avrupa komisyonu "erdoğan laik azınlığın da haklarını korumalı" demiş..şimdi de türkiye cumhuriyeti'nde laik devlet düzenini savunanlar azınlık da oldu..ekonomi ve para için laik düzeni savunduğu halde akpye oy verenler kıçlarına kına yaksınlar..helal olsun sana türkiyem sana çok yakışıyo..
kendi ülkemizde azınlık olduk iyi mi...bu memleket nereye gidiyor anlamıyorum.yakında bu azınlık(!) da kalmaz,kıyıda köşede kalmışları da azınlık olmayanlar ülkeden kovar.ohh ne ala memleket.azınlık yok bir şey yok istediğini yap.devam et türkiyem devam et.kim tutar seni...
anayasada 2. maddede belirtildiği gibi türkiye cumhuriyeti laik bir devlettir.günümüze gelindiğinde kendi laik ülkemizde azınlık olarak gösteriliyoruz.helal olsun türkiye bu kafayla git yeni önderiniz eşliğinde durmak yok yola devam.
saçma ve taraflı bir önermedir, birincisi %46'lık kesim laikliği reddediyor diye bir durum yoktur, sadece antilaik bir parti lideri ve kurmay heyetine kısa vadeli ekonomik rahatlama adına tahammül etmektedirler, en basitinden piknik yerlerindeki rakı masalarında anket yapılsın, akp %46'nın çok üstünde bir oranla yine birinci parti çıkacaktır
işin acı yanı da demokratik hakların en ufak bir ihlalinde kıyameti koparan batılıların, demokrasinin olmazsa olmazı laiklik kurumunu türkiye örneğinde böylesine küçümseyebilmesidir, hani içi boş geyiklere benzeyecek ama herkes farketmeli, batılının derdi bizdeki demokrasiyi desteklemek falan değil, öyle olsaydı laik sistemin zayıflamasına böylesine seyirci kalmazlardı, dogmatik, değişmez kurallardan oluşan, bilhassa icma ve kıyas hükümlerinde tarikat şeyhlerinin fikrini esas alan bir dünya görüşü demokrasinin de samimi dindarlığın da en büyük düşmanıdır, neden batılı bunu görmezden gelir düşünmek lazım
laik, demokratik bir cumhuriyetin başbakanı(?) çıksın da böyle aşağılık bir laf etsin. bizleri, sırf din ve devlet işlerinin ayrılmasını istiyoruz diye, kendi ülkemizde azınlık olarak tanımlamaya cüret etsin!
şimdi ben de size soruyorum; erdoğan ve yandaşları kendi partisine oy veren insanları antilaik olarak vermeyenleri de laik olarak tanımlamıyor mu? bizi alenen bölmeye çalışmıyor mu? peki siz hala nasıl rejimin tehlikede olmadığını, şeriatin asla gelemeyeceğini savunabiliyorsunuz?! askerin sessiz kalması gerektiğine nasıl inanabiliyorsunuz?
.
.
.
herkes, bu ülkenin geleceği hakkında çok büyük bir endişe içinde olmalıdır. asker ile hükümet tam olarak kutuplaşmıştır ve bunun ne gibi olaylara gebe olduğunu hepimiz biliyoruz...allah yardımcımız olsun!
fazıl say'ın sözleri üzerine çıkan tartışmayı sürdürmek doğru değil. kendisi de böyle düşünüyor olmalı ki, tartışmalara katılmadı, yeni tartışmalara yol açacak yeni açıklamalar yapmadı.
doğrusu buydu.
böyle duyguların, önyargıların ağır bastığı konularda tartışmalar yapmak, meseleyi aydınlatmaz. aksine, karşılıklı duyguları, önyargıları keskinleştirir.
bu tür konularda "tartışmak" değil, "anlamaya çalışmak" daha doğru bir tavırdır.
fazıl say'ın kendisini "azınlığa düşmüş" gibi hissetmesini, toplumsal bir veri olarak görüp anlamaya çalışmak gerekir. muhafazakârlar laik kesimde oluşan bu "azınlık" duygusunu anlamaya, kaygılarını gidermeye özen göstermelidir.
duyguları anlamak
fakat sorun tek taraflı değildir. elit olmanın resmi kudretine sahip 'laik kesim' de 'öteki' kesimin duygularını, kaygılarını anlamaya çalışmalıdır.
necip fazıl'ın bir mısraına dikkat edin:
"öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!"
bu sözler şairane bir kurgu değil, geniş kesimlerdeki köklü bir ıstırabın ifadesidir.
geniş vatandaş kitlelerini kılıklarından, yaşama biçimlerinden dolayı aşağılamak, dışlamak maalesef bizim egemen siyasi kültürümüzün bir parçasıdır.
sosyoloji diliyle, egemen "merkez"deki elitler, "kenar"daki milyonlara tepeden bakmıştır. "taşralı, cahil halk, faso fiso vatandaş, haso memo" gibi terimler bu aşağılayıcı bakışın dışa vurumlarıdır.
bu kitleler "müşteri" olarak iyidirler! askere alındıklarında "mehmetçik"tirler! ülke savunmasında "şehit anası"dırlar!
fakat vatandaş olarak siyasi ve sivil haklar eşitliğini istediklerinde bazı sorunlar çıkar!
1950'den beri temel gerilimlerimizden biri bu meseledir.
"yeter söz milletindir!" sloganı niye milyonların desteğini almıştı? işte bu sebepten...
öbür taraf ise "hasolar, memolar, fasa fiso vatandaşlar!" diye bu kitleleri hor görmeye devam etti.
mütareke yapmak?
demokrasi ve ekonomik gelişme olacaksa bu bu elitist hiyerarşiyi sürdürmek mümkün değildi. herkesin oyu eşit olacaktı! sınavı kazanan herkes üniversiteye gidebilecekti! piyasa ekonomisi "hasolar, memolar"dan işadamları çıkaracaktı elbette!
bu bir modernleşme sürecidir, "geliyorlar" diye tedirgin olmak anlamsızdır. elitlerin bu psikozdan; her seçimde sandıktan çıkan çoğunluğun ise "garip, parya" psikozundan kurtulmaları gerekiyor.
türkiye'de eski "merkez" ve "kenar" yapıları artık aşılıyor, bir "orta sınıflaşma" süreci yaşanıyor.
orta sınıflar asla tek fikirli, tek kıyafetli, tek inançlı olamaz, tek partili olamaz!
yeni sosyal realiteye eski gözlüklerle bakmak, "öteki"nden korkmak gibi yanlış duygulara yol açıyor. iki kanatta da...
eski algıları keskinleştirecek ve sosyal gelişmemizin bu yeni aşamalarını görmemize engel olacak kamplaşmalar yerine bir süre 'mütareke' yapmak nasıl olur?!
durup düşünmek, gözlemlemek, ufkumuzu açmak... en önemlisi, zihnimizdeki eski önyargılara oturttuğumuz "öteki"ni zihnimizin dışındaki gerçekliğiyle anlamaya çalışmak?..
sanıyorum o zaman pencerelerimizden göreceğiz ki, bu kadar gelişmiş ve çeşitlenmiş türkiye'de irtica korkusu abestir. türkiye'de hâlâ tek parti veya darbe dönemlerindeki gibi baskıların olduğunu sanmak da abestir çünkü demokrasi hayli gelişmiştir.
gözlüksüz bakabilsek, "azınlık" psikozundan da "parya" psikozundan da çıkarak daha hür, barışık ve yaratıcı bir toplum haline geleceğiz.