• görseller

    • kuran da geçen suların karışmama meselesi
    • kuran da geçen suların karışmama meselesi
    • kuran da geçen suların karışmama meselesi
  1. kuran'da yeralan tekrarlardan biridir. iki ayrı surede yer verilmiştir bu konuya. ilki furkan/53, diğeri ise rahman/19-20 ayetleridir.

    furkan/53 : iki büyük su kütlesini -ki bunlardan biri tatlı ve susuzluğu giderici, diğeri tuzlu ve acıdır- birbirine salıveren ve ikisinin arasına bir engel, karışmalarını önleyen bir perde koyan o'dur.

    rahman/19 : o, birbirlerine kavuşup karışabilmeleri için iki büyük su kütlesini serbest bırakmıştır.
    rahman/20 : [ama] aralarında aşamayacakları bir engel var.

    ayetlerde geçen "bahr" ismi genelde deniz anlamında kullanılmasına rağmen, aynı zamanda göl,nehir gibi büyük tatlı su kütleleri anlamında da kullanılabilmektedir. bu bağlamda ayetlerde geçen "bahreyn" kelimesi yeryüzünde birbiriyle yan yana veya iç içe bulunan tatlı ve tuzlu iki büyük su kütlesi olarak anlamlandırılmış ve ayetlerde bahsedilenin suyun küresel dolaşımı olduğu öne sürülmüştür. ayetler hakkında tek mantıklı yaklaşım olan bu yorum, muhteviyatı farklı bu iki suyun sonuçta okyanuslara ulaşarak, buharlaşıp yükselme durumuyla kar ve yağmur olarak dere ve ırmakları besleyip tekrar kendi kaynaklarına döndüklerine, yani mecazi anlamda karışmadıklarına atıfta bulunulduğunu öne sürmektedir. "bahreyn" kelimesinin nehir, göl ve deniz gibi büyük su kütlelerine işaret ettiği yönündeki anlamdırma hususunda fatir/12 ayeti de aynı yönde bir ipucu sunmaktadır. bu ayette geçen "bahran" deyimi de bu manayla örtüşmekte olup furkan/53 ile fatir/12'de bu kelimeye yüklenen tatlı sıfatı, kelimenin sadece deniz olarak algılanmaması yolunda önemli bir kanıttır. ayrıca bu manalandırma sonucunda "tatlı deniz suyu olmaz, allah bunu bilmiyor mu" şeklindeki tezlerin çürümesi de söz konusudur. bunun yanında fatir/12 de geçen "...[bu iki su kütlesinden de] süs takıları çıkarırsınız..." mesajı tatlı ve tuzlu suda çıkabilecek süs takıları hususunda ayrı bir tartışma konusu ortaya çıkarsa da "bahr" kökünün bu şekilde manalandırılmasında yeterli bir karşı görüş olamamıştır.

    şahsi görüşüme gelecek olursak, bahsettiğim yaklaşımın metni oldukça aştığını ve gölgede bıraktığını düşünüyorum. eğer suyun küresel dolaşımına atıfta bulunulsaydı daha basit ve açık bir şekilde ifade edilebilirdi, kulak bu kadar tersten gösterilmezdi diye düşünüyorum. bunun yanında kuran'a total yaklaştığımızda, bunun gibi, daha önceki metinlerde geçen doğa olaylarından alıntılarla bir çok yerde karşılaştığımız için, bu ayetlerin esinlenme noktasının, kuran'dan önce çeşitli metinlerde geçen, tatlı ve tuzlu suyun hemen karışmaması olayı olduğuna kanaat getiriyorum. eğer buradan yola çıkılarak bu mesaj verilmişse, konu özünden ve aslından sapmış demektir. tatlı ve tuzlu suyun karşılaşma anında hemen girişken bir şekilde, yani homojen bir şekilde karışması söz konusu olmasa da miktarların büyüklüğüne bağlı bir geçiş döneminden sonra homojen olarak karışacağı bilimsel bir gerçektir. ayrıca bazı kesimler tarafından kuran'da geçen bu mesele mucizevi olarak nitelendiriliyor. mucizenin kelime anlamı, insan aklının almayacağı olaydır. ayetler, bence tek mantıklı açıklama olan suyun küresel dolaşımına atıfta bulunulması şeklinde yorumlansa bile bu olay bir mucize değildir, bilimsel bir açıklaması vardır, yani sebep-sonuç ilişkisine dayanır, yani kuran veya islam kapsamında ele alacak olursak yalnızca kuran'daki kader kavramının tezahurlarından biridir.

    son olarak ayetler hakkındaki bütün yorumları ele alıp durumu özetlersek:

    a) suyun küresel dolaşımına atıfta bulunulması olarak yorumlandığında, metnin önüne geçtiğini, fazla anlam yüklemesi yapıldığını, yine de akla yatkın tek açıklama olduğunu görüyoruz.

    b) akdeniz ile atlas okyanusu arasındaki mucizevi karşılaşma ilişkisi doğrultusunda yorumlandığında, açıklamanın gerçekle uzaktan yakından alakası olmadığını görüyoruz. cebelitarık'taki karışma olayının aslı için internetten onlarca kaynağa ulaşabilirsiniz. ayrıca akdeniz de atlas okyanusu da tatlı sıfatına sahip değildir, bu şekilde bir yorum metinle taban tabana çelişmektedir.

    c) nil nehri ile akdenizin karşılaşması doğrultusunda yorumlandığında, metnin gerçeği yansıtmadığını, bu iki suyun hiç karışmamasını sağlayan bir engel olmadığını görüyoruz.

    d) aslında yer vermeye değmeyecek kadar akıl dışı bir yorum olan yüzey gerilimi kanunu ile açıklandığında, abeste iştigal girişimi görüyoruz. bu yorumu yapabilenler ya yüzey geriliminin ne olduğunu bilmiyorlar yada yalnış biliyorlar.
  2. ilerleyen saatlerdeki bir alkollü ortam muhabbetlerini hatırlatan "mesele" dir.

    + ya o değil de şu denizlerin karışmama meselesi var, ne acayip.
    - ya var da.. sktir et şimdi yeri değil.
  3. denizlerin birbirlerine göre tuzluluk oranı değişik olabilir. kastedilen de bu olabilir. mesela, akdeniz, atlas okyanusuna göre tuzludur. tatlılık belki de tuzun azlığını kastetmektedir.

    garip meseledir. çok tartışılır.
  4. islamcıların dini bilime uydurmak için yırtındıkları hede.

    ulan karışıyor işte 2 su birbirine, oraya da yazmışlar karışmıyor diye. ee? yanlış yazılmış yani. böyle durumlarda islamcılar göğe yükselir ve bilimce yanlışlanan ayete acaip yorumlar katarak onu güncellerler.

    aynen burada olduğu gibi. vay efendim şöyle yorumlanmalıymış da bilmem ne. ulan ben kullarıma bişey anlatmak istesem açıkça anlatırım. böyle yorumlatmam. herkesin kafası rahat eder de yalan söylediğimi anlar.
  5. yasın süresinde bir ayet geçer; "uyarsan da uyarmasan da onlar için birdir, inanmazlar"

    sen allah'in kapı gibi sözünü kenarda tut sabah akşam bir şeyler anlatmaya çalış.

    @8010298 no'lu giriden alıntı;
    akdeniz:
    ingilizce adı mediterranean sea olan bu güzide su parçası bir iç denizdir. ekvator'a olan yakınlığı nedeniyle suları sıcaktır ve diğer denizlerle bağlantısı sadece boğazlarla olduğundan buharlaşmadan ötürü tuz oranı komşu su parçalarına göre fazladır. kuran'ın yazıldığı tarihlerede süveyş kanalı mevcut olmadığından kızıldeniz ile bağlantısı yoktu; bu da o zamanlarda iyice sıcak ve tuzlu bir deniz olmasındaki başka bir etmendir.

    atlas okyanusu:
    kuzey/güney amerika kıtaları ile avrupa ve afrika arasına konumlanmış engin su kütlesidir. en kuzeyindeki kuzey kutbu'ndaki buzlar ve en güneyindeki güney kutbu'ndaki buzlarla kaplı antartika kıtası sayesinde devamlı olarak suyu serinleyen ve suyun tuza oranı yükselen bir okyanustur. aynı zamanda dünya'nın en kuzeyinden en güneyine yayıldığı için de çeşitli denzilerle olan bağlantısı sayesinde aşırı bir ısınma ve tuzlanması yoktur akdeniz'e göre. gene kuran'ın yazıldığı yıllarda panama kanalı da inşa edilmediğinden büyük okyanus'la olan bağlantısı direk değil dolaylı ve nispeten ekvator'a uzak bölgelerdendir.

    tuzlu su ile tuzsuz (tatlı) suyu birbirine karışmaması ilahi bir nimetten ziyade bilimsel bir gerçektir. zira tuzlu olanında tuzun ağırlığından ötürü tatlı su ile karşılaşıldığında tuzlu su aşağı iner ve tatlı su yukarı çıkar. elbette bu ilişki zeytinyağı ve su ilişkisinde olduğu gibi geçirimsiz değildir ama akıntı ile büyük su kütleleri söz konusu olduğunda karışma gerçekten minimal düzeyde ve belli bir zaman geçtikten sonra olur. akdeniz ile atlas okyanusu'nun da tuz oranları yukarıda da saydığım kapalılık, ekvatora yakınlık, buzullar, genişlik farkı gibi etmenlerden ötürü farklı olduğundan birisinin suyunun ağırlıktan ötürü aşağı inerken diğerinin suyunun yüzeyde kalması gayet normaldir ve ilahi değil fiziki/kimyevi bir olaydır. bunların yanı sıra gene birisi sıcak diğeri serin iki suyun karşılaşmasına anında birbirleri arasındaki sıcaklığı eşitleyemeyeceğinden arada geçen zamanda yine bir su kütlesinin aşağı diğerininde yukarı gitmesi doğaldır ki bu arada geçen süre devamlı olarak devam eden bir döngüdür. şayet tüm bu denilenler inandırıcı gelmemekte ise denize akan bir nehrin ağzına gidiniz ve suyu tadınız. serin ve de tatlı olan nehir suyunun üstte kaldığı anlaşılacaktır. azıcık (2-3 metre) derine dalmaya cesareti olan kişiler tadarlarsa suyun tuzlandığını göreceklerdir ki bu da deniz suyudur zaten.
    http://www.eksisozluk.com/...

    afaki yorumlarla "öyle şey mi olur yea" söylemleri yerine elle tutulabilir bir şeyle gelinmeli. kendi yazdığım giri ile "bak işte bu bile kabullenmedir, öyle dememiş, böyle demiş" gibi yorum çarptırmaları ile değil.

    öyle "suyuti de öyle demiş, ondan iyi mi bileceksin", "bak bardağa koydum karışıyor" gibi şifahi bilgilerle olmuyor.

    denize boşalan nehrin ağzındaki suyun tatlılık/tuzluluk oranlarındaki farkı bugünün teknolojisiyle açıklayabiliyorsun; hadi diyelim hz. muhammed peygamber değil, kuranı allah göndermedi (hasa) 600'lü yıllarda, arabistanin çölünde, teknolojiden uzak bir yerde bir insan evladı olarak muhammed kişisi bunları nasıl dile getirdi. sana ayın, güneşin, dünyanın yörüngesinden bahsediyor. sen daha güneşin hareketini bile yeni fark ediyorsun. sana 7 kat gökten (troposfer, stratosfer, mezosfer, termosfer, ekzosfer, manyetosfer), 7 kat yerden (litosfer(su), litosfer(kara), astenosfer, üst manto, alt manto, dış çekirdek, iç çekirdek) bahsediyor; tuzlu su, tatlı su birbirine karışmıyor diyor.

    çörek otu için;
    (3986)- ebu hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: "resulullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "ölüm dışında hiçbir hastalık yoktur ki çörek otunda onun için bir deva bulunmasın." [buhârî, tıbb 7; müslim, selam 89, (2215); tirmizî, tıbb 5, (2042), 22, (2071).
    diyor. bugün bilim çörek otunun hangi hastalıklara faydalı geldiğinden bahsediyor.

    sabaha kadar buraya örnekler verebilirim de birden aklıma allah kelamı geliyor; "uyarsan da uyarmasan da onlar için birdir, inanmazlar"

    hadi peygamber değil, allah yok, din yalan (haşa) sadece şu bahsettikleri sebebiyle adama saygı gösterirdim, öncüm olurdu.
  6. tamam;
    bilimsel meseledir.
    ancak bu durumu m.s. 500-600 lü yıllardaki insanlara bilimsel olarak anlatırsanız valla kahkahalarla gülünür.
    dağların yeryüzüne yükseldikleri uzunluk kadar yer altına da uzandıklarını, plaka tektoniğini (dağların yürütülmesi), güneş , ay ve yıldızların hareketlerini , yükseklere çıkıldıkça hava basıncının azaldığını o devrin insanına belirteceksiniz. mesajı, ibretleri bırakıp o devrin insanlarına jeoloji, kimya, fizik profesörlerinin bugün anlattıkları gibi olayları anlatıp ders vereceksiniz.

    yapmayın çocuklar, azıcık mantığınızı kullanın.

    siz de suyun yoğunluğu, mekaniği, kimyasal özelliklerini anlatmak yerine birbirine karışmıyorlar ya da birbirlerine karışması uzun zaman alır deyip bırakırdınız; emin olun.

    zorunlu ek;
    o zamanın insanına o şekilde anlatılmıştır, teknoloji ve bilimsel yöntemlerle bu zamanın insanı o şekilde anlatılanları geldiği seviye nisbetince anlar.
    bence başka ve nisbeten daha dolu donelerle eleştiri yapılsa, ahkam kesilse hiç olmazsa birşeyler öğrenilmiş olunur diye düşünüyorum.
    hala kuran ve ayetleri çok mükemmel ve herşeyin tam olduğu zannedilen günümüz şartlarıyla değerlendiriliyor. günümüzde herşey mükemmel, herşey bilindi, her türlü sistem tıkır tıkır işliyor da kuran gçerliliğini yitirdi, geri kaldı şeklinde değerlendirmeler yapılıyor... komik bir durum bu; cehaletin yok olmadığının bir göstergesi.
  7. hem bilimsel hem de soyolojik mevzudur.

    lakin bunun tartışmasını yaparken m.s. 600 yılındaki adama "dağların yeryüzüne yükseldikleri uzunluk kadar yer altına da uzandıklarını, plaka tektoniğini (dağların yürütülmesi), güneş , ay ve yıldızların hareketlerini , yükseklere çıkıldıkça hava basıncının azaldığını" anlatmak komik olur demek kara mizah örneğidir.

    biz inananlar için kuran çağlar üstü bir kitaptır. sebebi de tam bu konuda ortaya konan yukarıdaki yorumlardır.

    - yoruma ne gerek hacı...açık açık yazsaydı ya?
    + raftan bir fen teknoloji kitabı al okumaya başla. gerisi gelir zira ibret için anlatılan bu ayetler literatür için bir kaynak kitap oluşması için indirilmemiştir. düşünsene kuran'ın gelmiş geçmiş ve gelecek her çağdaki ilmi açıkladığını... m.s. 600 yılındaki bilişim teknolojisinin seviyesi de cd kapasitesi de onu kitap olmaktan çıkartırdı... velev ki o boyutta kitabı yaptık, düşün bakalım bugün tapındığın bilim (kuranın açık açık yazdığı) neyi araştırarak ortaya çıkacak ve esas hedef olan tekamül gerçekleşecekti?
    - abi bi siktir git ya!
    + düşünüp tutasınız diye...
  8. bilimsel açıdan ”denizlerin karışmaması” geçersiz bir iddia olduğundan çözülmüş meseledir.

    mucize yalanlarına hoşgeldiniz.

    yüzey gerilimi su moleküllerinin birbirine çekim kuvveti uygulamasıyla oluşur. üç boyutlu düşünürsek suyun ortalarındaki bir molekül her yönden çekim kuvvetine maruz kalır ve dengededir. ancak su yüzeyindeki moleküller iç kısımdan çekilirken dıştan kuvvet etkimediğinden -hattâ hava basıncını da eklersek- içeri doğru çekilir ve itilirler.

    dolayısı ile tüm sıvılarda olan bu yüzey gerilimi sıvılara toplu durma eğilimi kazandırır.

    bir su damlasının boncuk gibi durmasının, birbirine çok yakın iki su damlacığının hemen birleşmesinin, deniz yüzeyinin bir jelatin gibi durmasının, ince kaplarda suyun bombeli durmasının (kapilarite) nedeni budur.


    eğer tuz, su ile kimyasal reaksiyona girip bileşik oluştursaydı ve bu madde suda çözünmeseydi suyun yüzey gerilimi ve oluşan maddenin (sıvı olduğunu varsayarak) yüzey gerilimi durgun suda(!) önem arzedecekti. ancak denizler arasındaki güçlü akıntılar ve dalgalar sebebiyle bu farazi durumda bile bir sınır oluşmazdı.

    denizleri dalgasız ve akıntısız düşünürsek de oluşan sınır, dünya yüzeyine dik değil oluşan maddenin ve suyun yoğunluklarına göre biri altta diğeri üstte olacak 2 sıvının ayrı ayrı kendi yüzey gerilimlerinden oluşan hat, bu sıvılar arasında yer yüzeyine yatay bir sınır olacaktı. yani denizlerin üstü tatlı su, altı da tuzlu su olacaktı. (bardaktaki su-yağ heterojen karışımı gibi) ancak su ile tuz zaten bileşik oluşturmaz!

    tuz, su içerisinde sadece iyonik olarak çözünür. bu sebeple denizlerin içerisinde tuz, homojen olmak için sürekli difüzyon eder.

    bu difüzyonun en yoğun olduğu yerler tuz oranı düşük ve yüksek olan suların buluştuğu yerlerdir. ancak bunu keskin bir sınır ile ifade edemezsiniz.
    eğer denizlerin birbirine karışmadığını iddia ediyorsanız denizler arası akıntıları da inkar ediyorsunuz demektir. ama denizler arası akıntılar bilinen bir gerçektir. denizler arasındaki akıntıların (yani karışmalarının) başlıca nedenleri aşağıdadır.

    1.gelgitler,
    2.denizler arasındaki yükseklik farkı (yağışlar, buharlaşma ve akarsular nedeniyle),
    3.denizler arasındaki sıcaklık farkı,
    4.denizler arasındaki tuzluluk farkı,
    5.rüzgar,

    denizlerdeki tuz sürekli difüzyon halinde olmasına ve sürekli dalga ve akıntılarla karışmasına rağmen neden tuzluluk oranlarında ufak da olsa fark vardır? çünkü denizlere sürekli bir su girdisi ve çıktısı vardır.

    örneğin karadeniz.. akarsuların bolluğu, yağışın fazla ve buharlaşmanın az olması nedeniyle tuzluluk düşüktür. ancak kızıldeniz’e baktığımızda akarsuların azlığı, yağışların çok düşük olması ve buharlaşmanın çok fazla olması nedeniyle tuzluluk diğer denizlere göre yüksektir.

    eğer denizler karışmasaydı kızıldeniz’in kuruyup bitmesi gerekirdi.
  9. bilimsel olarak yalnış hadisedir. yine de kurban-ı keriz'de geçen şu ifadeye bakmak lazım:"biz suları birbirine karıştırmadık, kokteyl yapmak bizim işimiz değildir. lakin yoksulların eline molotof kokteyli verdik ki kendilerini savunsunlar" neymiş, karışmamış.