st albümü ile piyasayı kasıp kavurmuş, birçok uluslararası film festivalinde ödül almış ferzan öpetek filmi.
st albümünde şu parçalar bulunur:
1. la finestra di fronte
2. sezen aksu - karşı pencere
3. il pensiero di te
4. guadalupe pineda - con los tres ases - historia de un amor
5. la scelta
6. il confronto (vocal)
7. nada - ma che freddo fa
8. le torte e i ricordi
9. la panchina sul prato
10. l'amore perduto (adagio)
11. mina - chihuahua
12. la finestra di fronte (epilog0)
13. una lettera mai letta (vocal)
14. sezen aksu - şarkı söylemek lazım
15. il confronto
16. l'amore perduto
17. giorgia - gocce di memoria
"arzu sınır tanımaz" tagline'ıyla sunuldu. david di donatello ödüllerinde en iyi film, en iyi kadın oyuncu, en iyi erkek oyuncu, en iyi müzik ödüllerini aldı. özellikle müzikleriyle bir numara diyoruz.
ailesi için sevdiği erkekten vazgeçen bir kadın,halkı için sevdiği erkekten sonsuza kadar vazgeçen bir adam,ikinci dünya savaşı sırasında italyada iki yahudi erkeğin yaşadığı yasak aşk..
arzu ettiklerine kavuşamayıp eli bağrında kalanların filmi,çok güzel ama çok yaralayıcı.
bir insanın hayatı boyunca duyabileceği en huzur verici şarkıyı barındıran*, içinde duygu kıpırtısı kalmış insanları bile derinden etkilemeyi başarmış şaheser. seyrettikten sonra asla başkaları için yaşamamak gerektiğini, sonunda mutlu veya mutsuz olmanın kişinin sadece kendi elinde olduğunu, diğerlerinin o mutlulukta veya mutsuzlukta sadece araç olması gerektiğini farketmemi sağlamıştır. filmi anlatayım diyorum ama müzikler aklımdan çıkmıyor ki.
yine tam olarak çözülemeyen bir sonla biten film.ferzan özpetek bunu yapmayı çok seviyor son nokta koymayı sevmiyor çünkü o film hala bi yerlerde devam ediyor.içerdiği ayrıntılardaki derinlikde bile iyi bir film izlediğinizi hissediyosunuz.özellikle giovanna nın işini bırakıp son hızla merdivenlerden inişinde yetişebilsin diye dua edebilirsiniz.hayat da böyle hep bir adım kalır..ama atamazsınız atsanız bile artık çok geçtir.
özpetek filmlerini bütünen sevmeme rağmen cahil periler ve karşı pencere'nin yeri ayrıdır.ayrıca her iki filminde soundtracki kaçırılmamalıdır.iyi seyirler.
ferzan özpetek'in ne kadar iyi bir yönetmen olduğunu bir kere daha kanıtlayan yapım. sahnelerin her biri özenle düşünülmüş çekilmiş ve bir yönetmenlik başarısı sergilenmiştir. (bkz: hamam) (bkz: harem suare) (bkz: le fate ignoranti)
konu olarak da farklı zamanlarda yaşanmış iki imkansız aşk öyküsünün taşıdığı ortak yanlar gayet ahenkli bir şekilde anlatılmıştır.
oyunculuk desen sanem çelik'in türevi olan giovanna mezzogiorno döktürmüştür filmde ve kendisine hayran bırakmıştır izleyenleri. ferzan özpetek'in ekürisi serra yılmaz zaten küçük rollerde de olsa ağırlığını hissettirebiliyor.
müziklerine gelince, gelmiş geçmiş bütün filmler arasında en mükemmel soundtrack'e sahip olan filmdir. pasta yapma sahnesinde çalan ma che freddo fa ve dans sahnesindeki historia de un amor şarkılarının yeri apayrıdır ama gocce di memoria sizi içine çekip büyüer resmen. özellikle son merdiven sahnesine öyle yakışmıştır ve bütünleşmiştir ki şarkı her dinlendiğinde o sahne hatırlanır ve bir hüzün kaplar bünyeyi.
ne yazsam eksik kalacak gibi hissediyorum, bu filmi anlatamayacak olmamdan dolayı olsa gerek.. sadece izleyebildim soluğum kesilerek. aşk bu kadar mı güzel anlatılabilir yahu.. aşk ve ondan vazgeçmek gerektiğinde içe saplanan duygularla harmanlandım adeta. defalarca defalarca izlesem bile bıkmam gibi geliyor; çünkü öle sıradan bir aşk hikayesi değil bu, geri dönüşü olmayan seçimlerimizin vereceği pişmanlıkla yaşayabilmeyi öğrenmek daha ziyade...
soundtrackleri ile yarmış bitirmiş, filmdir.
neden mi?
bir anda ortaya çıkan bir adamın, yaşanamayan bir aşkın kahramanının, bir türlü itiraf edilemeyen bir karşı pencere fantezi ile bütünleşmesini konu alır film. kötü anlattım ama olayın özü 3 aşağı 5 yukarı budur.
