hakimiyetin gökten yere indirilmesidir."
asıl olanın demokrasi olduğunu,
iran'ın da çin'in de ırak'ın da birer cumhuriyet olduğunu, cumhuriyet kelimesinin tek başına hiçbir anlam içermediğini unutan ve içinde bulunduğu herhangi bir ortamda kendisinden farklı düşünen insanlara tahammül edemeyenlerin insan hakları hukukun üstünlüğü gibi evrensel normlar yerine her nedense sürekli bahsettikleri tam olarak da anlamını bilmedikleri sınırlarının ne olduğu her dönem tartışılan dine ve dindara yapılan her saldırıda arkasına sığınılan kelime.
laiklik yalnızca devlet ve dinin birbirinden ayrılması anlamına gelmez ayrıca eğitim, kültür ve yasama alanlarının da dinden bağımsız olması anlamını taşır. laiklik, devletin dini düşünce ve dini kuruluşların etkisinden bağımsız olması, ve genel olarak düşünce özgürlüğü anlamına gelmektedir. devrimlerin birçoğu laikliği gerçekleştirmek amacıyla yapılmış ve diğerleriise laikliğe ulaşılmış olması sayesinde gerçekleştirilebilmiştir. laiklik ilkesi akılcı ve dini siyasetin dışında tutan bir ilkedir. osmanlı döneminde matbaanın geciktirilmesinde olduğu gibi dinin yenilikler karşısında nasıl tutucu bir silah haline geldiğini yaşamış olan türkiye cumhuriyeti kurucuları açısından dinin din dışı sivil yapı üzerinde yaratabileceği baskıları önlemenin bir aracıdır.
eğer; "laiklik din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasıdır. laiklik devletin tüm dinler ve inançlar karşısında tarafsız kalması, eşit mesafeyi koruması için takınılan bir tutumdur." derseniz çok eksik bir tanım yapmış olursunuz.
çünkü bu tanım laiklik felsefesini fransız devrimi tarihinden soyutlar. fransız devrimi, halkın (tiers etat; üçüncü sınıf) sadece soylu (aristokrasi) sınıfına karşı değil aynı zamanda kiliseye ve ruhban sınıfına karşı yaptığı bir devrimdir. laiklik felsefesini tarihsel bağlamına oturttuğumuz zaman bunu anlamak gerekir. fransız devrimi, soylu sınıfı ve kilise'yi iktidardan uzaklaştırmak için yapılmıştır.
demek ki laiklik aslında egemenliği "dinsellikten" kurtarıp "dünyevileştirmek" demektir. esas tanım budur. ilginç bir nokta için:
türkiye'de işlev ve misyonunun çok ötesinde insan hakları ihlali ve inanç özgürlüğünün çiğnenmesiyle eş değer bir mana getirilip, gercek fonksiyonundan bir hayli uzağa düşürülmüş kavram. oysa, gerceğinde laiklik ilkesi gereği, devlet bütün inançlara eşit mesafede ve inançların rahatça yaşanabilmesinin garantörlüğü konumunda olmalıdır. türkiye'de dinler konusunda devlet tarafsız değil, apacık bir şekilde suni mehzebine sahiptir ve suniliği de kendine göre yorumlayıp, farklı düşünen veya inanan kimselere inanç özgürlüğü bağlamında fırsat tanımamaktadır. demokratik, hukuk, insan hakları gibi alanlarda oldugu üzere laiklik konusunda da evrensel normların bir hayli gerisinde bir durum söz konusudur.
türkiye'de laiklik kişiye değil, devlete ait bir özellik olarak sunulmuştur. dolayısıyla da türkiye'de laiklik değil devlet laisizmi vardır. en büyük yanlışlık da budur.
laiklik birey-toplum-sınıf ilişkisi içinde değerlendirilmeliydi. bizde ise birey-devlet ilişkisi içinde ele alınıyor. bu durumun düzeltilmesi için bence devlet laisizminden toplumsal laisizme geçmek gerekir.
(bkz: @683677)
devletin idaresinin her hangi bir dinin referans alındaman yönetilmesi. kısaca devletin dinler karşısında güclü kalmasını saglayan ilke. fransızca din adamı olmayan anlamındadır. en çok yapılan slogandır. türkiye laiktir laik kalacak...
osmanlı-türk modernleşmesinin ve hususiyetle türk siyasal kültürünün daima gündeminde olmuş;yıllardır tartışmalara,hizipleşmelere siyasal karmaşalara konu olan türkiye cumhuriyetinin anayasal niteliklerinden.
canım ülkemizin nadide siyasileri akademisyenleri ve okur yazarının üzerinde bir türlü uzlaşamadığı bu kavram için machiavelli ,kanımca, 500 yıl önce noktayı koymuştur:siyasal iktidarın meşruiyetini dünyevi kaynaklardan alması (bkz: cumhuriyetçi paradigma,dr. cevat okutan)
siyasal iktidarın meşruiyetini dünyevi kaynaklardan almasından başka birşey değildir.türk siyasal tarihinde iktidar mücadelelerine konu olmuş ve olmaya devam eden olgu salt devlete içkin bir mahiyettir. devlet -ki bu ulaşılması oldukça zor ve reel politikle örtüşmeyen bir ülküdür- her dini inanca eşit mesafede olmalı tatavasından öte, dini referans almaz ve varlık sebebi ilahi yasalar değil;insan kaynaklı pozitif hukuk kurallarıdır.
anayasada bahsedildiği gibi din ve vicdan hürriyetinin teminatı falan değildir;lakin aklı başında her siyasal tarihçi toplum-bilimci bilir ki devletin zımni de olsa bir dini vardır ve devlet bu dini bizatihi kurumlarıyla denetlemektedir. velev ki osmanlı imparatorluğunun ardılı bir toplum olarak türk toplumu din ve vicdan hürriyetini bir anayasa ilkesi ile sağlamlaştıracak değildir.merak edenler de salt osmanlı dönemindeki anasır-ı osmaniyenin din ve vicdan hürriyetinin durumunu tarihsel vesikalardan hatmedebilir
velhasıl kelam ülkelerin ,toplumların ,ideolojilerin tarihi olduğu gibi kavramların da tarihi vardır;bu cihetle laiklik tarihsel seyri ve pozitif metinlerde yer alması itibarı ile dinamik bir olgudur ve başta verdiğim machiavelli menşeili tanımda kavramı yerine oturtabilmekte köşetaşıdır.
bugüne ulaşıp da gündemdeki haklı veya haksız 'yok sen laiksin sen şeriatçı' gibi tartışmalardan biraz sıyrılabilirsek geleneksel siyasal kültürümüze laikliği nasıl yedirebildiğimizi rahatlıkla görürüz. artniyetli ve toplum-bilimi yadsıyacak bir şekilde fatih çarşambayı görünce aman da aman şeriat geliyor demekse ya da içki içenleri kafir küffar diye yaftalayarak zaman kaybetmekse maksat söylenecek sözler beyhude tabii.
aynı sokaktan mini etekli dekolteli bir kızın ve karaçarşaflı bir bayanın (belki de bayan değildir hiç içini görmedik) geçmesine olanak tanıyan yegane enfes sistemdir...
bugün köşke çıkacakların ve çıkartanların ve de onun yandaşlarının " şeytanın sağ bacağı" diye tanımladığı sistemdir..
laiklik, oalyları ve durumları objektif bir şekilde sorgulamaktır. laikliğin din ve devlet işlerinin birbirinden ayrı olması tanımı sadece devletin yönetim sistemi ve din damlarının- bi çoğu sözde din adamı- kendilerine, yakınlarına çıkar sağlaması vb. olgularının sorgulanması sonucu ortaya çıkmıştır. laiklik salt olarak bu tanımla sınırlandırılmamalıdır. laik insan sadece dini değil, kendisini ve insanlıkla ilgili herşeyi sorgulamalıdır, bunlara karşı duyarlı olmalıdır.
edit:
günümüz türkiyesinde laiklik; işsizlik, pahalılık, yolsuzluk, abd, ab gibi sorunlarımız yokmuş gibi ülkenin tek sorunu haline getirilmiştir ve bunu yapanlar da benim diyen solcu insanlar olmuştur ne acı.
