görsel benzerlikler ve bazı kopya çekmeler dışında, özünde hiçbir benzerlik yoktur bu iki yapım arasında. filmleri ya da dizileri, barındırdıkları şiddet unsurlarına ya da harekete göre izleyenler için, elbette bir sürü benzerlik bulunacaktır ama godfather ve kurtlar vadisi'ni aynı cümlede kullanmak bile sinemaya ihanettir.
bir kere, godfather'ın baş karakterlerinin neredeyse tamamı, izleyicide nefret hissi uyandıracak şekilde yaratılmışlardır [aslında çok iddialı bir laf ettim. şöyle söylemeliydim: bu karakterler, ortalama mantığa sahip bir insanda nefret hissi uyandırırlar]. bu karakterler, her türlü kanun hiçe sayar, gerektiğinde senatörleri satın alır, mahkemeleri manipüle eder
*, tanıkları tehdit eder, bozuk para harcar gibi de adam harcadıkları gibi, yeri geldiğinde de bozuk para gibi harcanabilirler [santino corleone'nin otoyol gişelerinde taranması, don vito corleone'nin portakal alırken mıhlanması gibi]. bir de, iyi giyinirler!
bu kararkterlerin en baskın ve en nefret edilesi olanı da michael corleone'dir. birinci filmin sonundaki vaftiz töreni sahnesini [ki burada da kanımca mafyanın dininin imanının olmadığı vurgulanmaya çalışılmıştır], annesinin ölümünden hemen sonra, öz kardeşinin ölüm emrini vermesini ve neredeyse hiçbir suçu yokken karısını evden kovmasını ve hatta üçüncü filmin sonunda yalnız başına ölmesini hatırlayanlar bana hak vereceklerdir.
godfather'da, mafya denen şeyin ne menem bir şey olduğu, nasıl katı ve acımasız kuralları olduğu, insan hayatına ne kadar değer ver(me)diği, dinle işinin olmadığı ve kanunları nasıl hiçe saydığı anlatıldığı gibi, devlet de yüceltilmez. devleti temsil eden kişilerin ne kadar kolay manipüle edilebildiği açık açık anlatılır.
kısacası, godfather, işlediği olayları birçok yönden neredeyse tarafsız işler. godfather'da, kafası çalışan bir insanın örnek alacağı tipler yoktur. godfather izleyip, ortak açtıkları bakkal dükkanını batıran öz kardeşini öldürtecek ya da kendisi cuma namazındayken rakip fırıncının götüne kürek sokturacak adam ya salak oğlu salaktır ya da ruh hastasıdır.
gelelim kurtlar vadisi'ne. kurtlar vadisi'nde devlet vardır, mafya vardır ve devleti için yaşayan, adam öldüren, racon kesen, kafa kesen ve bana göre mükemmel bir ironiyle, dindar olan delağanlılar vardır. onlar da kanun, nizam, insan hakları gibi, devletin de aslında kurulma amaçlarından olan şeylerden habersizdirler. aslında bilirler böyle şeyleri ama, ilginç bir şekilde, ''devlete rağmen, devlet için'' sloganını benimsemiş gibi dururlar. ve, bombayı patlatıyorum! kurtlar vadisi'nin baş karakterlerinin -buna devlet de dahil- tamamı özlerinde iyidirler. kötülükler hep, yabancılara, ortaçağ'ın artık sadece efsanelerde yaşayan radikal hristiyan kardeşliklerine, olmadı terör örgütlerine ya da devletini satan türklere bağlanır. kısaca, iğne de, çuvaldız da, kazık da, yabancının götüne sokulur. bu yüzden de, polat denyosu da, memati manyağı da, erdal hödüğü de, abdülhey psikopatı da, gerçek insanlar? tarafından örnek alınırlar. özlerinde pırlantadırlar çünkü.
bunun yanında, kurtlar vadisi'ni izlerken, baş kahramanların asla ölmeyeceklerini düşünürsünüz. örneğin, koyun santino'nun tarandığı sahneye polat alemdar'ı, kumpası hafif sıyrıklarla atlatıp, üstüne yeğeninin nikahına yetişmezse bırakırım ben bu yazı yazma işini.
son olarak, polat ve tayfası çok kötü giyinirler. siyah giyinmenin iyi giyinmek olmadığını bilmezler.
not: bu karmakarışık giriyi sonuna kadar okumayı becerebilenler mesaj atarlarsa, on adet uzun girilerini okumayı taahhüt ediyorum.
*