ancak karşı pencere fantezisi, öyle bildiğimiz fetiş hale getirilmiş fantezilerden değildir. filmde delicesine işlenen konu, bir insanın duygularını mı yoksa mantığını mı dinlemesi gerektiği üzerine. yaşlı adamın önemi de burada. aklını dinleyen bir adam o. iyi bir pastacı. zengin ve refah içinde yaşayan bir pastacı. ancak aklı ara sıra yerinden gidiyor. kim olduğunu, nerede yaşadığını unutuyor. duygularıyla başbaşa kalıyor işte bu zamanlarda. belki de bunun cezasını çekiyor.
kadın, işte bu medcezirde, yaşlı adamı mı yoksa kocasını mı dinleyeceğini bir türlü bilemiyor. ilk denemesinde de kocasının karşı pencerenin karşı penceresindeki görüntüsüyle karşılaşınca, vazgeçiyor. aradan geçen zamanda karşı pencere, artık uzaktaki bir pencereye dönüşecek olunca, koşarak çıkıyor evinden ama nafile. artık iş, mektup yazmaya kalıyor...
bu sade hikayede beni vuran taraf şu; karşı pencerede duran hayaller ve karşı pencereden bakınca görülen gerçekler. evet, ortada durup bakmanın imkanı yok maalesef. illa ki ya oradan ya da buradan bakmak gerekli. işte o zaman da bir türlü karar veremiyor insan. en güzeli penaltıda kalecinin durumu, içinden bir köşe seç ve atla!.. sonra da sevin ya da üzül.. ama asla keşke deme...
son zamanlarda izlediğim iyi filmler arasında olan ayrıca ferzan özpetek'in de en iyi 2 filminden biri olan yapımdır. (diğeri cahil periler, hangisi daha iyi karar veremiyorum bir türlü)
tutkularından vazgeçmiş, uzaklaşmış bir insanın çok ilginç bir şekilde onları tekrar hatırlamasını sonrasında tutkularıyla ve gündelik yaşam mücadelesi arasında bir tercih yapmasını çok iyi anlatabilmiş bir film.
ayrıca film de pasta göre göre insanın tatlısı geliyor,
çok güzel bir ferzan özpetek filmi,nerde olduğunu şu an anımsayamasam da filmdeki sevişme sahnesinin en hüzünlü sevişme sahnesi olduğunu okumuştum,cidden de öyledir.müzikleri çok güzeldir
(bkz: andrea guerra)
giovanna mezzogiorno'nin oyunculuk dersi verdiği, filmi beğenenlerin en iyi filmlerinden biri sayacakları, beğenmeyenlerin de filmin çok etkileyici olduğu gerçeğini inkar edemeyecekleri ferzan özpetek filmi.
filmin genelinde anlatılmak istenen şeyi anlayamamakla beraber bazı çıkarımlarda bulunabilecek kadar dikkat ettiğimi sanıyorum. tamam, eşcinsel bir birliktelik de olsa aşkın büyüsünü, aşk için nelerden vazgeçilebileceğini ve aşk için nelerin feda edilebileceğini bir nebze de olsa bünyeme hissettirebildi film. genel olarak iyi derim filme müzikler falan da hoş ama sonu hiç hoşuma gitmedi. isterseniz izleyin.
elleri kurabiye hamuruna bulanmış… emine, gideceğini söylüyor lorenzo’nun. onu son kez görmesini söylüyor. lafı değiştirmeye çalışıyor giovanna. kurabiyenin içine ne koyayım diye soruyor. aklında o var. lorenzo’nun tüm eşyaları toplanmış. başını kaldırıp onun penceresine bakıyor son kez. o içerde kurabiye yapıyor ve lorenzo’yu düşünüyor hala. arkadaşının gözlerine bakıyor. kararsız aslında ama dayanamıyor. önlüğünü çıkarıp atıyor masanın üstüne. koşmaya başlıyor. hızlıca iniyor merdivenlerden. koşuyor, yeşil terlikleri ayağında. sokağa çıkıyor. lorenzo’nun arabası sokağın köşesini dönüyor o sırada. yakalayamıyor.
bu sahneyi her izlediğimde “keşke yakalamış olsaydı” diye düşünüyorum. evli bir kadın, ailesinden vazgeçemezdi belki ama karşı penceresi de tutkuydu onun için. ikisi için de öyleydi.
---spoiler---
-neden vazgeçmek zorundayız.
-senin için zor olduğunu biliyorum benimle kalmak zor.
-ama benim için seni bırakmak daha zor.
---spoiler---
yol ayrımlarının ne kadar acı verdiğinin vurucu bir ifadesi karşı pencere. tutkunun baş döndürücü etkisinden sıyrılabilmenin kanıtı. bir dilemma filmi. bitmesiyle üzerinize çöken yarım kalmışlık hissi. bir ferzan özpetek şaheseri.
güzel bir film.en çok içimde ukte kalan: o, giderken hala hamuruyla oynayıp kendini oyalamasıydı...sonunda koştu..ama çok geçti..
'gidenler hep sende kendilerinden bişeyler bırakıyor..' ve bu filmi izlerken aklıma(bkz: bir tutam baharat)geldi. aynı hissi bırakıyor..