fransızca crisan t'aime. crisan adlı genç bir köylü, toprak ağası pozisyonunda zengin bir adamın kızına deli gibi aşık olur. kız da buna aşıktır, fakat babası vermez tabi ki, çocuğun bir daha eve girmesini de yasaklar. sonraki günlerde crisan kızı görmek için envai çeşit yol dener fakat kıza ulaşamaz. kız da crisan'ın eve gelemeyişinin nedenini bilmediğinden, onu unuttuğunu sanıp çok üzülür, yataklara düşer. böyle olunca hizmetçisi crisan'ı bulur, durumu anlatır. onu eve sokamayacağını, fakat mesajlarını götüreceğini söyler. fakir ve romantik crisan da sevgilisi için her gün ormandan çiçek toplar, kasımpatıdır topladığı çiçekler, ve bunlara bir not iliştirir: crisan t'aime. crisan seni seviyor.
kasımpatı'dır, bildiğin kasımpatı, isminden dolayı katır tırnağıgillerden zannedilen hassas çiçek. krizantem deyince akustik olmuş şiirlere girmiş. şarkılarda okunmuş, ama o yine de kasım'da açan bir demet taze çiçek, soluk beniz.
japon imparatorluk sembollerinden biri olan çiçek. meiji devriminden sonra ulus kimliği oluşturmak için devlet politikası olarak halkın gözünün içine mütemadiyen sokulmuş ve böylece ulusal sembollerden biri olmuş çiçek. bugün japon hediyelik eşyalarının ve hatta kaplama kağıtlarının çoğunun üstünde bu çiçeği görmek mümkün.
bilgisayarını kullanarak itü sözlük kovanına katılmaya çalıştığım, dolayısıyla kendisinin ikinci üyeliği sanılabileceğim ama olmadığım yazar, dostum. günümün 12 saatini birlikte geçirdiğim ve bu süre zarfı içinde gülmekten çenemin çıktığı pembe yanaklı "tatlı kız".
bir yerde okumuştum, krizantem çiçekleri buzu parçalayarak yüzeye çıkarlarmış. bu yüzden gücün, asaletin, ve radikalizmin sembolü olarak düşünülebilirler. kırmızı gülün yanında, ciğercinin kedisinin yanındaki sokak kedisi gibi dururlar; ama, habire kuyruk da sallamazlar.
o kadar kargaşanın üstüne eski türk filmi şarkılarının verdiği mutluluk kendisine ilaç gibi gelince, gitmekten vazgeçen yazar.
birazcık deli olduğunu sonradan öğrendim. ilk başta pek sakin görünüyordu oysa. gerçi bizim bölümden olup da deli olmamak mümkün mü? seneye daha iyi anlayacak bunu.
tam bir in flames fanı. ne zaman program yapsam in flames çal diye tutturuyor. bunun yanında, duyduğuma göre, sabah akşam bu grubu dinliyormuş. sürekli "i <3 anders*" baskılı bir tişörtle dolaşıyormuş. en büyük hayali isveç'e yerleşip, grubun oradaki tüm konserlerini izleyebilmekmiş.
zirvede hoş sadasıyla bana içimden aman yarebbim bu kız nazarlara gelmese bari dedirtmiş (böyle şeyleri asla dışımdan söylemem), konuşturmadıkça konuşmaz, benden sosyal, benden çok sesli benden az sıkıldığını belli eden insan.
tanıdığım en tatlı moleküler biyolog adayı tek olması bir şey değiştirmez sanırım.
kendi kopyalarını yapıp yapıp piyasaya süresice bir insan.
içimde hiç tanımadığım denebilecek kadar az süredir tanımama rağmen sanki yıllardır tanıyormuşum, hep etrafında biryerlerdeymişim gibi bir his uyandıran yazar... garip... okudukça yüzünü bile görmediğin birinin değil de yıllardır konuştuğum birinin sözlerini okumuş gibi hissediyorum...