merhaba! itü sözlük, içeriği dünyanın değişik noktalarında bulunan yazarlarca oluşturulan bir interaktif sözlüktür. daha fazla bilgi alabilir, üye olarak içeriğin genişlemesine katkıda bulunabilirsiniz.
  1. 1

kuran meali

  1. bu başlıkta
  2. bakın dur
  3. sırala
  4. #din
  1. teoride kuran'ın birebir çevirisi olması gerekirken pratikte "açıklama amacıyla" ayetlere parantezler sıkıştırılan, bu yüzden kimi zaman bu parantezlere kişisel görüşlerin de yansımasına olanak tanıyan eserler. "tefsir" varken neden parantezlerle açıklama yapmaya girişilir, o da başka bir konu. ama içinde parantez olmayıp sadece kuran'da yazanları içeren bir meal ararsanız:

    (bkz: yaşar nuri öztürk)
  2. kuranda geçen kelimelerin birden fazla anlamı olabilir. bazı mealler bu yan anlamlardan birini direk cümlede kullanıp diğer anlamları parantez içerisinde verir. ama bilmezler ki allah o kelimeyi kullanırken diğer yan anlamları ile birlikte eşit olarak diğer anlamlarını da cümle içerisine katar. böylelikle parantez içerisine yazılan anlamlara göre kişi kendi mealini oluşturmuş olur bile. kadınların dövülmesi ile ilgili ayette dövün kelimesinin arapça karşılığında bir sürü anlam vardır ama bazı meallerde cümle içerisinde dövün geçer diğer yan anlamlar parantez içerisinde verilir. (hatta bazen verilmez bile.)

    bu tür ikilemlerin dışında kalmak için önerilecek tek kuran meali goyathlay'in belirttiği gibi (bkz: yaşar nuri öztürk) mealidir.
  3. halkımızın güvenilir bir kaynaktan okumadığı sürece dini açıdan istismar edilmesinin kaçınılmaz olduğu kur'an-ı kerim'in türkçe açıklamasıdır.
  4. islâmiyeti kur'an tercüme ve mealleri ile öğretmeye çalışmak, son derece yanlış ve zararlı bir metoddur. islâmiyet, ancak ilmihâl, fıkıh kitaplarının okunup öğrenilmesi ile yayılır. meşrutiyet'ten itibaren, dini, kur'an tercümelerinden ve meallerinden öğrenme kampanyası başlayınca, bunun dine vereceği zararlar, 1924 yılında sebilürreşad dergisinde uzun uzun tartışılmıştır. birtakım ermeni ve arap asıllı hıristiyan yayımcılar tarafından başlatılan kur'an tercümesi kampanyaları, şiddetli tenkitlere mâruz kalmıştır. kur'an-ı kerim tercüme ve meallerinin yayılması karşısında, diyanet işleri başkanlığı da hareketsiz kalmamış, müslüman halkı uyandırmak maksadıyla bir beyanname yayımlamıştır.

