belki ilginizi çeker
  1. · aşık olunan kişiyi ağlarken görmek
  2. · melek yargıcı
  3. · haberturk un reytinglerde uçması
  4. · krizi fırsata çevirmek
gündem
  1. · cebe sevgili ismini kayıt şekilleri
  2. · beşiktaş
  3. · günün tek şarkılık özeti
  4. · 27 kasım 2009 bursaspor galatasaray maçı
  5. · sevgilinin 5 gün aramayıp naber diye mesaj çekmesi
  6. · 22 kasım 2009 galatasaray manisaspor maçı
  7. · kesilen kediye acıyıp koyuna hiç acımamak
  8. · backwoods
  9. · michael schumacher

krizi fırsata dönüştürmek*  

  1. son günlerde inanılmaz yayılmış iğrenç deyimdir. bunu ilk kim çıkardı ya da kim tercüme etti bilmiyorum, ama çince'de kriz kelimesi hem tehlike hem aynı zamanda fırsat anlamına da geliyormuşmuş da bundan ötürü biz de krizi fırsata çevirmeliymişmişiz de. bi kere sen çince uzmanı mısın çince satıyorsun? belli değil mi senin bunu çin kaynaklarından değil 32. sınıf ingilizce yönetim kitaplarından çalıntıladığın?

    tam bunları buraya yazarken nette şunu bi arayayım dedim, acaba bu konuda yazılmış başka türlü bi şey var mıdır diye, ve google'da karşıma çıkan ilk iki sonuçta da çince'de böyle bir şey olmadığı ve bunun tamamen bir yaygın yanlış olduğunu detaylarıyla anlatmışlar. alın linkler, adamlar diyor ki "anadil olarak çince konuşan insanlar bu eşanlamlılık iddiasını bullshit olarak görüyor."

    http://www.pinyin.info/...

    http://www.straightdope.com/...

    demek ki el kesesinden malumatfuruşluk yapmamak lazımmış. en geyik köşe yazılarında bile kullanılan bu geyik deyimi de böylece çürütmüş olduk. türkçede "kriz+fırsat" falan diye arattım, "eczacıbaşı holding krizi fırsata dönüştürmek için harekete geçti..." tipinde başlıklar dışında bir şey bulamadım. bir de çince dil kursu ilanları. demek ki türkçe literatüre konuyla ilgili ilk katkı olabilir şu an okuduğunuz girim. yarın gazeteden okursanız bilin ki bunu ilk earendill söyledi türkçede. tabii ben çince bilmiyorum, bilenlerin yalancısıyım.

    ama zaten konu bu değil. aslında krizin fırsata dönüşebileceği fiilen de yanlış. ekonomik olguları incelerken çok sık yapılan bir hata tek kişi için geçerli olanın çok kişi için, ya da çok kişi için geçerli olanın mutlaka tek kişi için de geçerli olacağını düşünmektir. mesela tiyatroda sizin ayağa kalkmanız iyi görmenizi sağlar, ama herkes ayağa kalkarsa bi şey kazanamazsınız, ya da borsada herkes hisse satarken siz tek başınıza toplarsanız bu sizin yararınıza olabilir. çünkü er geç tekrar yükselecektir ve o zaman en çok hisse sizde olacaktır. herkes satıyor demek sizin için de en karlısının satmak olduğu anlamına gelmez, diğer insanları ters köşeye yatırırsanız daha karlı çıkabilirsiniz.

    ya da bir sektör çok karlı diyelim, herkes o sektöre yatırım yapabilir ve kar edebilir, bu sizin de o sektöre yatırım yaptığınızda kar edeceğiniz anlamına gelmez, çünkü siz sonradan gelmişinizdir ve artık piyasa doymuştur.

    tıpkı bunun gibi kriz durumlarında da bazı anlar oluşur ki o anlarda doğru yerde bulunmak sizi krizden karlı çıkarabilir. mesela türkiyede senede 100 araba satılıyor diyelim, ama krizden ötürü belli olsun ki bu araba tüketimi daralacak ve bütün araba üreticileri bu yüzden üretimlerini azaltsın; hatta aman kriz geliyor, fazla açılıp da başımıza iş almayalım, elimizde kalmasın arabalar mantığıyla tamamen durdursunlar. böyle bir durumda birbirleriyle irtibatlı hareket etmedikleri için hepsi kendini garantiye almaya çalışırken (prisoners dilemma) tongaya düşebilirler. çünkü araba satışları tamamen de düşmeyecektir, mesela 100'den 30'a inecektir. ama işte bütün salak firmalar kendilerini garantiye almak için araba üretimlerini tamamen durdururken siz durdurmazsanız bir anda o değerli anı yakalayabilirsiniz ve 30 arabanın 30'unu da siz satmaya başlayabilir, kriz döneminde tek başınıza yatırıma devam ettiğiniz için piyasayı toptan kapatabilirsiniz. oysa geçen sene, krizden önce ancak 10-15 araba satmıştınız.

    ama bu tür anlar çok istisnaidir, ve 10 tane firma varsa sadece 1-2 firmanın böyle yapması kazançlı olabilir, yoksa totalde düşünürsek piyasa daralacaktır, ve krizi fırsata dönüştürücez mantığıyla 10 firmanın 10'u da böyle yapamaz. sadece bir iki tanesine yetecek imkan vardır bunun için, ve işte bu herkes için aynı anda geçerli olabilecek kategorik bir "strateji" değildir. temelde bu mantık tiyatroda herkes otururken ayağa kalkma mantığıdır. tek başınıza ayağa kalkarsanız daha iyi görme fırsatınız olur, bütün tiyatro kalkarsa değil.

