belki ilginizi çeker
  1. · l etranger nin ilk cümlesi
  2. · yabancı
  3. · meursault
  4. · bence bir
  5. · albert camus
  6. · her şeye yabancı olmak
  7. · uyumsuz kahraman
  8. · etranger
  9. · l etranger
  10. · ça m est egal
gündem
  1. · annelerin yakışıklı anlayışı
  2. · üniversiteyi ingilizce okumayı marifet sanmak
  3. · yılmaz özdil
  4. · sözlük yazarlarının hayalleri
  5. · kurban bayramı vahşeti
  6. · geniş aile
  7. · tunceli alevileri dinsizdir
  8. · hukuk ve siyaset okulu
  9. · 16 ağustos 2007 maccabi tel aviv erciyesspor maçı

l etranger  

 sayfa  / 2
  1. albert camus'nün 1942 yıllında yayımlanmış yapıtıdır.içinde "insanın, yaşamı tam anlamıyla seçmesi demek, yaşamın saçma,dünyanın haksız,tanrının sağır olabileceğini düşünmüş olması demektir.insan herşeyi kaybetmeli ki, herşeyi alabilsin." ve "şimdide olsa , yirmi yıl sonrada yine bendim ölecek olan." gibi insanı alıp götüren düşünceleri barındıran mükemmel kitap.
    (666, 14.11.2005 21:54)
  2. camus bu romanında kayıtsız, her şeye boş veren, hayatın anlamsızlığına karşı mücadele etmekten adeta yorulmuş, etrafında olup biten olayları anlamayan, anlamak için de hiçbir çaba harcamayan, unutulmaz bir insan tipini canlandırmıştır. olayları meursault’un ağzından anlatan camus nesnel bir romancı gibi davranarak, kahramanıyla okuyucu arasına girip, onları düşünce ve duygularını anlatmamakta, tersine, kahramanlarının hareket ve davranışlarını yansıtmakla yetinmektedir.romanın kahramanı meursault, kavurucu güneş yüzünden, hiçbir sebep yokken bir arabı öldürür. bu cinayeti sanki kendi iradesi dışında işler; birtakım gizli kuvvetler onu cinayete doğru itmektedir adeta. tutuklanır.
    mahkemede, sanki yargılanan, hayatı söz konusu olan kendisi değil de, bir başkasıymış gibi, olan bitenleri, anlamayan, kayıtsız bir gözle seyreder; hareketin saçmalığına bir açıklama şekli bulmaya uğraşanlara, ona mantıki bir anlam vermek için çaba harcayanlara şaşar. kendisini müdafaa etmek zahmetine bile katlanmaz. meursault sanki içinde yaşadığı hayata uygun bir biçimde yaratılmamış gibidir ve çevresine adeta uyamamaktadır; o, çevresindeki her şeye yabancıdır. insanlar, onların ahlak anlayışları yabancı gelmektedir ona. kendisine göre “annesinin ölümüne ağlamadığı ve niçin ağlamadığını açıklayamadığı için” de ölüm cezasına çarptırılacaktır.
    (amphitrite, 08.04.2006 22:44 ~ 22:44)
  3. albert camus'un en okunası kitaplarından.muhteşem,muhteşem,muhteşem.
    (ksanikse, 02.07.2006 23:51)
  4. (bkz: @908794 )
    (guest8644, 07.08.2006 19:29)
  5. fra. (bkz: yabancı)
    (adenozin tri psikopat, 07.08.2006 19:32)
  6. varoluşçuluğun karakterize edilerek sunulmuş olduğu camus şaheseri. zira karakter üzerinden yola çıkarak varoluşçu dünyanın bütün gizemleri çözülebilir.
    (kayıp patika, 03.01.2007 16:13)
  7. son sayfalarına kadar pek birşey olmayan ama belli bir yerden sonra ince ince insanın içine işleyen. herkezin kendi duvarlarını bulabileceğini düşündüğüm başucu romanı.
    (megae, 05.01.2007 00:18)
  8. sadeliği ve akıcılığı ile en hızlı okunan kitaplardan birisidir belki ama bitirdikten sonra hazmetmek epey zaman alır.zaten şöyle bir cümleyle başlayan bir kitap için fazla birşey söylemeye gerek yok.