    meallerle ilgili uyarılar

    bu uyarılar özetle şöyleydi:
    1- kur'an tercümesi furyası, ikinci meşrutiyet'in ilanından sonra başlamış zararlı bir faaliyettir.
    2- ikinci meşrutiyet'ten önce, osmanlı devleti, dini yayınları kontrol altında tutuyor ve ulu orta, yalan-yanlış tercüme ve tefsirlerin neşrine asla müsaade etmiyordu.
    3- müşrutiyet'ten sonra, basın hürriyetinden istifade eden birtakım art niyetli kimseler, gayrı müslimler, dinsizler, sinsi gayelerine uygun kur'an tercümeleri neşrine başlamışlardır.
    4- ilk kur'an tercümesini zeki megamiz adlı bir hıristiyan arap yapmıştır.
    5- daha sonra, cihan kütüphanesi sahibi ermeni mihran efendi, kur'an tercümesi basanların öncülüğünü yapmıştır.
    6- türkçe kur'an demek, küfür sözüdür. kur'an-ı kerim ilâhidir. kur'an'ın tercümesi olmaz.
    7- kur'an-ı kerimi fransızca, ingilizce, almanca tercümesinden türkçeye çeviren, müslümanlıkla ilgisi olmayan batı hayranları bile çıkmıştır.
    8- müslümanlar arasında dini otorite ve hiyerarşi kavram ve kurumunu yıkarak, sözü ayağa düşürmek, ehl-i sünneti sarsmak, dinin temellerini dinamitlemek isteyen kötü fikirliler, kur'an tercümeleri vasıtasıyla, islâm dünyasında bir reform hareketi başlatmak istemişler ve muvaffak da olmuşlardır.
    9- islâmiyeti halka ve gençlere kur'an tercüme ve mealleri ile öğretmeye çalışmak, son derece yanlış ve zararlı bir metoddur. islâmiyet, kur'an tercümesi ile değil, ehl-i sünnet âlimlerinin, halk için yazdıkları ilmihâl (akaid, fıkıh, ahlâk) kitaplarının okunup öğrenilmesi ile yayılır.
    10- kur'an tercümelerinin sonu gelmemektedir. basanlara, hazırlayanlara sorarsanız, "hizmet için" diyeceklerdir. şu bir gerçek ki, belli bir maksat içindir bütün bu çeviriler!
    11- çeşitli maksatlarla kimler kur'an tercümesi yapmamıştır ki? mason ömer rıza doğrul... arapça bilmeyen ismail hakkı baltacıoğlu... yıllar geçtikten sonra ehli sünnet olmadığını, kendisi ilan eden abdülbaki gölpınarlı ve daha niceleri...

    yanlış fikirden kurtulmalı

    şu anda çoklarının kafasına, "islâmiyeti öğrenip, din kültürü edinmek istiyorsan, alacağın ilk kitap bir kur'an mealidir" yanlış fikri iyice sindirilmiş bulunmaktadır. bu fikir dimağlardan mutlaka sökülüp atılmalıdır. yoksa din eğitimi, din kültürü sahasındaki anarşi önlenmez ve din yıkılır gider.
    anadolu'muzun yetiştirdiği büyük ehl-i sünnet âlimlerinden imam-ı birgivî hazretleri, bu konu ile ilgili olarak şu hadis-i şerifleri bildirmektedir:

    "bir kimse, allahın kitabını kendi fikri, görüşü ile tefsir etse ve bu tefsirinde isabet etmiş bulunsa, açıklaması doğru olsa bile hata etmiş olur."
    "kim ki, kur'an hakkında, ilmi olmadığı hâlde, kendi kafasına göre açıklarsa, cehennemdeki yerine hazırlansın."

    ilk tercümeyi yayınlayan, zeki megamiz isminde, arap asıllı bir hıristiyandır. ikincisini ise cihan kütüphanesi sahibi ermeni mihran efendi yayınladı. asırlardır, dinimizin emir ve yasakları fıkıh kitaplarından, ilmihâl kitaplarından öğrenilmiştir. fakat meşrutiyetten beri, belli odaklar, müslümanları sinsice ilmihâl kitaplarından uzaklaştırıp, meallere, tefsirlere, tercümelere yönlendirme gayretine girmiş bulunmaktadır.
    bu maksatla, 'dinimizi esas kaynağından öğrenin, aracıları ortadan kaldırın' gibi sloganlar ortaya attılar. işin aslını bilmeyen çok kimse de, bu sinsice hazırlanmış tuzağa yakalandılar. birçok şey alıştıra alıştıra kabullendirilir. bazı yanlış inanç, fikir, görüş, metod ve kanaatler vardır ki, insanlar onları önce iter, reddeder. fakat devamlı propaganda, beyin yıkama ve telkin neticesinde, bu itiş ve reddetme, zamanla zayıflar ve toplumun direnişinde gevşeme başlar. gün gelir, bakarsınız ki, o bozuk ve bâtıl fikir ve metodlar, aynı topluluk tarafından benimsenmiş ve kabul edilmiştir.

    sinsi düşmanlık

    işte, büyük-küçük her müslümanın, bir adet kur'an tercümesi edinerek, islâmiyeti doğrudan doğruya kutsal kitabından veya kaynağından öğrenmesi fikri de böyle olmuştur. bu, sinsi din düşmanlarının, yıllardır yaptıkları beyin yıkama propagandalarının bir neticesidir. maalesef zamanımızda müslümanların çoğu, bu propagandanın tesiri ile, evlerinde bir meal bulundurma, dini buradan öğrenme yanlışlığına düştüler.

    hâlbuki, bizim, dinin temel bilgilerini kur'an tercümelerinden elde etmemiz, öğrenmemiz mümkün değildir. islâmiyeti içeriden yıkmak, dinimizin temellerini dinamitlemek isteyen sinsi reformcuların ve inkârcıların, yıllar boyu devam eden teraneleri şu olmuştur: 'herkes dinini doğrudan doğruya kur'an-ı kerim'den öğrensin. bunun için de herkese bir tercüme, yahut meal veya tefsir temin edilsin. onu okusunlar; eski kafalı hocalar, fıkıh kitapları aradan çıksınlar!..'

    nihayet onların dediği olmuş, bu sinsi oyun, yani dini bilgileri meallerden ve tercüme kaynaklardan almak fikri, doğru olarak kabul edilmiş ve tercümeler, mealler peynir ekmek gibi satılmaya başlamıştır. neticede ne olmuştur? çok tahribat ve karışıklık olmuştur. ehl-i sünnet sarsılmış... islâmî otorite ve hiyerarşi kavramları yıkılmış... söz ayağa düşmüş... bir sürü ukalâ müctehid taslağı türemiş... dinimizde zararlı reform hareketleri başlamış... mezhepsizlik yayılmış... hemen arkasından da dinsizlik yayılmaya başlamış. zaten mezhepsizlik dinsizliğe bir köprüdür.
    bu reformcular, faaliyetlerinde luther'in hıristiyanlıkta yaptığı reformu örnek gösterdiler. luther, incillere aykırı olarak faaliyet gösteren papazlara karşı çıkmıştı. inciller de değişik olduğu için, aslına dönülmesini savundu. kur'an-ı kerimin tek noktası bile değişmediğine, tahrif edilmediğine göre, islâmiyette reforma, aslına dönüşe ihtiyaç yoktur. bunun için luther'in reformu örnek alınacak bir hareket değildir. buradan, luther'in kendine göre iyi niyetli, bizdeki reformcuların kötü niyetli olduğu ortaya çıkıyor.

    meselenin öneminin iyi anlaşılabilmesi için, bu yıkıcı hareket, ne zaman ve kimler tarafından başlatılmış, geçmişine bir göz atalım:
    sebilürreşad mecmuası'nın 18 safer 1924 tarihli ve 618 numaralı sayısındaki, 'yeni kur'an tercümesi' başlıklı yazıda, bu konu özetle şöyle anlatılıyor:
    ilk meali kim çıkardı?

    'kur'ân-ı kerim'i tercüme etmek, basıp yaymak bir müddetten beri moda oldu. ne gariptir ki, ilk defa bu işe teşebbüs eden, zeki megamiz isminde, arap asıllı bir hıristiyandır. fakat isminin duyulması üzerine, tercümeyi neşirden vazgeçti. daha sonra cihan kütüphanesi sahibi ermeni mihran efendi acele olarak, diğer bir tercümenin basımına başladı ve az zamanda sona erdirerek, 'türkçe kur'an' ismiyle yayınladı.
    'türkçe kur'an' tabiri, çok yanlıştır. islâm âlimleri, kur'an tercümesine kur'an demenin küfür, yani kişiyi dinden çıkarıcı bir söz olduğunu bildirmişlerdir.
    tercümenin faydası, zararı bir yana, tercüme diye ortaya koydukları şey baştanbaşa hata ve tahrifat!.. kur'ana karşı bu ne büyük bir suikasttır.'
    asırlardır, bütün ömürlerini dini yaymakla geçiren, bu uğurda hiçbir fedakârlıktan kaçınmayan islâm âlimlerinin, kur'an-ı kerimin tercümesini, meallerini hazırlamayıp da, gayri müslimlerin böyle bir çalışma yapması, bizlere çok şey hatırlatmalıdır...netice olarak şunu söyleyebiliriz ki, tercüme ve meal, gerçekten dine faydalı olsaydı, islâm büyükleri bu faaliyeti gayrı müslimlere bırakırlar mıydı?
  5. kuran'ın türk dilindeki çevirisidir. türkiye'nin kuralcası anayasa ise, islamiyetin kuralcası yani anayasası kuran-ı kerim'dir. bir insan eğer anayasal haklarını bilmezse, hayatta hatalar işleyip hukuk önünde suçlu duruma düşebilir. islamiyetin anayasasını bilinmezse de, aynı şekilde hata yapılabilir.

    kimse hayatını fıkıh'a adayamaz. adasa bile fıkıhta da binlerce mezhebe göre yazılmış çeşit çeşit yorumlar bulunur. birçok bu tarz kitabı okuyan adam her an bunalıma girebilir, öylesine karamsardır, öylesine korkutur adamı. oysa allah'ı korkuyla değil, aşkla sevmek gerekir. bu kitapların birçoğu da bunu engellemesi açısından fayda yerine zarar getirir. çoğu hadisler üzerine temellenmiştir ki islam profesörlerine göre hz.muhammed 100 yıl yaşayıp hiç susmadan konuşsa da bu kadar hadis söylemezdi. yani hadislerin hangisinin doğru olduğu da muğlaktır. ve bu nedenle insanların kendi dinini öğrenmesi için de, kendi dilinde en tarafsız kuran'ı okuması ve anlamaya çalışması gerekir. düşülen yanılgı şudur ki, yaratıcımız hepimizden zeki. bir insan kuran'ı anlamak niyetiyle kendi dilinde okursa, allah ona anlaması gerekeni açacaktır. din zorluk taraftarı değildir, kolaylıktan yanadır. allah kuran'ı insanlara rehber olsun diye getirmiş ve eğer insanlar bunu kendi dilinde okuyup anlamazsa, o halde anlamadan arapça okumasında ne fayda var? elbette o harflerin arapça dizilişinde, kelimelerin de enerjisi olması itibariyle bazı gizler mevcuttur. fakat, ibadet ederken duaların arapça okunarak, diğer zamanlarda ise dua ederken ve kuran'ı anlamak için okurken türk dilinde okunması gerekir. allah derdimizi türkçe söyleyince bizi anlamaycak mı? kuran'da mesela savaştan veya hataları nedeniyle yokedilen kavimlerden bahsederken, insanların bunu anlayıp ibret alması beklenir. yani oturup ne olduğunu anlamadan arapça dinleyip hüngür hüngür ağlamaları değil. allah insana "kullanılması amacıyla" akıl vermiştir, zeka vermiştir. kuran'ı tabu gibi duvarlara asmak için değil, okuyup anlamak için vermiştir. şimdi insanlar belki türkçe alıp okumaya niyetlenmişse, "yok sen fıkıh bilmeden anlamazsın, arapça okumalısın, türkçe okumak olmaz" gibi sözlerle, okuyacak adamı da bu işten soğutmaktan başka bir işe yaramaz.

    kuran'ı anlamak için diğer dinlerin kitapları da okunabilir, ezoterik semboloji okunabilir. semboller, herkesin kendi kabı çerçevesinde önüne yavaş yavaş zamanla açılacaktır. bu semboller gönül gözüyle, onun genişlemesiyle açılabilir ancak. insanların birbirlerini yediği yok türban yok bilmemne gibi konular kuran'da bir-iki yerde geçmekle birlikte; iyilik yapmak, paylaşmak, adil olmak, hayra ve barışa yönelik işler yapmak sayısız yerde geçer. insanların beyin yıkamak için ve ayrım yaratmak için dillere pelesenk ettikleri şeyleri umursamamak gerekir ve herkesin kendisinin okuyarak anladığı şekilde davranması gerekir. "buddha" deyince bile irkilip kaçan, sizi hemen budist ilan eden aşırı radikal taraflara bakmadan, onun gibi ulvi şahısların da insanlık adına, iyilik ve güzellik adına söylediği sözleri okumak gerekir. yaratıcının herkes için, evren için şaşmaz bir sistemi vardır ve dolayısıyla dünyaya gelip giden tüm ulvi şahıslardan da haberdardır.

    kimin gerçekten müslüman olduğu, kimin olmadığı sadece allah'ın bilgisi dahilindedir; buna yorum yapmak da kimsenin haddine değildir, şirk koşmaktır. isteyen namaz kılar, isteyen kılmaz, isteyen oruç tutar, isteyen tutmaz, bunun açıklamasını yapacak olan o insanın kendisidir. çünkü kuran'a göre din, allah ile kul arasındadır. allah'ın kuran'ı niye türkçe okuduk, niye türkçe dua ettik diye bizleri yargılayacağını düşünen zihniyetler, allah'ın büyüklüğünden ve zekasından bihaberdir ancak.
  6. türkçesini okumadan arapçasını okumanın hiç bir anlamı yoktur

    küçükken son derece dindar olan annem tarafından kur'an kursuna gönderilmiştim tabi camide hoca tarafından verilen kurslara , kuranı bitirmeme 15 sayfa falan kala hocaya biz bunları okuyoruz ama anlamıyoruz hocam dedim o da olsun allah ne dediğinizi biliyor dedi bende peki bizim arapça bilmediğimizi de biliyor mu dedim , hayır demedim ama şu an olsa öyle derdim

    1 yil sonra türkçesini okumaya karar verdim, yaşım gereği pek birşey anlamasamda bir kaç kere tekrar ederek okudum ve artık tanrı'ya inanmıyorum

    elimden hiç birsey gelmediği zamanlarda, birisinin yardımına ihtiyac duyduğumda keşke diyorum bir tanrım olsaydı bana yardım edebilecek , ama iki yüzlülük yapıp dua etmeye başlamıyorum

    annem üzülmesin diye oruç tutuyormusun diye sorduğunda evet diyorum

    müslüman , hristiyan , yahudi arkadaslardan inancıma yada inancsizligima saygi göstermelerini istiyorum zira dinde zorlama yoktur
  7. osmanlı döneminden 13. yy'dan bir örnek;

    "ve bilgil ki bu surenün nüzûline sebep budur ki müşrikler, peygamber hazretine eyitdiler:

    sen bizim sanemlerimize [putlarımıza] sebb idüp söğersin ve atalarumuzun dinine muhalefet idersin.
    eğer fakir isen seni gani idelim,
    ve eğer mecnun isen sana ilac idelim,
    ve eğer avrata âşıkısan, ol avratı sana çiftlendürelim!"

    didüklerinde, hazret-i peygamber cevab virüb didi kim:

    ben fakir değülem,
    ve mecnun değülem,
    ve avrata aşık değülem,
    belki ben allah teala'nun hak rasuliyem, sizi davet iderem: allah'a kullık idün, asnama kullık itmen!"
  8. her insanın okuması gerekir. yol göstericidir. "dünyanın anayasası" olarak indirilen kitabın bize neler söylediğini bilmemiz gerekir.
  1. 1