    tabii bu da işletme istihbaratı ve stratejik planlamaya çok bağlı bir karardır, diğer firmaların nerede nasıl adım atacağını onların kendilerinden daha iyi kollamanız gerekir ki onlar otururken siz ayağa kalkıyor olun, yok baktınız onlardan biri de ayağa kalkıyor hemen oturmanız lazım mesela. tabii bu da gazetelerin ekonomi eklerine, insan kaynakları sayfalarına "efendim biz krizi fırsata dönüştürücez, hem çincede kriz ve fırsat aynı kelimeymiş..." bik bik bik diye beyanat vermekle olmuyor. bir köşeye yazın bu gazetelerde gördüğünüz hepsi de "krizi fırsata dönüştürecek", yatırımlara arttırarak devam edecek holdingleri, bankaları, şirketleri. 2009 senesi sonunda "işçi çıkartıyor", "küçülmeye gidiyor", "battı", "tmsf el koydu" haberleriyle birlikte toplar, "öncesi"- "sonrası" diye biraraya getirip galatasaray lisesi önünde bir sergi açarsınız.
    (işte size krizi fırsata dönüştürmek için bir yöntem)
    (earendill, 25.10.2008 11:16 ~ 18.11.2008 00:29)
  2. (berkcel, 25.10.2008 11:18)
  3. ben şahsen yapamadığım için yanıyorum. misal krizin başlarında dolar 1.30'u zorlarken tüm maaşı ve birikimi dolara yatırsaydım 15 günde koyduğu her 100 ytl için 28 ytl kazanmıştım. şimdi hala 100 ytl olarak duruyorlar. hatta biraz eridiler. kriz fırsatı işi dolar işi. alacan alacan satacan tavan yapınca.
    (azwepsa, 25.10.2008 12:00)
  4. ülkemizde en yaygın olarak krizi fırsat bilerek işçi çıkarmak şeklinde zuhur eder. ya da daha da kendini kaybeden izmir ticaret odası başkanı gibi işadamlarının *" işsizlik sigortası fonunu kaldırıp bunu işadamlarına dağıtın" tarzı açıklamalarında vücut bulur. kısaca kriz fırsatçılığıdır bizde krizi fırsata dönüştürmekten anlaşılan.
    (tekmeleyen kuş, 03.11.2008 22:00 ~ 22:02)
  5. madem ki bir veya birden fazla pazarlama gurusu bu terimi icat etmiş, temcit pilavı içerikli eğitimlerde de bu cümle sık sık telaffuz edilmiş, hazır kriz de varken kullanalım da kriz uzmanı gibi görünelim diye sık sık telaffuz edilen cümledir. nasıl yani, bir iki yöntemden söz et desen apışıp kalacak insanlar tarafından kullanılır genellikle. krizi bahane etmek anlamında kullanılsa daha bir samimi olacak sanki.
    (arapbebek, 04.11.2008 10:57)
  6. (thedill, 05.03.2009 18:49)
  7. malum global kriz yine çoğumuzun eline verdi. kredi kartlarının hesap ekstrelerini kastediyorum. ne sandınız ki...

    müthiş istikrar paketiyle tam liberal ekonomiye geçtiğimiz 1980 yılından beri ülkemizde en fazla 5 yılda bir kapımızı çalıp sülalemizin hatrını soran krizlere alıştık alışmasına da. bu krizleri sürekli teğet geçirenlere biir türlü alışamadık.

    neyse konuyu dağıtmayalım. konu bendenizin kredi kartı krizi. yetiştiremediğimiz yerde ele güne muhtaç olmamak için mecburen kullanıyoruz. ama bu sefer kullanmamak için yeminliydim.

    efendim krizle beraber -ki 2008 başında başladı.- gelir neredeyse sabit kalırken özellikle zorunlu harcamalarda meydana gelen yüksek oranlı artışlar nedeniyle kredi kartı ve kredili mevduat hesabı yavaş yavaş şişmeye başladı.

    başlangıçta altın falan bozdurup yırtmaya çalıştım ama olmadı olmadı. sonun da dayanamadım "inceldiği yerden kopsun" dedim. ben düşüneceğime onlar düşünsün. tabiatı ile malum telefonlaşmalar, anlaşma çabaları, yeniden yapılandırmalar, taksitlendirmeler birbirini izledi. sonunda yeniden yapılandırmaz olaydım demek zorunda kalınca haciz kapıya dayandı.

    ne yapayım ödeyemiyorum maaşa da haciz konduktan sonra sordum avukata; "maaşım olmasa ne yapacaktınız" diye. gelirin oluncaya kadar bekleyecektik. hiç tahsil edemezsek, şüpheli alacaklara geçirip zarar yazacaktı banka. tabi bu arada sen de taahhüdünü yerine getirmediğin için hapis yatacaktın.

    sormaz olaydım iki ay sonra işten çıkartıldım. soluğu doğruca bankanın avukatının yanında aldım. ne olacak şimdi dedim. öncelikle işsizlik sigortamla ilgilenip bağlanmasını sağladı. kara kaşıma ela gözüme hayran olduğundan ya da hayrına değil elbette. "şimdilik böyle devam edecek" dedi. sonrasını sormadım artık. aksine "bu parayı gerçekten tahsil etmek istiyor musun" diye sorarak avukata bir teklifte bulundum.

    iş teklifimi düşünmeye değer buldu. iyi düşün üç gün sonra uğrayacağım diyerek yanından ayrıldım. üç gün sonra kapıda karşılamasından anlamıştım. şimdi beraber çalışıyoruz. banka borçlarımı avukat kapattı. gelirim de fena değil...
    (impossible, 31.07.2009 16:14)

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil