kurtuluş savaşı bizim için sadece kurtuluştur ama dünyadaki yankısı ise bizim düşündüğümüzün kat be kat üstündedir.
bu savaş sonunda yenilmez denilen emperyalist güçler ilk kez yenilmiştir. bu dünyanın pek çok yerinde en az bizim kadar sevinçle karşılanmıştır. pek çok millete örnek ve cesaret olmuştur. misal isterseniz direk hindistan söylenebilir.
bunun ardından dünyanın pekçok yerinde emperyalist ülkelere karşı bağımsızlık mücadeleleri başlamış ve kanlı savaşlar olmuştur. kısacası; geçtiğimiz yüzyılda cereyan eden kanlı bağımsızlık savaşlarının bir sorumlusu da biziz.
o dönemde ingiltere ve fransa'nın yeni bir savaş kaldıramayacak olması, türk halkının hala umudunun, düşman fobisinin ve gazının olması * ve arkamızda bizimle kader birliği içinde görülen bir sovyet rusya desteğinin verdiği cesaretle içine girilmiş ve neticede başta yunanlılar olmak üzere tüm dünyanın götünde patlamış olan savaş. bu sayede türkiye lozan barış antlaşmasını imzalayabilmiştir.
zaman zaman ele geçirilen yunan esirlerinin kim tarafından öldürüleceği konusunda çıkan tartışmalarda dört bir uzuvundan çekilen yunan askerinin kimi uzuvlarının kopmasıyla sonuçlandırılabildiği kadar milletimizi gaza getirmiş savaş. *
sadece türkiyenin kurtulmasını sağlayan savaş olarak bakmanın hatalı olduğu savaş. düşmanı yendik, yunanı denize döktük, vatanı kurtardık şekliyle bilmenin milli şuursuzluk böyle öğretmenin de türklerin özgüvenini yaratmama çalışmalarından olduğunu düşündüğüm savaş.
cezayir bağımsızlık savaşı (fransa'ya karşı)
amerikan bağımsızlık savaşı (ingiltere'ye karşı)
şili bağımsızlık savaşı (ispanya'ya karşı)
hindistan bağımsızlık savaşı (ingiltere'ye karşı)
irlanda bağımsızlık savaşı (ingiltere'ye karşı)
meksika bağımsızlık savaşı (ispanya'ya karşı)
iskoçya bağımsızlık savaşları (ingiltere'ye karşı)
güney amerika (brezilya, şili, peru, kolombiya, arjantin) bağımsızlık savaşları (ispanya ve portekiz'e karşı)
türk bağımsızlık savaşı (teori'de yunanistan'a karşı, pratikte yedi düvele karşı)
sonuç:
1- kurtuluş savaşları kaybedilmez.
2- dünyada hır çıkarma konusunda ingilizler açık ara öndedir.
3- şu an dünyanın başına bela olan ülke bile ingilizlere karşı bağımsızlık savaşı vermiş.
en çaresiz durumda kalan her türk evladı ufak bir kavgada bile "taş yok mu lan taş!" diye yerde taş arar. yüzbinlercesi bir araya geldiğinde ne olduğunu düşünmek bile istemiyorum.
insanın içini parçalayan görüntülere sahip olan savaş. türk kadınının, türk halkının verdiği onurlu ve namuslu bir savaş. gözleri yaşartan cinsten, damlalar gözünüzden dudağınıza doğru süzülürken yüzünüzdeki gurur ifadesini belirten savaş. savaş değil, rezil bir istilaya karşı yapılan mücadelelerin en haklısı..
genel kurmay arşivinden kurtuluş savaşı görüntüleri için;
diğer adıyla istiklal harbi; bağımsız ve yeni bir türk devleti kurmak için tüm ulusun seferber olduğu çok cepheli bir savaştır. 1. dünya savaşından osmanlı imparatorluğunun yenik çıkmasıyla, savaşı kazanan devletler tarafından paylaşılan osmanlılar, türk bütünlüğünün bozulmaması adına tüm bütün varlığını bu savaşa koymuştur. genel sonuç olarak, çizilen misak-ı milli sınırlarından düşman atılmış, büyük çoğunlukta topraklar geri alınmış ve ülke bütünlüğü sağlanmıştır.
