belki ilginizi çeker
  1. · l homme revolte
  2. · veba
  3. · krizden etkilenmemek
gündem
  1. · beşiktaş
  2. · kurban kesmeye karşı olan dallama
  3. · disko kralı
  4. · 25 kasım 2009 manchester united beşiktaş maçı
  5. · kar yağarken hissedilen duygular
  6. · dtp genel başkanının izmirlileri tehdit etmesi
  7. · fotoğraf makinası olmayan japon
  8. · türklere özgü eylemler
  9. · dreams

la peste  

  1. albert camus'un en ünlü romanlarından biri
    (stocky2001, 05.09.2004 10:11)
  2. albert camus'nün koskaca bir şehri klostrofobik bir şekilde tasvir ettiği ve şehrin insanlarının paylaştığı ortak kaderin nasıl bir umursamazlığa ve rutine dönüştüğününü anlattığı belki de en ünlü romanı.
    (strangelove, 30.05.2007 00:50)
  3. sabah gazetesinin fi tarihinde çıkardığı nobelli yazar serisinde oktay akbal çevirisiyle yer alır. bana kalırsa ya bu çeviri gerçekten çok kötüdür ya da yazar kısa cümleler kurmayı çok sevmektedir.
    (no more, 02.09.2007 15:50 ~ 15:50)
  4. albert camus un varoluşçuluk felsefesi bir romanda ancak bukadar kusursuz anlatılabilir dediğim harika romanı.camus gözlemsel yeteneğinin zirvesinde bir fotoğraf atar önümüze.194. lı yıllarda cezayir in oran şehrinde yaşanan veba salgınını anlatmaktadır.

    camus kitapta 194. lı yıllar diyerek 10 yıllık bir sallantı dönemi işaret ederek kesin bir tarihi vermeyerek ve aslında hayatın üzerimize vergi işleri dediği büyük kahramanlıkları sıradan anlatması insanların o gün havanın kapalı olması ile bile ne kadar huzursuz olacağının arasındaki nutaralist karamsar anlatımsallıkla anlamsız bağlamaları mükemmel kurgulamıştır.

    aslında sadece la peste nin bile ana kurgusu anlandığı takdirde camus baba için intiharın kaçınılmaz son olduğunu şiddele göreceksinizdir
    (tylerdurden, 21.10.2007 16:02)
  5. doğadan kopmuş, denize sırtını dönmüş basit vir cezayir şehri, adı oran. sıradan bir şehir, diğerlerinden hiç bir farkı, hiç bir ayırt edici özelliği bulunmayan bir liman kenti. burada insanlar sürekli çalışıyor, kendi sıradanlıkları içinde alışkanlıklarıyla yaşıyorlar. küçük uğraşlarının, eğlencelerinin bile belli bir saati var. burada hasta olmak çok zor, çünkü herkes kendi derdinde. baharın geldiği pazarlarda satılan çiçeklerden anlaşılıyor. ve bir gün bu kentte fareler ölmeye başlıyor ve fareleri insanlar takip ediyor. veba salgını tüm kenti sarıyor. şehir karantinaya alınıyor. insanların zaten içinde bulundukları yalnızlık haline bir de hapsolmuşluk ve sürgün hisleri ekleniyor. şehre gelmiş bulunup, orda kalmak zorunda kalanlar, eşi dostu , sevdiği şehrin dışında kalmış olanlar... bu noktadan sonra nerde doğmuş olursa olsun, herkes orenlı oluyor. ortak bir kader bekliyor onları. ve insanlar zaten özgür olmadıklarını ancak "veba" gibi bir durumda anlıyorlar. yoğun uğraş, önlem ve tedavi denemelerinin sonucunda veba yeniliyor. ama kitabın anlatıcısı ve baş karakterlerinden biri olan doktor rieux bunun bir zafer değil, yalnızca bir tanıklıklık olduğunu söylüyor. nitekim oran'da veba salgını bitmiş olsa da, veba hastalığı dünyadan kalkmış olmayacak ve kimbilir bu her şehir gibi olan oran'da daha ne gibi vebalar olacak?

    aslında kitabın özünde bir isyan ve ayaklanma vardır. camus, hayatın absürdlüğü karşısında, insanların yersiz yakarışlarına cevap vermeyen dünyaya yenilmeyerek mücadeleye devam etmek gerektiğini anlatır. bunu camus'nün le myth de sisyphe'nde de görürüz.
    (zinzoline, 24.02.2008 20:48)
  6. "şehir karantina altında olduğu için orana bişey sokamadık" şeklinde özetlenebilecek kitap.
    (gaza gelin çorbası, 24.04.2008 13:05)
  7. bir felaket durumunda insanları kurtarmak için yüce sebepler aramayan, sadece hiç de eğlenceli olmayan yılmamak ve mücadele etmek gerekliliğiyle (bkz: @1366443) çalışan bir hekimin hikayesini anlatan kitaptır.

    (bkz: yapacak daha iyi bir işi olmamak)
    (ali kamber, 03.06.2008 21:02)
  8. (bkz: veba)
    (ali kamber, 03.06.2008 21:04)
  9. nerden geleceğini bilmediğiniz bir düşmanın üzerinizde bıraktığı paranoya, kapatılmış şehirler, nefes almanın bile tehlikeli olduğu bir ortam ve beklemek, beklemek. bir hastalık olarak veba.

    albert camus romanı. ama psikoloji adına, olayın vahimliği ve insan üzerindeki etkisini çok iyi yansıtamadığını düşünüyorum.
    (pedesa, 22.09.2008 16:47)
  10. felaketlerin insanların başına gelmeden evvel, onlar tarafından ne kadar boş ve uzak bir şey olarak görüldüğünü ve hayat denen şeyin altında yatan temel hiçliği insanın yüzüne tokat gibi çarpan başyapıttır.

    insan hep yumurta bir tarafına dayanınca bir şeyleri anlamaya meyilli ne yazık ki. ve işte tam burada üstadın düşüş isimli eserinin son cümlesiyle trajik bir bağlantı var... ne yaparsak yapalım, ne yaşarsak yaşayalım, ölüm denilen kaçınılmaz gelip kapımıza dayandığı zaman hep yapacak bir şeyler bulacaktır insanoğlu. her zaman bir şeyleri yapmak için hep geç olacak... "çok şükür ki öyle..." der üstad. işte bu eserde de bunun altını çizmekte üstad.

    yaşama güdüsü insanın kendini öldürme güdüsünden hep daha kuvvetlidir. ama burada bir karmaşa olmasın, yaşama güdüsü, ölüm mefhumundan ya da gerçeğinden daha kuvvetli değildir kesinlikle.

    "hastahane kadroları için gerekli memurlar yoktu. fakat kaba işlerde çalıştırılacak adam kolaylıkla bulunuyordu. bu andan sonra sefaletin korkudan daha kuvvetli olduğu görüldü, çünkü tehlikesine rağmen çalışarak para kazanmak daima mümkündü..." (veba-albert camus, varlık yayınları, 1960)
    (bulanti, 14.02.2009 18:50)
  11. bir kısmında yabancı'ya gönderme yapılan kitaptır. gazetede kumsalda öldürülen bir arapla ilgili bir haber geçer.
    (vasdeferans, 07.05.2009 14:39)
  12. "budalalık hep direnir, insan hep kendini düşünmese bunun farkına varabilirdi..."
    (heidi, 07.06.2009 18:31)
  13. neden bilmem albert camus tasvir yaparken ya da çok basit cevaplarla hikayeye kaldığı yerden devam ederken çok basit paslarla gol yaptıran bileği yumuşak bir futbolcu gibi geldi bu kitapta bana.
    çok önemsiz bir şey yapmış gibi, oyunun kaderine etki edecek pası verip sevinmeyen bile.

    veba albert camus'un en önemli kitabı, nobeli almasında en büyük etkiye sahip olduğu iddia edilen kitabı, ben yabancı ya da düşüş kadar haz alamasam da -ki bunda çevirinin de büyük bir rol aldığını düşünüyorum- bir iki ısrarlı denem ile kitapla beraber soluk alıp vermeye başlıyor insan, dolayısı ile kitaba ilişkin tavsiyem de ara ara değil bi kerede ve sağlam bir niyetle içine girerek okunmasıdır.

    az kahramalı ama kaharamanlarının belirgin özellikleri ile ortada olduğu veba, toplum çıkarları ile birey çıkarlarının ne kadar farklı olabildiğini, dinin, bilimin, aklın çaresizlik içerisinde ne tür bir tutum içine girdiğini herkesin gözüne inerek anlatıyor.
    mesela inandığı değerlere ters bir şeyler yaşanmasını inandığı değerlere daha sıkı dayanması yolunda bir işaret sayan rahip, çaresizilikte bir kahraman olmak yerine, üzerinde fazla düşünmeden, işini yapmaktan başka bir şey yapmayan bir doktor, ideolojik vebanın iklimlerinde zehri teneffüs eden ve biyolojik vebanın o kadar da korkulacak bir durum olmadığını düşünen bir dost, toplum bahtsızlığını kendi talihi sayan bir suçlu...

    okunması gerekenlere artı bir diyerek selamlarım..

    - artık kişisel alınyazıları yoktu, vebanın sebep olduğu ortak bir hikayenin içinde herkesin paylaştığı duygular vardı.

    - onun işlediği biricik cinayet, kalbinin derinliklerinde, çocukları ve insanları öldüren bir şeyi doğru saymasıdır. geri kalan her şeyde onu anlıyorum ama bunda onu mazur görmemek zorundayım.
    (khaki, 09.08.2009 18:12 ~ 21:30)
  14. albert camus öyle bir atmosfer içine kurmuş ki eseri, okurken anlattıklarını kolayca sinidirmenize, yorumlamanıza büyük yardımları dokunuyor. insan ve alışkanlıkları üzerinde çok daha irdeleyici düşünmeme neden olmuş bir eserdir. ölümün nasıl doğal bir olaydan çıkıp insan için anlam kazandığını ve bunun yakın çevrenizde sık sık tanık olduğunuz bir olaya dönüşmesiyle doğallığını / sıradanlığını takrar elde edişini çok iyi ortaya koyar. okuduktan sonra altını çizebiliyorum. insanın alışamayacağı şey yoktur. ( bu dünyaya alıştıktan sonra...)
    (ünlem işareti, 29.10.2009 22:47)
  15. kitabın kahramanlarından rambert doktorumuz rieux'a ,
    "nedir dürüstlük?" diye sorduğunda, rieux: " bunun genelde ne olduğunu bilmiyorum. ama benim durumumda, mesleğini yapmaktır" diyerek beni benden almıştır.
    (ünlem işareti, 29.10.2009 22:50)

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil