kul haklarını;
ödenecek borçlar, emanet, gasp, sirkat (çalmak), ücret ve bey’ (bunu anlamadım) sebebi ile verecekler ve dövmek, yaralamak, haksız olarak kullanmak gibi “beden hakları” ve sövmek, alay (istihza), gıybet, iftira gibi “kalp hakları”dır.
şeklinde belirtmiş hanefî alimlerinden imâm-ı birgivî’ cilâ-ül-kulûb adlı eserinde. (“tam ilmihal”de yazıyor) (kalplerin parlaklığı (faideli oldu bu çeviri di mi john))
şirk ve kul hakkı’nın dışındaki bütün günahlarını, cenab-ı hakkın, dilediği kulları için af, hatta
mağfiret edeceğini işitip, mutlu olmuştuk o gün.
kul haklarının öbür dünyada ödeştirilmesi -hallü faslı- konusunda demişler ki; cenab-ı hak, kul hakkına tecavüz edenin sevaplarını, mîzan’da (+/- tartısı) kararınca alıp hakkına tecevüz edileninkilere yazabilir; mütecavizin sevabı kalmadı ise de diğerinin ölçüsünce günahını berikine sevkedebilir. muhasebeleştirme gibi.
hani yukarda geçen beden hakları az çok insanın aklında kalıyor, vicdanını tetikliyor ama kalp hakları çoğu zaman hiç farkına varılamıyor. halbuki mesela arkadan 3. kişi’yi, hoşuna gitmeyeceği şekilde anmak olan gıybetin (mesela sühandan dese ki: “sezai mi? yakışıklı değil ama sempatik” (benim hoşuma gitmez, hiç gitmez)) zina’dan daha büyük bir günah derecesine sahip olduğu belirtilmiş. ("ama öyleğe" diyip geçemiyoruz, gıyabında dahi kimse üzülmemeli)
kestirilemeyen artılar nereden geliyor, eksiler nereye gidiyor, işte mahlukatına önem veriyor yaratıcı. benim yarim çok güzel gız annem azıcık boydan gısa da diyemiyorsun, taş başka yere gidiyor endirek olarak.
bi de bazen kadir mevla, hakkı yenene dermiş ki sana cennette bir köşk versem şu kuluma hakkını helal eder misin? o da evet dermiş. ama hak yiyen zat nasıl olmuşta cenab-ı hakkı kendisine ara buluculuk yapar bulma şerefine istihkak kesilmiş? kurak bir günde kuyudan suyunu içtikten sonra, dili dışarıda kuyu çeperlerini yalayan köpek için bir kez daha eğilip ayakkabısıyla hayvancağıza su veren “kötü kadın”, cennetle nasıl olmuş da müjdelenmiş?
el cevap: sen mevlayı sevende/ mevla seni sevmez mi / rızasını ivende / hak rızasın vermez mi / (demiş)