kurtuluş kısmına karşı olduğum savaştır. neyden kurtulmuşuz ki biz. bağımsızlığımızı sadece 3 sene gibi kısa bir süre için elimizden alanlardan mı kurtulmuşuz? komik gelmiyor mu düşününce. sen 1071'den beri anadolunun tek sahibi ol. 1919 - 1922 arası boş bulun, seni ketenpereye getirsinler. başkentinde ve izmir'de yavşak yavşak iki tane ingiliz subayı gezsin. ben buna işgal demem arkadaş. 500 sene ülkene hakim olmuş adama karşı kurtuluş savaşı verirsin. yalnızca üç senelik işgale, sadece kötü bir işgal denemesi denir. bu savaşı kaybetseydik eminim, yine ankara'dan, çorum'dan, kayseri'den ve daha nice yerden güneş gibi doğardık bir kaç sene sonra.
bu savaş olsa olsa silkiniş savaşı, alemlere ders veriş, omzundan sineği kovuş savaşı olabilir.
yabancı kaynaklarda da tokatlanış savaşı olarak da geçebilir.
yeni türkiye cumhuriyeti'nin ortaya çıkmasını sağlayan mustafa kemal ve arkadaşları tarafından örgütlenilen halk savaşı.
fakat resmi tarih anlayışı bu savaşı oldukça abartmıştır ki kendimizi bir şey sanalım. bizler de okullarda öylesine içselleştirmişizdir ki bu destansı kahramanlığı sanki dünyanın karşısına dikilsek kimse bizimle başedemez zannederiz.
haydi biraz ezber bozalım.
öncelikle kurtuluş savaşı 7 düvele karşı verilmemiştir. biraz ermeni çeteleri, hafif fransız askerleri ve asıl yunan ordusuna karşı yapmışızdır bu savaşı.
almanya savaştan çekildikten sonra ingiltere'de hükümet değişmiş, iç ayaklanmalar çıkmıştır. halk ingiliz ordusunun ülkeye dönmesini yeni bir savaşa girmesini istememektedir. bu sebeple dünyanın süper gücü ingiltere büyük savaş bittikten sonra anadolu'yla ilgilenmemiştir. ilgilendiği tek yer, musul, kerkük ve bir kısım petrol topraklarıdır ki buralarda da istediğini elde etmiştir.
italya ise batı anadolu'da bazı toprakların kendisine verilmesini istemektedir, ingiltere söz verdiği toprakları italya yerine yunanistan'a verince italya mızıkçılık yapar ve oyundan çekilir. hiç bir yerde bizimle savaşmaz. hatta bazı italyan subayları milli mücadele'ye destek verir.
en önemlisi de rusya'dır. paylaşım savaşında karşımızda yer alan ruslar, ekim devrimiyle rejim değişikliği yaşamış ve komünistler başa geçmiştir. lenin ve arkadaşları mecliste komünizmi ihraç edecekleri milletler sıralamasında türkiye'yi başa oturtmuşlardır. meclisten türkler'e maddi destek verilmesi için karar çıkartılır bizzat lenin'in isteğiyle. sakarya savaşı'nda kullandığımız 54 bin tüfeğin 30 bin'i ruslar'dan gelmiştir.
ama yeni kurulan devlet ve yeni yazılan resmi tarih olayları bu şekilde anlatıp öğretemezdi, anlayışla karşılıyoruz. ama gerçekler bize öğretildiği gibi olmayabilirmiş, bunu da bilelim.
ayrıca bu durum yaşadıkları toprakları savunmak ve özgürce yaşamak için mücadele eden türkiyeli tüm halkların verdiği onurlu bağımsızlık mücadelesini küçültmez. onlara minnettarız...
sonuçlanmasında "baskın" stratejisinin, büyük bir lider, kahraman bir halk ve istekli komutan ile idareciler ile beraber önemli rol oynadığını düşündüğüm topyekün bağımsızlık mücadelesi.
baskın konusunda bir anektod;
zaferin anahtarı
olay, harp okulu'nda geçmiştir.
öğretmen cümlesini henüz bitirmiştir ki kapı birdenbire açılarak atatürk
sınıfa giriyor.
öğretmen:
- kalk!... diye bağırıyor.
bütün öğrenciler çelik yaydan fırlayan bir ok gibi ayağa kalkıyor. atatürk yavaş yavaş kürsü tarafına giderek oturmalarını emrediyor. öğretmen, kendini takdim ettikten sonra anlattığı dersin konusunu kısaca izah ediyor.
atatürk, gelişigüzel, bir öğrencinin yanına oturuyor. öğretmenden dersine devam etmesini istiyor.
on dakikalık bir zaman geçiyor. sınıfın tavanında bir tür alıcı ve verici tertibat bulunan ve doğrudan doğruya okul komutanı odasıyla irtibatiandınlmış bir çeşit radyo işlemeye başlıyor. gürültüler arasında okul komutanının sesi duyuluyor:
- o kısımda hangi öğretmen var? öğretmen hemen cevap veriyor:
- harp tarihi öğretmeni kurmay binbaşı...
- atatürk sınıfa girdiği zaman tekmil verilecek ve anlatılan dersin konusu kendisine izah edilecektir.
- atatürk şu anda sınıfta bulunmaktadır komutanım! öğretmen cevap verince makine kapanıyor.'
bu olaya atatürk hiç sesini çıkarmıyor, öğretmen de anlatmasına devam ediyor.
lâkin bütün öğrenciler hayretler içerisindedir. nasıl olmuştu da atatürk için bu kadar tertibat alan okul komutanının, onun gelişinden haberi olmamıştı? biraz sonra okul komutanı da yavaşça sınıfa giriyor, kapı yanında ayakta duruyor. korku ve heyecandan sapsarı olmuştur. "atatürk'ün geldiğinden nasıl haberim olmadı, nereden ve nasıl geldi?" der gibi bir öğretmene, bir de öğrencilere şaşkın şaşkın bakıyor.
atatürk, ağır ağır oturduğu yerden kalkıyor ve kürsüye geliyor:
- arkadaşlar, diyor. afyon taarruzunu baskın ile nasıl kazandığımızı öğretmeniniz size detaylarıyla anlattı. yunanlıların altı ayda geçilmesi imkânsız dedik-leri mevzilerini, altı saatten daha kısa bir sürede yarmaya muvaffak oluşumuzun sırrı, bundan başka bir şey değildir. şu anda sizin yanınıza gelişim de bir baskın sonucudur. bunun etkisini sizlere bırakıyorum. yalnız şunu unutmayınız ki, "baskın, zafer için birinci anahtardır!"
zeki kemal bakiçelebioğlu
(nükte ve fıkralarla atatürk, 1981)
--------------
arkadaşlar bilindiği gibi, kurtuluş savaşı milletimizin topyekün gayretiyle kazanışmıştır. özellikle 3 yıl civarı süren savaşlarda milletimiz büyük fedakarlıklar göstermiştir. istiklalden daha önemli hiçbir varlığı olmadığının farkındadir milletimiz.
bu mücadelede, liderliği mustafa kemal yapmıştır. sakarya meydan savaşı'na kadar mecliste idareyi yürütmüştür.
bu sırada birliklerimiz sadece düşman ile değil, içimizdeki isyanlarla, yalancı peygamber ile, istanbul ile de mücadele etmiştir. ayrıca doğu sınırımızda ermeni tehlikesi geçtikten sonra da sovyetlerin desteğini alan ir enver tehlikesi oluşmuştur.
tabi ankara meclisinde de bu işi sekteye uğratmak isteyenler vardır.
ordumuzun ve komutanlarımızın başarılarıyla bu atlatılmıştır. bu arada bir ordu yoktan var edilmiştir.
kütahya-eskişehir mevkilerinde aldığımız yenilgiden sonra, geri çekilme istendi. mustafa kemal, zaten eğreti duran orduyu düşmana ezdirmemek ve zaman kazanmak için geri çekme emri verdi. sakarya'nın gerisine çekilme kararı milleti tabiki telaşa düşürdü.
bir gerçek vardı, yunan devleti, tüm gücünü artık bu sefere ayırmıştı. biz, o halimiz ile bu durumdan kurtulamazdık.
işte milletimizin fedakarlığıdır, herkes elinde ne varsa bir kısmını orduya verdi. neyi var neyi yoksa. inebolu limanını duymuşsunuzdur, oradan ankara'ya giden yola istiklal yolu denirdi.
albay hulusi atağ'ın kafilesinde olan genç bir kadın hastadır ve cephane taşırken yere düşmüştür, ölmek üzeredir. hulusi atağ “bacım bana adını söyle seni tarihe yazdıracağım” dediğinde, aldığı cevap “adımı ne yapacaksın a oğul yaz benim adım anadolu”
işte böyle fedakarlıklarla ordumuz toplanıp sakarya meydan muharebesine hazır olmaya çalıştı.
bu arada gelen mermiler 77mm idi, bizim elimizdeki toplar 75mm.
bir fedakarlık örneği de, yaklaşan savaş nedeniyle mermileri boşaltmadan törpülediler. canlarını tehlikeye atarak bu işi başardılar.
bir de ordunun başına başkomutan olarak mustafa kemal'i geçirdi meclis. bunu meclis teklif etti.
"hattı müdafa yoktur sathı müdafa vardır, o satıh bütün vatandır. memleketin her karış toprağı kanımızla sulanmadıkça terk olunamaz."
bu söz belki bazılarına çok basit geliyor. belki de bazıları büyük söz deyip hiçbir şey anlamıyor.
ama bize bu savaşı kazandıran bu sözdür.
o zamana kadar savaşlarda anlayış, cephe yarıldı mı savaş biter idi. bu kararın ardından cephemiz yarıldı. önemli mevzilerdan birini düşmana kaptırdık ve o bölgede ankara'ya kadar tutunacağımız doğal bir mevzi kalmadı. işte bu noktada yenilmiş olmamız gerekirken, diğer askerler geri çekilmedi ve düşman ile çarpışmaya devam etti. yarılan yerdeki askerlerimiz de birkaç yüz metre geri gidip tekrar savaşmaya devam ettiler.
hücum eden yunanların tekrar tekrar cepheyi yarması mümkün değildi. bu strateji yunanların tüm gücünü kullanıp bizi geçemeyeceklerini anlamalarına sebep olmuştur. ardından toplanan ordumuz sakarya boylarında yunanlıları yenilgiye uğratmıştır.
burada, fahrettin altay paşa'nın süvarileri ile düşman gerisine sarkması, afyonda cephaneliklerini patlatması, ikmalini ve iaşesini çökertmesine değinmeden geçilemez, büyük kahramanlıktır bu. sıtma hastalığına yakalanmasına rağmen mücadele etmiştir kendisi.
bu zamana kadar diyeceklerime hazırlık yaptım.
diyeceğim şudur, düşman afyon'da kendisine çok sağlam savunma mevzileri hazırlamış. geçilmesinin imkansız olacağı düşünülüyordu.
200 yıldır savunma savaşı yapmış bir orduya saldırıyı öğretmek 1 yılı aldı.
bu noktada karar verilmek zordu. yakup şevki paşa, yaşlı bir generaldi. çok ihtiyatlı davranıyordu. aklında baskın yoktu. cepheden saldıralım, geçemezsek çekilir tekrar hazırlanır saldırırız diyordu.
ama ülkenin canından başka verecek hiçbir şeyi yoktu artık. daha nereye hazırlanacaklardı?
bunun için tek çare düşmanı tek hamlede yıkmaktı. bu da ancak bir baskınla olurdu.
baskın için süpürgelerden, koyunlardan ordular oluşturuldu, düşman uçakları sanki ordu aynı yerineymiş sansın diye. ordular gündüz yavaşça kuzeye, gece hızlı hızlı güneye yürüdü.
ordu daha çok düşmanın güneyine geçirildi ve beklenmedik yerden baskın verildi. süvarilerimiz düşmanın çekilme istikametini kesti. uçaklarımız düşman uçaklarının keşiflerini engelledi.
tabi bundan önce, atatürk ankara'dan ayrılırken bir gün sonra çay toplantısı vereceğini yaydı, birkaç gün kazandı. komutanlarla bile futbol maçı tertiplenip çaktırmadan konuşuldu. her şey planlanarak yapıldı. düşman ilk topumuz patlayana kadar bizim hareket ettiğimizin farkına varamadı. istanbul ile temas kesildiğinden kimse ne olduğunu bilemedi.
bu baskın tehlikeliydi, ama tek çareydi ve en güzel şekilde planlanıp halledildi.
milli mücadelede; halkın yaptığı fedakarlıkların yeri apayrıdır, mecliste görev yapanların yeri apayrıdır, komutanların yeri apayrıdır.
ama lider olarak çok büyük hamlelerde bulunan, 1. dünya savaşından yenilmeden çıkan mustafa kemal'in yeri de bambaşkadır.
moltke, iyi bir komutan başında olduğu sürece türk askerinin yenilmeyeceğini söyler.
bir mısırlı bir kişi mustafa kemal'e "gel bizde de milli mücadele yap" deyince, "ölmeye hazır 1 milyon vatandaşın var mı" der. milletin fedakarlığını vurgular.
yıl 1938, general mcarthur'un en zor, en problemli, en buhranlı dönemi. birden çok sıkılır ve yanında duran yüz yirmiden fazla kişiye döner ve aynen şöyle der: "şu anda hiçbirinizi değil, büyük istidadı ile mustafa kemal'i görmek için neler vermezdim"
görüldüğü gibi, böylesine büyük bir ulus ile, büyük bir lider birleşince, zafer kaçınılmaz olmuştur.