|
|
- coğrafi olarak hazar denizi ile karadeniz arasında kalan bölgedir. bu tanımdan da anlaşılacağı üzere -birçok kişi tarafından sanıldığının aksine- orta asya'yla hiçbir alakası, ilintisi, bağıntısı yoktur. keza orda yaşayan, o coğrafyaya ait halkların da orta asya halklarıyla hiçbir alakası bulunmamaktadır.
abhazlar -abazalar-, adigeler ve ubıhlar, yani çerkesler kuzey kafkasya'nın en eski yerleşik -otokton- halkıdırlar. tabi kuzey kafkasya'da yaşayan tek halk çerkesler değildir. adı geçen coğrafyada çeçenler, lezgi ve dargi halkları, avarlar, kafkasya'ya sonradan gelip yerleşen (takriben ms 12.yüzyılda) ve bir daha dönmeyen türk asıllı karaçay ve malkarlar, yine kafkasya'ya sonradan gelip yerleşen ama bu gelişleri çok eski bir tarihe denk geldiği için artık söylemeye gerek duyulmayan asetinler..vs halklar yaşamaktadır. tabi burda kim gerçek kuzey kafkasyalı'dır, kim değildir sorunsalını bir anda çözmek, açıklamak mümkün olamayacaktır ama durum "genel hatlarıyla" böyledir.
kafkasya bir bütündür. ancak, orada yaşayan halkların birbirine olan akrabalık dereceleri itibarıyla yapılan tasnif, kafkasya'yı ikiye ayırır. kuzey olan çerkeslerle özdeşleşmiştir. güney olanda ise gürcistan, ermenistan, azerbaycan, acaristan yeralmaktadır ve bunların kuzeydeki halklarla -karaçay-malkarlar'ın ve bir kısım avarlar'ın türk kökenli olmaları, bu sebeple azerilerle akrabalıkları saklı kalmak koşuluyla; zaten karaçay malkarlar da sonradan yerleşmişlerdir kuzey kafkasya'ya ki bundan bahsetmiştik- hiçbir akrabaklık bağları yoktur.(meramise, 30.12.2007 13:06 ~ 24.01.2008 14:45)
- esatirde şöyle bir anlatı vardır:
tanrı dünyayı insanlara taksim ederken çerkes milleti ayrı bir yerde düğün yapmaktadırlar. tüm her yer ilgililere paylaştırılmışken ve açıkta yer kalmamışken durumdan haberdar olan çerkesler çıkıp gelir, tanrı'dan paylarını isterler. zor durumda kalan tanrı, bu inatçı milleti başından savmak için kendisine ayırdığı cennet bahçelerinden birini onlara verir. ama bu umursamaz tavırlarına da kızmış, için için onları cezalandırmanın da çarelerini düşünmektedir. derken aklına bir ceza gelir, etrafına topladığı çerkesler'e hitaben şunları söyler: "burası artık sizindir. istediğiniz gibi, hür ve mutlu yaşayın. ama saygısızlığınız da karşılıksız kalmayacak; bu da cezanızdır ki, hayatınızın sonuna kadar sizin topraklarınızda gözü olanlar olacaktır ve siz varlığınız süresince bu toprakları saldırılardan korumak zorunda kalacaksınız."
işte bu cennet parçası yer, bugün adına "kuzey kafkasya" denen coğrafyaydı. sarp dağları, yeşil ve bereketli toprakları; bir tarafında karadeniz, diğer tarafında hazar; mavisiyle yeşiliyle, tüm eşsiz doğal güzellikleriyle bu yer, çerkesler'in atayurdu oldu. orda uzun yıllar hür ve mutlu şekilde yaşadılar.
ama...
tanrı'nın dediği elbette ki çıkacaktı. çerkesler, bu cennet parçası topraklarını hep düşmanlara karşı korumak zorunda kaldılar. hayatları boyunca hep savaştılar. kimi zaman ruslarla, kimi zaman gürcülerle, oraya sonradan gelip yerleşmeye çalışan tüm diğer unsurlarla mücadele ettiler. hatta günü geldi, tarihler 21 mayıs 1864'ü gösterdiğinde onların büyük bir kısmı anavatanlarından sürülüp başka başka diyarlara gönderildiler.
öncesini bilse de, söylese de, bu tarihte yaşanan acıları hiç bir esatir anlatamadı, öngöremedi. o da ayrı hikaye.(meramise, 23.05.2008 13:24 ~ 27.10.2008 13:59)
- kuzey kafkasya'ya ayak basan ilk gezginler bir ihtiyarla karşılaşmışlar. o ihtiyara kim olduğunu, nerden gelip nereye gittiğini sormuşlar. ihtiyar sorulan soruları şu şekilde yanıtlamış:
"koca dünya pelte halindeyken;
yeryüzü henüz kabuk bağlamamışken;
gökleri ağlarla gerip yükseltirlerken;
toprak tavla dövülüp sertleştirilirken;
ulu dağımız* küçücük bir tümsek gibi iken;
koca idil'i küçükler adımlayıp geçerlerken, işte o zaman ben aksakallıydım..."
- dünya tarihinin en kanlı soykırımlarından birine şahitlik etmiş , dedelerimin doğduğu , benim masallarını dinleyerek büyüdüğüm coğrafya
çerkes ozanı kube şaban o günleri
"kutsal vatanımız kafkasya'da
ırmaklardan anne sütü akıyor
kıtlık yüzlü rus ordusu
insan kanından ırmaklar akıtıyor
düşman ordusunun yaptıklarını
doğacak nesillerimiz unutmasınlar"
dizeleriyle anlatır.
- dil , lehçe , ağız vs. bakımından eşine rastlanılmayacak kadar çeşitliliğe sahip coğrafya . bölgede yaklaşık 50 kadar kadar halk ve etnik grup bulunur , bunların 40 kadarı ortak özelliklere sahip akraba ve otokton haklardır. bu otokton halklar haricindeki diller arasında ; hint avrupa dil ailesi nde sınıflandırılan asetince ; dağıstan , ve kabardey balkar cumhuriyetinde yaşayan dağlı yahudiler (tatlar) in dili ; ural altay dil grubu nda sınıflandırılan ; türk soylu kumuk , karaçay , balkar , nogay dilleri yer alır .
bunlar dışında kalan otokton kafkas dilleri ise dilbilim literatüründe iber kafkas dilleri olarak tanımlanır . iber kafkas dilleri , genel olarak iki gruba ayrılır batı ( adige , abhaz ) doğu (nakh/nah- - dağıstan) .
abhaz-adige dilleri : abhazca , abazince , adigece ( kabardey şiveside dahil) ve ubıhçadan müteşekkildir. ubıhça ; dilbilimciler tarafından abhaz - adige dilinin ara formu olarak nitelendirilir , daha çok adigeceye yakındır . artık yeryüzünde konuşanı kalmamış , etkin bir şekilde konuşabilen son kişi tevfik esenç 1992 yılında vefat etmiştir. züğürt tesellisi diyelim , neyseki rahmetliyle birebir görüşmeler yapan değerli bilim insanı georges dumezil uzun yıllar süren çalışmalar neticesinde , ubıhça grameri ve ses yapısına dair çok değerli sesli ve yazılı kaynaklar hazırlamış ve sistematiğini kayıt altına almıştır .
nakh(nah) dilleri ise : çeçen , inguş dilleri ile dağıstan otokton halklarına ait lak , lezgi , dargi , avar vb. 28 dilden müteşekkildir.
- “cebel-i elsine” (lisanlar dağı) olarak da anılır.
- esatir şöyle der:
tanrı tüm dilleri/ lisanları içine doldurduğu bir çuval elinde gökyüzü üzerinden dünyayı dolaşmaya ve elindeki çuvaldan bölgelere, kavimlere dil/ lisan dağıtmaya başlar. maksadı kullarının birbirleriyle iletişim kurmalarını sağlamaktır. ama dalgınlık bu ya, dolaşırken tanrı kuzey kafkasya'nın üstüne geldiğinin farkına varmaz ve bölgenin ve hatta dünyanın en yüksek tepelerinden biri olan elbruz dağı (adige dilinde "uaşhamaxue"; "kutlu dağ" manasında; kabardey topraklarındadır ve mitolojik ve kültürel değeri haiz bir motiftir) 'na ayağı takılır, tökezler. kendi eliyle yarattığı dağa takılıp sendeleyen tanrı bu dikkatsizliğine söylenip toparlanmaya çalışır ama olan olmuş, o sendelemenin etkisiyle ağzı açılan çuvaldan tüm dünyaya taksim etmek üzere yaratılan dillerin büyük kısmı etrafa dökülüp saçılmıştır. yani artık yapılacak bir şey yoktur. kuzey kafkasya payına kazara da olsa düşen bu dillerle yaşayacak, tanrı da işine kaldığı yerden devam edecektir.
işte o günden sonra kuzey kafkasya dünya üzerinde en fazla dilin konuşulduğu coğrafya olarak kayıtlara geçer. gerçekten de bu bölgede çok kısa mesafeler içinde birbirinden farklı dilleri konuşan insanlar yaşamaktadır. bu sebeple işte kuzey kafkasya'ya aynı zamanda "diller diyarı" da denmektedir.
|