merhaba! itü sözlük, içeriği dünyanın değişik noktalarında bulunan yazarlarca oluşturulan bir interaktif sözlüktür. daha fazla bilgi alabilir, üye olarak içeriğin genişlemesine katkıda bulunabilirsiniz.
  • görseller

    • kuşluk vakti

kuşluk vakti

  1. bu başlıkta
  2. bakın dur
  3. sırala
  1. gecenin, yerini gündüze devrettiği an..günün en soğuk ve en güzel zamanlarından biridir..

    (bkz: şafak)
  2. "yaşamaya değer ne kaldı ki?" sorusunun anlamlı bir cevap bulabildiği ender anlardan birisi. dünya soğuk ve toprak karanlık.. kuşluk vakti ise, gladyatör filminde "buğdayların üzerine elini süre süre yürüme" sahnesindeki epik huzursuzluğun huzurunu veriyor. dileğimi tutup sonsuzdan geri saymaya başladığımda geride kalan ne varsa kuşluk vaktinde kabul olacak diye ben çok bekledim ama mabedler, azizler dışında hiç kimseye iyi gözle bakmıyordu, azizler dışında kalan herkes doğuştan itibaren durduk yere pişmanlık ve utanma duygusuyla cayır cayır yanıp durmalıydı ve "dilekler kabul olacaksa işte şimdi bu kuşluk vaktinde kabul olacak" dediğim anda gece boyunca kanaya kanarta yazmış şairlerin cansız bedenleri düşüyordu kucağıma, üzerine, "hiç kimse artık ölümcül hakikatlerden ölmüyor, çok fazla panzehir var" yazılmış bir parşömeni unutulsun diye kütüphanenin en içine kapanık rafına sıkıştırırken, "teşekkürler" dedim doğmakta olan güneşe, "teşekkürler vicdan azapları ve aynalara her bakışımda dünyanın en uzun kuyruğunu oluşturmuş pişmanlıklarını dilimde hissettiğim için pek çok teşekkürler(!)"

    kuşluk vaktinin bu sensiz(kıvırcık saçsız[telaşsız]{parfüm kokusuz}/ezgisiz) coğrafyadaki en büyük yıldızı saksağanlardı, çünkü onlardı karga ailesinden pencerelerime en çok yaklaşmış olan ve kargalara hayran oluyordum biraz daha, mevlana'nın ise bütün öğütlerindeki kötülüğü karga ile sembolize etmesi canımı sıkıyordu ve kedim ilerisine geçemediği pencereye patilerini yaslamış, pencerenin hemen önünde duran saksağana kedi dilinde çok terbiyesizce ana avrat dümdüz gidiyordu, mezar taşı gibi evler sarmıştı her bi yanı, günün elleri ceplerinde, bina boşluklarına asılmış çamaşır iplerinde toprak kokusuyla birlikte tozlaşmış çamaşırların çamaşır kokusu büyüyordu büyülerle büyülendirilmiş büyü daha çok büyü ve bazen gökyüzüne baktığımda turunculaşmaya başlamış gökyüzü "sen kendin istedin bunları ve bunları ve bunları.." diyorduysa da ben, "era dinlediğim günler de oldu, doğunun gördüğü en kalabalık kavimlerden biriyken ben, buzlu dağların burnuna kurulmuş zamandan daha yaşlı tapınaklarda adımın özlemle geçtiği günler de oldu, büyüklenme öyle!.." diye karşılık verip bir sigara yakıyordum, yorgun ciğerlerimden çıkan duman beni gökkrallığıma taşır belki diye buhar çıkaran, dumanlar saçan ve terleyen ve fısıltılı konuşan ve nemlenen her şeye aşık oluyordum diğerlerine ve onlar da bir savaşın varlığını hissediyormuşçasına bütün ordularını kuzeydeki buzul ülkesinden gerisin geriye avuçlarına çağırıyorlar mıydı bu kuşluk vaktinde?!..

    kuşluk vaktinde oluyordu bütün bunlar.

    odamın duvarlarında geçen yazdan kalma sivrisinek cesetleri büyüyordu, kuşluk vakti geldiğinde ise sivrisinek cesetlerinin üzerine geceyi atlatamamış tanrıların cesetlerini, sevgilimin hayalini ve bright eyes solosunun en içli anı fırlatıp anlamları çarpıtılmış dualar okuyordum talcid kutularına ve kapkara kesilmiş kahve bardaklarına, biraz sıkıntıdan ve biraz da iş olsun diye 20'lik frp zarını atıyordum kedinin önüne, kedi ise zar her 20 geldiğinde korkuyla koşmaya başlayıp yatağın altına saklanıyordu, tüyleri dökülüyordu bütün kuşların, gökten hiçbir profesyonel fotoğraf makinasının daha rüyasında bile göremediği renklere sahip kuş tüyleri yağıyordu..

    ve kuşluk vaktinde oluyordu bütün bunlar.

    dermanı kalmamış ne kaldıysa dile geliyordu. yeryüzünden silinmiş olması gereken şeyler ayağa kalkıyordu gözlerinde bir bir yangınlar çıkıyordu açı toku fakiri ve sefili ve kutsanmışı ve uğursuzu aralarında hiçbir fark yoktu o buhulanmış zaman çukurundan geçerken.. kuşluk vakti'nde oturup bir şeyler yazmak, havada yoğunlaşan sıcak ve durgun ve sessiz atmosferle kahveden bir yudum alıp odanın içine saçılmış kelimelere bakmak bana bir bakıma hep çok ölümcül geldi, bir bakıma da, "işte bir zaman çukurunun içindeyiz dostum marty mcfly!.. artık deloreanımız da yok ve bir daha asla kendi zamanımıza dönemeyeceğiz bu kuşluk vaktinden ötesi yok bizim için, bu yakıcı sessizlik ve sıcak ve kelimeler ve büyülerle büyümüş olan duvarlara yapışmış roger waters silüetleri ve çirkin güzeli saksağan sesleriyle yatışan ağaçlar.." diye söyleniyordum bazen laf olsun diye şeylerin sonunu getiremeyecek..

    kuşluk vaktinde oluyordu bütün bunlar ve benim aklım çok karışıktı.
  3. kıpır kıpır, dinamik, enerjik düz mantık şarkısıdır.

    kuşluk vakti evimin yanında,
    takla attım çılgınlık kanımda.
    bana bir şans daha verdin ama,
    onu da harcadım taklaa

    kuşluk vakti sen beni terk ettin.
    çok aptaldım ben bunu hakettim.
    bana bir şans daha verseydin,
    o şansımıda bok ederdim.
  4. iki tür kuşluk vakti vardır.ilki sabah namazından 45 dakika sonrası ile öğle vaktine kadar olan zamana takabül eder.diğeri ise öğleyle ikindi arasındaki zaman dilimine denk gelir.yeryüzünün en sıcak ve en parlak,güneşin dünyayı en çok aydınlattığı vakte denir.maddi ve manevi açıdan dünya ahalisinin evini aydınlattğı için hz. muhammede şemsu'd duha(kuşluk vaktinin güneşi)sıfatı verilmiştir.