|
|
- ankara çankaya'da karum iş merkezi'nin hemen dibinde bulunan ve içinde gerçekten de kuğuları olan şehrin içinde sıkışıp kalmış tunalı hilmi caddesinin başını tutan bir park, gezi alanıdır.
- antalyada da aynı isimde bir park vardır ve bu park ankaradaki kadar haşmetli olmasa da; yine de orada büyüyen çocuklar için maziyi anımsatır.
yeri; müze karşısındaki yürüme bandının neredeyse sonundadır.
- karantinaya alındığı şeklindeki söylemler son derece yalandır.
- fikriye hanım'ın mezarının bulunduğu rivayet edilen ankara'nın sayılı parklarından birisi.
- şirin ve kalabalık bir park. içinde gerçekten kuğular bulunmaktadır. lakin parka gidip kuğuları görmemiş insanlarımız mevcuttur. bu tarz insanlara arada bir gözlerini sevgililerinin gözlerinden ayırmalarını ve çevrelerine bakmalarını salık veriyoruz. (hakkaten nerdeydi o kuğular?)
- tecavüzüne içimin sızladığı, ankara'nın en güzel noktası.
- ankara'da kuğu ve ördekleriyle ünlü kuğulu park'ın altından geçen kanalizasyon borusunun patlamasıyla, parkın havuzuna lağım suları karıştı. kuğu ve ördekleri geçici barınaklara alınırken, boşaltılan havuz da ilaçlandı. patlamanın kesin nedeninin belirlenemediğini belirten çankaya belediyesi başkan vekili yılmaz şahin, atatürk bulvarı'nda kavşak inşaatı yürüten büyükşehir belediyesi'nin, parkın altından geçen kanalizasyon borularını birleştirmek için çalışma yaptığına dikkat çekti. büyükşehir ise olayla kavşak inşaatının bağlantısı olmadığını savundu.
(bkz: http://www.milliyet.com.tr/...)
- ankarada huzur bulduğum nadir yerlerden biri.
- ankara'nın göbeğine sıkışmış birkaç adımlık park.
- ismi lazım değil bir kişinin, defalarca tecavüz girişiminde bulunup, bir türlü kündeye getiremediği park.en son içine de sıçmıştır.
- her ne kadar kişisel olsada kuğulu park denince aklıma ilk gelenlerden biri "en sevdiğim şapkamı kaybettiğim park"tır.
- fikriye hanım'ın mezarının bulunduğu öğrendikten sonra gözümde değeri daha da artmış ankara'nın sembolik mekanlarından biri.
- ben daha mutfak tezgahına yetişmek için tabureye çıkarken, henüz bilgisayarın star trekte görülen bir icat olduğu zamanlarda, kapılarda dedemin getireceği cikletin özlemiyle beklerken ve daha şimdi boyları boyumu geçmiş kardeşlerim vitaminken, haftada bir iki akşam gittiğimiz bir park vardı. çoğu zaman ıssız olurdu etraf. ne bir kafe vardı çevrede ne bir eğlence mekanı. bir iki sokak lambasıyla aydınlanan, ortasında -benim için en önemli kısmı-içinde kuğu ve ördeklerin yüzdüğü bir havuzun olduğu bir park. bir tarafımda annem öbür tarafımda babam, kollarım ellerini tutmak için kısa da gelse, biraz onlar eğilir biraz ben parmak uçlarımda yükselirdim. havuz hem güzel hem korkutucuydu. o zamanlar çit yoktu etrafında, düşmekten korkardım. gecenin iki ödülü vardı: biri kos helva öbürü de kollarımdan tutan anne-babamın "uçtu,uçtu" yapması.
yıllar sonra öğrendim ki annem ve babamın tanıştıkları yermiş orası. öğrenci züğürtlüğüyle kafelerde oturmanın mümkün olmadığı bir zamanda aşık olmak için gelinirmiş. "kalk hadi, seni bir kızla tanıştıracağım, kuğulu parkta!". yıllar sonra bir de şunu öğrendim, kimin nerde aşık olduğunun, beton bir şehrin ortasındaki bir parça yeşilliğin verdiği ferahlığın, yaşanmış milyonlarca anının, bazıları için hiç bir değeri yokmuş. bazıları bir şehri sadece alt yapı- üst yapıdan ibaret sanıyormuş. o bazıları sıhhiyedeki hitit heykelini de kaldırmak istemişti. içime oturan bu hissin yok olmasının bir yolu var mı? ben bu şehre her dönüşümde değişmeyen bir şeyler kalsın, desem, umursar mı bazıları?
- ankaralı bütün çocukların ortak noktası. lunaparktan bile daha ortak hem de. kuğulara simit atmak, bazı anormal çocuklarda* bu kuğulara mısır atmak olarak görülür, mısırı ya da simidi bütün olarak atmak, anneye babaya "bir simit daha alalım" diye yalvarmak, annenin babanın iki kuruş da olsa o simit almak için seni biraz daha yalvartması, simidi alıp kuğulara koşarken düşmek, arnavut kaldırımda dizini parçalamak, avazın çıktığı kadar ağlamak, ağladığını gören bir çocuğun sebepsiz yere ağlamaya başlaması, mutlu olan çocukların da etkilenip ağlamaya başlaması, dizin kanarken gözünün tekrar kuğulara takılması, hiçbir şey yokmuş gibi yine koşmaya zıplamaya başlamak.. sonra dört yaşındayken terk ettiğin ankaraya onbir yıl sonra geri döndüğünde yine annenle beraber kuğulu park ta resimlere bakmak.. onyedi yaşında yine ankarayı terk etmek, bir sene sonra bu yazıyı bitirip otobüsle yine kuğulu park a gitmek.. çocukluğun çok güzel geçmese de kuğulu park ta mutlaka güzel günlerin geçmiştir. belki de ankaralı çocukların tek ayrıcalığıdır kuğulu park.
- ankaraya her gittiğimde kuğulara ellerimle beyaz leblebi yedirdiğim ,güzel mekan.haberlerde gördükçe yüreğiminde burkulduğu yerdir aynı zamanda.
- eskiden zonguldakta da varolan sonra birkaç sarhoşun kuğuları rakı mezesi yapması ile özelliğini yitiren park.
- kıtırda yer bulamayıp,alınan yiyeceklerle gidilmesi gelenek haline gelmiş olan park.
uzun zamandır gidememiş olsamda,özlenen yer.(mabel, 05.02.2007 21:58)
- güzel giyimli hoş kızlar ve erkeklerin görüldüğü kocaman ağaçları olan avrupai ankara parkı. şehir dediğinde bunların onlarcası olur ama bizde bir tanedir. kıymetini biliriz!!!
(adsız, 30.03.2007 15:44)
- yılların kuğulu cafesinin "çıtır simit ve cafe" diye bir yere dönüştürüldüğü yer..
- 4 ya da 5 sene öncesine kadar geceleri kuğuların kilitlenmediği ancak bir gece hayvancıklardan birinin kesilip yenmesi üzerine bu uygulamanın başladığı, huzur verici, insanın kendi koluna girip hoplaya zıplaya gittiği avuç içi kadar olan park.
- (bkz: dilek havuzu)
- kuğulu bir parktayız şimdi
boynu uzun bir gecede
kurtarılmış bölgesinde sabahın
taşıdığım din
oyuna dönüştü sonra herşey yağmur
görmedim ama inandım
kuytu gözlerinde mevsimsiz yağmur nöbetleri
saçlarından seller akıtan bir kız vardır mutlaka
(kuvvet yurdakul)
|