    'anam bugün ölmüş. belki de dün, bilmiyorum.'
    (los lunes al sol, 14.08.2007 16:17)
  9. içimizdeki meursaultu ortaya çıkartıp arada bir dinlemememizi sağlayan albert camus kitabı.

    bazen yaşamanın, karmaşanın içinde bulunduğun anın değersizliğini hissetmek, ne gereksiz telaşedir yaşamak telaşı içimde, neye başlasan öldüğün an yarım kalacak gibi diye hissetiri zaman zaman.
    (kurutulmus kelebek, 30.09.2007 18:23)
  10. ne zaman bu kitap mevzu bahis olsa, zihnimde kitapta yer alan şu iki cümle belirir :
    "yaz göklerinde uzanıp giden o bildik yollar insanı günahsız uykulara da zindanlara da götürebiliyormuş demek"
    "dışarıda bir gün yaşamış bir insan, cezaevinde hiç sıkıntı çekmeden bin yıl yaşayabilirdi. canı sıkılmayacak kadar anıları olacaktır."

    birincisi bana "değişim"i çağrıştırır hep. bir anlık hatanın nasıl da seyrinde giden her şeyi değiştirebileceğini...
    diğeri ise sürekli anılar biriktirme çabasındaki bizlerin, açgözlülüğümüzle nasıl da yaşadıklarımızın pek çoğuna hakkını veremediğimiz fikrini getirir dimağıma...

    okunmalı, üstüne kafa yorulmalı ve anlanmalıdır...
    (paula schultz, 03.10.2007 23:11)
  11. albert camus kitabı.

    eğer okuduğunuz ilk albert camus kitabı yabancı ise, kitabın başlangıcı size bir şey vadetmiyor duruşunda olacaktır ancak hafif bir sabırla devam edilen okuma, kitabın zaten bir şay vadetmesine gerek olmadığını ayan beyan ortaya koyacaktır.

    olmuş olmamış hepsi birdir çünkü.
    (khaki, 15.10.2007 17:05 ~ 17:05)
  12. etkiliyiciliği tavan yapmış kitap. camus bu kitapta insanın zaaflarını oya gibi işlemiş. görünürde hiçbir şeye aldırış etmeyen, değer yargısı bulunmayan, bir boşluk içinde yüzen baş karakter, kitabın sonunda isyan edebiliyor, maddi hayatı özleyebiliyor. aslında hayata bağlılığın ne olduğunu sonu geldiğinde anlıyor. bu yönüyle ''herkesin bir zaafı vardır, herkes kendi ölçüsünde zayıftır'' cümlesi zihinlere peyda oluyor ki doğruluğu su götürmez.

    öykü uzun betimlemeler ve sade bir dille işlenmiş.
    (nisan cadısı, 20.12.2007 22:19)
  13. --- ıspoyler barındırabilir ---

    öyle bir kitaptır ki, baş kahramanı hakkında tek bir ruhsal çözümleme göremezsiniz. annesi ölmüştür. ama tek okuduğunuz, ölümün kaç gün önce olduğu, yolculuğun nasıl geçtiği, sütlü kahvenin tadının güzel olduğu, güneş'in yaktığıdır.

    meursault daha sonra bir kızla birlikte olur. ancak kıza yönelmiş herhangi bir duygudan bahsettiğini göremezsiniz. halbuki yataktan kalktıktan sonra kaç sigara içtiğini sayabilirsiniz.

    daha ilerde meursault bir arap öldürür. fakat bunu öyle yapar ki; içinde bir kin, bir intikam duygusu, ya da bir pişmanlık olduğunu düşünmezsiniz. ama sabah zar zor uyanmıştır, güneş her zamankinden yakıcıdır ve arabın elindeki bıçaktan şiddetle güneş ışınları yansımaktadır; bunlardan şüpheniz yoktur.

    bundan sonra mahkeme başlar. meursault idama mahkum edilir. ve birkaç kez görüşmeyi reddettiği papaz bir gün hücresine gelip meursault'yu tanrı'dan af dilemeye çağırır. filmin koptuğu yer burasıdır. meursault'nun iki sayfaya yayılmış patlamasında tabii ki hayatta değer verdiği, peşinde koştuğu şeyler olduğunu anlarsınız. meursault ne hiçbir şeye aldırış etmeyen bir vurdumduymaz, ne de boşluk içinde yüzen bir sorunludur, hiç olmamıştır. tek derdi bunları sorgulama ihtiyacını hiç hissetmemiş olmasıdır. bunlar ona verilenlerdir, tek bildiği budur. ama şimdi papaz gelmiş tüm yaşadıklarının sözde anlamından, öbür dünyadan, tanrıdan, kısacası onu hiç ilgilendirmeyen şeylerden bahsetmektedir. oysa anlattığı şeylerin hangisi bir kadının bir tek saç telinden daha önemlidir?

