siyah kan adıyla türkçe'ye çevrilmiş olan grange romanı. önceki tüm romanları ile karşılaştırmak gerekirse en psikopat olanı. bu da uyutmuyor (bu sefer) bittikten sonra bile...
jean cristophe grange'in an itibariyle son kitabıdır. kızıl nehirler'de olduğu üzere insan psikolojisinin sınırlarını zorlamakta ve insanda seri katil olma dürtüsü uyandırmaktadır. psikolojik direnci zayıf olanların kesinlikle okumaması gereken bir başyapıt.
jean christophe grangé'nin son ve en kötü romanı.hatta taş meclisinden bile daha kötü.zira "taş meclisi"nde en azından kendinizi içinde hissettiğiniz bir hikaye vardı ve rezalet finaline rağmen kitap son bölümleri haricinde "ortalama" sayılabilirdi.siyah kan ise bunu bile sunmuyor size.gerilim romanının özelliği nedir?katili merak eder ve sürekli tehdit altında olduğuna inandığınız karakterler için endişelenirsiniz.bu kitapta ise katilin kim olduğunu ilk sayfada öğreniyorsunuz ve "hapisteki katil" kitabı iyice sıkıcı hale getiriyor.350 sıkıcı sayfadan sonra asıl macera başladığında ise okuyucu çoktan kitaptan soğumuş oluyor.
yazarın şaheserlerinin yanında (bkz: kurtlar imparatorluğu)(bkz: kızıl nehirler) gerek kurgu gerek karakter çözümlemeleri açısından oldukça zayıf kalan,kan görmekten çok büyük zevk alacak kadar psikopat ruhlu değilseniz okumamakla bir şey kaybetmeyeceiniz bir kitap.zira son bölüme gelene kadar hissettiğiniz tek şey mide bulantısı.sadece son bölümde grangé gerçek yeteneğini ortaya koyuyor bir kaç sayfa boyunca gerilim atmosferinin tadını çıkarabiliyorsunuz.ilk yüz sayfada falan konuyu anladıysanız ve sıkıntıdan ölmek üzereyseniz doğrudan son bölüme atlayın,kurtulun derim ben.
(bkz: kime göre)
(bkz: bana göre)
gece uyumadan önce okunduğunda insanı acayip geren, "tırss tırs" şeklinde uyumanıza -ya da uyuyamamanıza- sebep olan roman. sürükleyicidir fakat okuduktan sonra bir müddet yalnız kalmamak iyi bi fikir olabilir.
grange'in mükemmel kitabı.şuan kurtlar imparatorluğunu okuyorum ama diğer okuduklarım arasında en iyisi ve en etkileyicisinin siyah kan olduğunu düşünüyorum.
grange adlı fransız yazarın yazmış olduğu oldukça sürükleyici ve gerilim dolu olmasının yanısıra biraz da abartının sezildiği ,okunması tavsiye edilebilecek bir roman.
grange ın en iyi kitabı olduğunu düşündüğüm seri katil reverdi ye aşık olduğum kitaptır.o kadar beğenmişimdir ki şuan kurtlar imparatorluğunu okuyorum ama aklım hala siyah kan dadır.
mayıs 2005'te çıkan ilk basımını aldığım ve diğer kitaplarında olduğu gibi büyük bir zevkle okuduğum kitap. sonuç benim açımdan beklediğim gibiydi. bir yazarın kitabında yakaladığınız beğeniyi diğer eserlerinde yakalamak her zaman mümkün olmayabilir. nedense ben bütün kitaplarından büyük bir zevk alıyorum. isminden de anlaşıldığı gibi son kitap çok kanlı geçiyor. rahatsız olabilecekler okumasın derim.
grange'ın son romanı. diğer romanları okumuş biri olarak bu romandan umduğum tadı alamadığımı söyleyebilirim. bana kızıl nehirler ve leyleklerin uçuşu'nda yaratılmış o müthiş kurgu ve olay örgülerini özletti açıkçası. ayrıca yazarın performansı son iki romandır düşüş içinde. belki de bana öyle geliyor ama diğer okuyuculardan da aymılarını duyuyorum. siyah kan da ortalama bir gerilim romanı olarak okunabilir.
jean christophe grange'in dehşetengiz romanı...sapık dalgıç, kurbanını oksijensiz bir odada tutar.oksijen olmayınca hemoglobin kana kırmızı rengini veremez ve kurbanın kanı yavaş yavaş koyulaşır.bu sırada kurbanının kollarında ve bacaklarında simetrik yarıklar açan sapık,bu yarıkların üzerine hemen balmumu akıtır ki henüz tam siyahlaşmamış kan akmasın...kurban son nefesini vermeden önce kanı siyah olacaktır ve yaraların üzerindeki balmumunu kibritle eritip simsiyah kanın akışını izleyebilcektir katilimiz...işte onun için tüm mesele budur...gazeteci bi abi bu sapığın peşine düşer ve onu aşk mektuplarıyla kandıracak kadar maceralı bi serüvende bulur kendini...siz de kelimelerle beraber kopar gidersiniz hayattan...
'' paris. ilk temas. kuala lumpur. hayat yolu. uçuşan ve çoğalan. sonsuzluğun işaretleri. kamboçya. bal ve frensk. tayland. arınma odası. dünyadan soyutlanmış bu mekanda neler olduğunu anlayacaksınız! bangkok. gerçeğin rengi aynı zamanda yalanın da rengidir! ve paris. herşey sona ermedi, yeni başlıyor.
çabuk saklan, baba geliyor! ''
okunası bir kitap. elimden düşmedi bitirmek için sabaha kadar okuduğumu bilirim. okuyun, okutturun.
jean christophe grange'dan beklenmeyecek kadar düşük bir kalite; psikopat şeyler okumak isteyen okuyucuları bile tiksindirebilecek kadar bayağı bir kitap. sapık karakterlerden birinin bakire kızların ilk kanını içmekten hoşlanması mıdır midemi kaldıran yoksa kitabın kötü karakteri riverdi'nin adet kanı takıntısı mı karar veremedim
okuduğum en etkileyici kitaplardan cidden insanda deneme isteği doğuruyor. birde grange konusunda artık eminim o adamda bir sorun var normal psikolojideki hiçbir insan bu kadar detaylı inandırıcı anlatamaz bence.
-çabuk saklan baba geliyor...
romanı okumaya başladığım anda 'vay deli vaay!' deyip çılgın atmıştım. insanı içine çeken sürükleyen bir kurgu hakimdi marc dupeyrat paris'e dönene kadar. sonrasında düşen temponun yerini müthiş bir gerilim aldı. sürekli yer değiştiren korkular, şüpheler... ama birazcık dikkatli bir okuyucuysanız kitabın sonunu az çok kestirebiliyorsunuz. jean christophe grange'in bu romanında da dan brown'un romanlarındaki gibi ortaya yine kıtalar arası bir macera, soluksuz bir takip, sıra dışı şüpheler çıkıyor ancak tek bir farkla; don brown olayı bir gecede başlatıp ertesi sabahta bitiriyorsa jean christophe grange olayı zamana yayabildiği kadar yayıyor.
bir de bu romanı okuduktan sonra dünyada ne insanlar varmış hey güzel allah'ım diye düşünmeden edemedim.sapıklar, kan emiciler, caniler, nekrofililer, pedofililer, ensest düşkünleri,oğlancılar... en kötüsü de bunlarla farkında olmadan içiçe yaşıyor olmamız.
nasıl olduğunu anlayamadığım bir şekilde hemen hemen başlarda çözdüğüm fakat buna rağmen kurgusunu beğenerek okumaya devam ettiğim güzel bir gırenc kitabı.
bakire kızların kanlarını içen reverdi'nin avukatı jimmy olaya daha aktif katılabilirdi. sonlara doğru sanki zorla bitirilmek isteniyor gibi reverdi kazadan kurtuluyor, otellere giriyor, yurtdışına seyahatler yapıyor, bir daha yakalanıyor en az 5 defa vurulduğu söyleniyor yine ölmüyor vs.. tamam daha kitabın sonu gelmedi ama bu kadar zorla yaşatılmazki biri.
--spoiler--
katili daha ilk sayfalarda öğrenmek, sadece detayları öğrenmek için okutuyor kitabı, bu da biraz can sıkıyor tabi. anahtar kelimeler; sorunlu çocukluk, seks, kan, pislik
grange'ın yazmak için malezya'yı, kamboçya'yı, tayland'ı hatta belki de sicilya'yı gezmiş olması muhtemel oldukça güzel bir roman. paris'te başlayan ve sonra roman bitmeden paris'te bir daha başlayan dolu dolu sayfalar. jacques reverdi karakterinin yenilmez su mühendisliği deniz kenarının, okyanus'un serinliğinde giderken, marc dupeyard'ın ateşli kişiliği sicilya'nın etna yanardağı etrafında dolaşmaktadır. bu ve buna benzer ince ayrıntılarla bezenmiş, edebi tasvirlerin oldukça güzel ama az olduğu bu eseri okumak oldukça keyif verici. bir solukta tayland'taki bakire ticaretine tanık olurken diğer bir solukta budizm'in mistisizmi ile tütsüleniyor burun deliklerimiz. ayrıca paris sokaklarındaki koşturmaca da romana hız katıyor. gayet iyi bir eser.
mükemmel bir kitap. yeterince sürükleyicidir. böyle psikopatlık, fetişlik peşinde olanların daha bir çekici bulacağı kitaptır. bunların yanında tabi ki yeterince iğrençlik de mevcut. özellikle jean christophe grange'in kitaplarını sevip de bunu okumayanlar bir an evvel okusun. pişman olmayacaksınız. valla bak.