ihsan oktay anar'ın suskunlar adlı romanında yer alan bir cümledir. kitabın kahramanlarından galata mevlevihanesi'nin şeyhi "neyzen ibrahim dede efendi" tarafından zikredilmiştir.
---alıntı---
neyzen ibrahim dede neyine el atıp onu öptüğünde dergahtakiler düğün bayram ederler, o bir besmele çekip neyini üflemeye başladığında kendilerinden geçerler, coşarlar ve mest olurlardı. ama ne yazık ki, bu şeyh bilerek, ney üflerken ya bir perdeyi azıcık pes veya tiz çalar ya da bir sesi fazlaca uzatır, yani mutlaka bir, sadece bir tek hata yapardı. kendisine, "erenler, zirguleyi biraz dikçe üflediniz!" veya "peşrevin ikinci hanesinde bir ara usulü kaybeder gibi oldunuz!" diyenlere daima şu cevabı verirdi:
"kusur benim imzamdır."
ardından şunu söylemeyi de ihmal etmezdi:
"kusur benim imzamdır. bir ismim olduğu sürece bir kusurum da olacak ve olmalı."
ihsan oktay anar'ın suskunlar'ında kitabın en güzel sayfalarının arasında okuyunca beni duvardan duvara çarpmış hissi veren, hayatım boyunca hep düşündüğüm ama bu kadar yalın ve derin söylemeyi beceremediğim cümlesi. "kusur benim imzamdır. bir ismim olduğu sürece bir kusurum da olacak ve olmalı." diye de devam eder.
saygıyla eğiliyorum yazarın önünde.
okur okumaz orhan pamuk'un benim adım kırmızı romanını ve nakkaşları akıllara getiren cümle. gerçi her iki kitabı da -özellikle benim adım kırmızı'yı- okuyalı epey zaman oldu. ama hafızam beni yanıltmıyorsa her iki kitapta da üslup, imza ve kusura değiniliyor. galiba osmanlı döneminde yaygın bi mesele sanatçının kimliği - üslubunun- yapıtın önünde geçmemesi. ancak yanlış hatırlamıyorsam benim adım kırmızı da ihsan oktay'ın suskunlarında geçen önermenin tam tersi savunuluyordu. anar'ın karakteri eseri icra ederken yaptığı bir hatayı sahiplenirken, pamuk'un nakkaşları eğer eserlerinde kendilerini hatırlatacak bir kusur bırakırlarsa bu "küstahça" bulunurdu. böylediydi galiba. dediğim gibi her iki kitabı da uzun süre önce okumuş olmanın getirdiği unutkanlıktan ötürü kusurlu bir giri olmuş olabilir. kusur benim imzamdır.