    meursault gücü tükenip de gardiyanlara teslim olana dek papaza bağırır, çağırır. bir sürü kahramanın o ya da bu anlamda bulduğu coşku, meursault'da yoktur. onun tek coşkusu anlamsızlıktadır. tek bildiği doğru için, anlamsızlık için coşkuyla içini döker ve tek bildiği doğruyla ölüme gider.

    meursault olmak ya da olmamak isteyeceğim bir karakter değildir benim gözümde. bana göre meursault, olmaktan kaçınamadığım bir karakterdir.

    çünkü anlamsızlıktan kaçınamazsınız.
    (ali kamber, 20.12.2007 23:37 ~ 23.07.2009 21:45)
  14. okuduktan sonra aylarca etkisinden kurtulamadığım, hayatın bomboş olduğunu hissettiğim ve intihar ederdim ama hayat için değmez diyerek vazgeçmemi sağlayan albert camus kitabı.
    (maxistrable, 12.05.2008 19:56)
  15. "herkes bilir ki, hayat yaşamaya değmez.aslına bakarsanız, insan ha otuzunda ölmüş ha yetmişinde, pek önemli değildi.çünkü her iki halde de, pek doğal ki, başka erkekler de başka kadınlar da yaşayacaklardı, hem de binlerce yıl.sözün kısası hiçbir şey böylesine açık değildi.şimdi de olsa yirmi yıl sonra da olsa yine bendim ölecek olan."
    (natalya casta, 20.07.2008 21:04)
  16. ilk cümlesi buram buram yabancılaşma kokan kitap.çevirisini vedat günyol yapmıştır.

    (bkz: monsieur meursault)
    (bkz: marie)
    (gutter ballet, 20.07.2008 21:53)
  17. ilk cümlesinden itibaren insanı saran ve sersemleten bir kitaptır. hani okuduktan sonra bir yerlerde bir şekilde, bir cümleyle ya da karakterleriyle karşınıza çıkan kitaplar var ya işte onlardandır.

    meursault kesinlikle unutulmayacak bir karakterdir o kadar diyeyim ben
    (eleanor, 20.07.2008 22:00)
  18. "anam ölmüş bugün, belki de dün bilmiyorum." diye başladı kitap, başlarında bile sıkılmadım. zeki demirkubuz filmi gibi geldi bana biraz. ya da iklimler gibi. durağan. anlamsızlık üzerine anlamlı söylemler.
    kelebek etkisini hatırladım biraz. hava sıcak olmasaydı, öğle yemeğinde fazla şarap içilmemiş olsaydı belki de işlenmeyecek olan bir cinayet. ama "hepsi bir".
    bir arkadaşım "varoluşçu, varoluşçuyum demez." dediğinde ne demek istediğini bu kitap sayesinde anladım.
    birini sebepsiz yere öldüren ve bundan ziyade annesinin ölümüne üzülmediği için yargılanan baba katiliyle bir tutulan bir adam; monsieur meursault ve tüm bu hissiz duruşun içinde hasret duyulan yaz esintisi, kadın, kadınlar.
    sürükleniş ve kabulleniş.
    okuduğum en etkileyici romanlardan biriydi.
    konu açısından benzerlik taşıması bakımından
    (bkz: bir idam mahkumunun son günü)
    (bkz: victor hugo)
    (leda, 22.07.2008 01:04 ~ 01:05)
  19. çağdaşı sartre bu kitap üzerine der ki; saçma üzerine ve saçmaya karşı yazılımış klasik değerde bir kitap.

    kitabın kahramanı meursault birgün bir telgrafla annesinin öldüğü haberini alır ve annesinin kaldığı ihtiyarlar yurduna gider; ama ne yazık ki ihtiyar yurdunun müdürü, hastabakıcısı ve sakinleri tarafından gizliden gizliye ayıplanır çünkü mursault annesinin ölü bedenine bakmamıştır, yanında sütlü kahve ve sigara içmiştir daha da önemlisi yanında bir damla gözyaşı dökmemiştir; mezarının başında beklemediğinden ve annesinin yaşını bilemediğinden bahsetmeyeceğim bile.

    meursault tüm bu uygun olmayan uyumsuz (fr.absurde) ölü sonrası davranışlarında bunlarla da yetinmemiştir, yeni bir sevgili edinmiş, onunla denize girip sinemada komedi filmi izlemiştir, günün sonunda marie ile yatmıştır.tam bir saçmalık!

    günlerden bir gün kaza eseri dimağın bağlanması sonunu düşünememezlilik sonunda bir adamı gözüne güneş girdi diye önce 1 önce diğer dördü ardı ardına olmak üzere beş el ateş açarak öldürmüştür.

    yargılanması esnasında önündeki en büyük sorunu öldürdüğü adam olması gerekirken önüne çıkan sorunlar beklediğinden farklıdır; meursault en çok tanrıya inanmama ve annesinin ölümüne üzülmeme suçlarından yargılanacaktır.zaten kimse bir arabın(fellah) ölümü ile ilgilenmemektedir, onların asıl ilgisi yazarın toplumca belirlenen ahlak zincirine uymayaşıdır.

    işte albert camus işte felsefesi olan ''varoluşçuluk+umut+saçmalık'' felsefesini bu ahlak zincirinde gösteriyor.yazara göre doğmak da ölmek de saçma ve bu saçamalık bize tüm kabul ettiğimiz değerleri red etmemiz anlamına gelmeli; ama her şeyin saçma olması boş, amaçsız ve umutsuz bir amaç yaratmamalı; aksine saçma tabanında başka fikirleri sıfırladığımız tabanımızın umutla yeniden inşaası elimizde zaten bu sebeptendir ki kahramanımız meursault son güne dair af mektubununun kabulüne dair içinde bir umut besler.

    kitap saçma üzerinedir çünkü camus annesinin ölümü üzerine ağlamadığı için idama mahkum edilmiştir, kitap saçmaya karşı yazılmıştır çünkü beslenen umut yeni olasılıkların hayaline imkan verir, ölüm ve sonucu herkes için aynıyken şans ve getirdikleri değerlendirilmeye bağlıdır.

    sonuç saçma da olsa saçma olmasa da meursault ın hep dediği gibi; bence bir! çünkü meursault saçma kavramından habersiz saçma içinde yaşayan bir insancık.

    haberdar olsa da bir olmasa da bir!
    (pembe bir mısradır aşk, 01.02.2009 20:23 ~ 20:24)
  20. meursault kendini keşfetmesine doğru orantılı toplumdan soyutlanır romanda. kendi olmayı başarabildiği için, dürüst olmayı başarabildiği için toplum tarafından kabullenilemez. ve evet kabullenemeyen bir toplum sizden kurtulmayı da bilir. bir insanın kendini tanıması, kendine toplum içinde bir yer bulamayışı ve bu doğrultuda toplum tarafından yokedilişi tüm çıplaklığıyla anlatılır l etranger'da..
    (fightordie, 03.05.2009 01:27)
  21. zeki demirkubuz un esinlendiği ve yazgı adlı filmini yaptığı albert camusromanı.
    ve bence film, vedat günyol çevirisi ile okuduğum romandan kat kat daha güzel bir anlatımla tanıştırmıştı beni yabancı ile...
    (galiba, 11.05.2009 15:25)
  22. (bkz: @3439408)" onmousedown="return bkc('3439420','+%60%403439408%60')">`@3439408`)
    (galiba, 11.05.2009 15:28)
  23. "bugün annem öldü, veya dün, tam hatırlamıyorum. " cümlesi ile başlayan albert camus romanıdır.
    (z3yn3p, 24.05.2009 16:44 ~ 16:44)
  24. ‘’aujourd’hui maman est morte. ou peut-etre hier. je ne sais pas.’’(=bugün annem öldü. belki de dün. bilmiyorum.)yabancı işte böylesine soğuk bir törenle karşılar insanı. böylesine bir sukunet tüyler ürperticidir. kitap bittiğinde herşeyi yeniden gözden geçirir ve anlamlandırırsınız. mersault'nun tepkisizliği tepkiyi doğurur.
    (arigato gonzales, 27.05.2009 22:02)
  25. vaktiyle, olmadık bir duruma düşen adamın hikayesiyken, bir dönem sonra okunduğunda kendine yaşayan, diğerlerinin seslerini kısmış ama tam da bu durumun keyfine varamayan-vardırtılmayan bir adamın hikayesine dönüşür.
    ""inşallah bu gece köpekler havlamaz, hep benimkiymiş gibi geliyor bana..." nasıl da esaslı bir cümle.
    (heidi, 31.05.2009 19:45)
 sayfa  / 2

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil