benim için bir
ev ekonomisi dersiydi zamanında.
6 yaşındaydım. annem ve babam çalıştığı için gündüzleri evde yalnız kalıyordum, sabahçı olan abim ise öğleden sonra geliyordu. ben ise o gelene kadar "bilimsel çalışmalar" adı altında prize ananemin 8 numaralı örgü şişini sokarak topraklamanın mantığını çözmeye çalışıyor, öğleden sonra da, ileride elektrik mühendisi olacak abime "prizin tek deliğine sokarsan çarpmıyor" diye elektriğin temellerini atıyordum. bazı günler ise kalorifer peteği aralarında gördüğüm devasa örümceklere karşı "ben ondan daha büyüğüm onun benden korkması lazım." diye psikolojik savaş veriyor, savaşın nacizane vücudumda açtığı onulmaz yaralar sonucu annemi arıyor saatlerce "anneeğ, evde kocaman böcek vaar, n'olur çabuk eve geel" diye ağlıyor ağlıyor ağlıyordum. lakin, dedem milli eğitim bakanı olmadığı için, babasının yeri olmayan milleeytim'den ha deyince çıkıp gelemiyordu. evde yalnız kalmamın kendime ve örümceklere zararından kreşe verilmeme karar verildi. bi'şey demedim "kreşte de priz vardır nası olsa" diye düşünüyordum.
ertesi gün kreşe götürüldüm. önce oyun odasını gösterdiler, kırılacak çok oyuncak vardı. fonda o zamanın hit parçalarından "ali babanın bir çiftliği var" çalıyordu. müziğin etkisiyle kendinden geçmiş, çılgınce dans eden gençleri de görünce ortama iyice ısındım. ayrıca, müzik seti ve hoperlörler elektrik ile çalıştığından mütevellit yakınlarda bir yerlerde priz olmalıydı. annemin gitmiş olduğunu farketmedim taa ki zebellah gibi bir kadın "
uyku saati" diyene kadar. beynimden vurulmuşa döndüm "öğlen 12'de ne uykusu bokuna sıçayım" diye içimden kazıttırdım. eşek ve ayıdan sonra bildiğim en ağır küfürdü. beni zorla yatırdılar, diğer çocuklar hiç ses çıkarmadı androidlerden oluşan bir koyun sürüsü gibiydiler. ranzanın üst yatağında yatan ben ise, tavana çok yakın olan bir pencereden oyun odasındaki kırmızı-yeşil kedi merdivenlerine
* bakıp seküler dünyadan uzaklaşıyordum. bulabildiğim en yaratıcı yalan olan "çişim geldi" ile birkaç gün kendimi oyun odasına atmıştım. yaklaşık 4-5 gün sonra beni tuvalete göndermemeye başlamışlardı. tuvalete gidemeyeceğim gerçeği, mesanem üzerinde karşı konulmaz bir baskı kurmuştu. bu sefer gerçekten yuvalete gitmeliydim fakat on lafımdan dokuzu yalan biri de şüpjeliydi artık onların gözünde. son bir kez kedi merdivenine baktım, içim sıcacık olmuştu, elimi çüküme attığımda dışımın da sıcacık olduğunu anlamam çok sürmedi. işemiştim. zebellah diye adlandırdığım kadın yatağı ve üzerimi temizlemek zorunda kalmıştı. bundan sadistçe bir zevk almıştım.yanında yedek pantolon getiren diğer sidiklilerin pantolonlarından birini giydirdiler. yeni bir pantolon giymek hem hoşuma gitmişti hem de ailemi bana pantolon almak gibi bir dertten kurtarıp ev ekonomisine katkıda bulunuyordum. o gün bugündür eve hep başkasının pantolonuyla dönerim.