şimdi recep tayyip erdoğan'ı düşünmenizi istiyorum, düşünüyo musunuz, eveeet, hayalinizde mi şu an, güzeeeel. o zaman şimdi beyninizdeki tayyip'ten yavaş yavaş uzaklaşın, uzaklaşın, uzaklaşın, tayyibizm'den uzaklaştıkça geldiğiniz o noktaya laiklik diyoruz...
yıllardır tartışılagelen ilke. uğruna nice mitinglerin düzenlendiği ilke. ve maalesef ki çoğu insanımızın anlamını tam olarak bilmediği ilke. (bkz: laiklik)
herkesin ibadethanesini tek tek ve eşit sayıda koymak yerine, hiçbirini koymamayı seçmektir. x kişisi ibadet etmek için bahama'yı, y kişisi de stonehenge'i seçebilirdi zira. başa çıkmak zordur.
türkiyedeki en büyük sorunlardan biridir ancak sorunun kökeni bu olgunun tam olarak siyasal islam, merkez sağ tarafından, sol ve ordu tarafından da tam olarak idrak edilememektedir.
öncelikle laikliğin tanımına bir göz atmak da fayda var.laiklik din ve devlet işlerinin birbirinden ayrı yürütülmesi olarak tanımlanır.burdan yola çıkarak laik sisteme sahip bir ülkede dinin siyasallaşmayacağı devletin de din ve vicdan özgürlüğünden kesinlikle taviz vermeyeceği beklenir.
oysa laik,demokratik bir sosyal hukuk devleti olan türkiye de nedense işler bir türlü böyle yürümüyor.özetle ben en yakın örnek olan cumhurbaşkalığı sürecini ele alayım.türkiyedeki siyasal islamın yegane güçlü temsilcisi akp meclisteki mevcudiyetine güvenerek kendi adayının cumhurbaşkanı olmasını istiyor.chp laiklik adına bu girişime karşı çıkıyor.ama burda asıl odaklanmaları gereken konu bu adamların geçmişleriyken bir anda abdullah gülün karısının baş örtüsüne takılıp kalıyorlar.nerde biraysel özgürlükler? nerde kişinin din ve vicdan hürriyeti?deniz baykalın açıktan darbe çağrıları da çabası. sonra tabi chpyi sosyalist enternasyonelden atmaya kalkışırlar neyse konuyu dağıtmayalım.tsk da bu çağrıları yanıtsız bırakmıyor ve bir post modern darbeyle karşı karşıya kalıyoruz.
şimdi burda üç ayrı kurum var.
akp:laikliği sadece din ve vicdan özgürlüğü olarak tanımlıyor ve lakikliğin diğer esasını görmezden gelerek devlette bir takım kararları dinsel etmenler çerçevesinde alıyor
chp:kendini bir sol parti olarak tanımlıyor.din ve vicdan özgürlüğüne daha doğrusu kişisel haklara önem vermesi gerekirken laikiği sadece dinin devlet işlerine karışmaması esasını baz alıp bir takım anti-demokratik methodlarla rejimi korumaya soyunuyor.
tsk:demokrasinin ve cumhuriyetin teminatı ordumuz bab-ı ali baskınından beri sürdürdüğü alışkanlığından bir türlü vazgeçemiyor ve demokratik düzene bir ayar çekiyor.
halk sokaklara dökülüyor cumhuriyet mitingleri yapılıyor adı üstünde cumhuriyet mitingi.chp bunlarda aktif olarak bulunuyor ama sonra cumhurbaşkanın halkın seçmesine yanaşmıyor.rte bu insanları kuru kalabalık gibi birşey olarak tanımlıyor(şimdi aklıma gelmedi o dediği laf).chp hala halka güvenmiyor akp yandaşları ise seçimler demokratik yollarla engellenebilecekken anti demokratik yollarla engellendiği için kendilerini haksızlığa uğramış hissediyorlar.millet itinayla kamplara bölünmeye çalışılıyor bizim siyasiler de sanki bu amaçın en önemli parçalarıymış gibi bü sürece ellerinden geldiği kadar destek çıkıyorlar.tsk bile bu sürece öyle veya böyle ortak oluyor ki zaten tsknın karar mekanizmasının ne kadar bağımsız olduğu tarşılır (bkz: eşref bitlis süikastı).
tüm bunlardan sonra benim aklıma bir soru geliyor:
atatürkün bursa nutku neden bunca yıldır sansürlendi acaba?