|
|
- haklılığı ispatlanmış slogandır. bu sadece ucuza kitap okuyabilmek, müzik dinleyebilmek ile ilgili değildir.
"emeğe saygın yok mu" gibi önermelerle karşılanır. fakat bu önermeyi yapanların genelde bazı gerçeklerden haberi bulunmamaktadır.
(anlatacağım prosedür kitap basımlarındaki işleyiş şeklidir. film, müzik, yazılım vb. konularda bilgim yok. olan birisi varsa ve paylaşırsa sevinirim)
yayınevleri kitapları basarken, yazarıyla ve çevirmen(ler)iyle sözleşme imzalarlar. bu sözleşmelerde, yazara verilecek meblağ, satış fiyatı üzerinden toplam etiket fiyatının %15'i ile %25'i arasında değişir. çevirmene ise, yine satış fiyatı üzerinden toplam etiket fiyatının %3'ü verilmektedir.
bir diğer prosedür ise, yazara belli bir meblağ ödeyip elinden eserinin bütün haklarını almaktır. sonrasında kitabın 50.000 veya bir milyon satması yazarı pek ilgilendirmemektedir. o parasını almış işin içinden çıkmıştır. çevirmene de aynı şekilde belli bir meblağ ödenip devre dışı bırakılabilir.
emeği geçen diğer kesimlere ise (resim seçici, dizgi, vs.) ya oldukça düşük ücretler verilir ya da cüzi bir maaşla günde 8 - 9 saatlik mesai ile çalıştırılırlar. bir kapak tasarımına, dışarıda yaptırıldığında ortalama 150 ytl ödeme yapılmaktadır. aynı şekilde, büyük yayınevlerinde 1000 ytl maaş ile ayda 200 kapak tasarımı yapan çalışanlar da bulunmaktadır.
bunlardan sonra kalan meblağın büyüklüğü gözler önünde. örnek olarak, 10 ytl'den satılan ve 50.000 adet satılmış kitap hakkında bir değerlendirme faydalı olacaktır:
çevirmen: 15000* ytl**
yazar: 100000* ytl
dizgi, kapak, redaksiyon, vb: 1000 ytl (net değil)
geri kalan meblağ, yayınevinin cebine girecek kısımdır.
korsana hayır kampanyalarının yayınevleri tarafından yoğun olarak yürütülmesi, bu meblağın azalmasından duyulan korku ile ilgilidir. buna, 5 yıl içinde 5 roman yazmak gibi koşullarla sözleşme imzalayan tanınmış yazarları da eklersek, yayınevinin satılan her kitaptan elde ettiği net kar daha fazla artmaktadır.
* bu meblağlar bir defada ödenen meblağlar değil, baskı yapıldıkça ödenen meblağlardır.
**300 sayfalık bir romanın çevirisi en az 6 ay sürmektedir ve çevirmenin ücreti, eğer sözleşme imzalayabilmişse, ilk kısmı ilk baskı yapıldığında ödenir. yani, çevrilecek kitabı teslim ettiği andan itibaren en erken 9 ay sonra (baskıya hazırlanma ve piyasaya sürme de belli bir zaman alır ve yayınevleri kitap hakkında önceden reklam kampanyası yapabilmek için bu süreyi uzun tutmakta fayda görürler) bu meblağın ilk taksidini alır.
- korsan kullanmak fikir hırsızlığı mıdır? bir sanatçının ürettiği eseri çalmak mıdır?
nedir bu telif hakkı denilen şey? sanatsal üretimi koruyan kollayan bişey mi?
şöyle bi özet geçersek nazım'ın bir şiirini bestelerseniz "yapı kredi"ye bu telif hakkı denilen şey için para ödemeniz gerekir, çünkü "nazım'ın oğlu memet" telif hakkı denen naneyi yüklüce bir miktar karşılığında satmıştır.şimdi bu anlamıyla telif hakkı mı fikir hırsızlığımıdır yoksa korsan kullanmak mı?
kuşkusuz "telif hakkı fikir hırsızlığıdır"
- saçma bir slogandır. oranlar ne olursa olsun orijinal satış sonucu yazarın cebine para gitmektedir. kaldı ki nesin vakfı gibi kendi eserlerini yayımlayan yayınevleri de vardır, burdan elde edilen gelirlerle nesin vakfı' nın gelişmesi ve korumaya alabileceği çocuk sayısının artması gibi örnekleri hepimiz kafamızda canlandırabiliriz diye düşünüyorum.
- (bkz: açım diye yakınma carrefour'u yağmala)
- an itibariyle asgari ücret: 380 ytl.
bir cd fiyatı değişiyor biz iyimser olup 10 ytl diyelim.
korsana hayır diye bağrınmak için katılınan 1 tv programından alınan ücret değişiklik gösteriyor ama her rakamın sonunda, asgari ücretle yemeden içmeden 3 ay çalışan birinin maaşının sonuna kıl payı gelen milyar kelimesinin olduğu kesin.
ben nezaman çalıştığımın hakkını almaya başlarsam ozaman korsana benden de hayır. şu ülkede sizin gibi hakkı gasp edilen okadar çok insan var ki. fark şu; onların hakları yasal yoldan gasp edilirken sizin hakkınız korsan yollarla gasp ediliyor. bir de onların gece kulüplerinden çıkarken kullandıkları bir 4x4 leri yok.
- hayatında korsan ürüne para vermemiş, hatta bunu prensip haline getirmiş insanların bile destek vermesi gereken kampanyadır. o korsanlar sayesinde orjinal ürünleri çok daha düşük fiyatlara alabilmektedirler. bir örnekle açıklayacak olursak, hasan cemal'in kürtler kitabı çıktığı zaman 44 milyondu. o zamanlar boru gibi bir fiyattı. bir süre sonra kitap korsana düşünce fiyat 22 milyona indirildi. "korsana hayır" diyen arkadaşlarımız da ilgili kitabı korsancılar sayesinde %50 indirimli almış oldu. tamam, korsan kötü bir şey, kabul ediyorum. aması var, amasını da açıklayalım. win xp yazılımını her zaman kullanıyoruz, 100 dolar fiyatı var, onu alabiliriz paramızla. peki, office programına 400 dolar nasıl vereceğiz. almasan olmaz, meret yılda 3 defa da olsa lazım oluyor. alsan da olmaz, mereti yılda 3 defa kullanmak için 400 dolarımızdan mı olacağız. photoshop yamulmuyorsam 2000 dolar civarında. çoğumuzun bilgisayarında vardır (korsanlardan allah razı olsun), ne yapıyoruz bu programla, hiçbir şey, ara sıra amatör düzeyde bir iki fotomuz üzerinde atraksiyon yapıyoruz. ben bunu korsandan aldım, ne zararım var firmaya. zaten korsanda olmazsa ve firma bunu 100 dolar gibi bir fiyata dahi verse ticari iş yapanlar hariç kimse almayacaktır. zaten ticari iş yapıp da (fotoğrafçılar gibi) photshop'un korsanını kullanan yoktur, varsa da şerefsizdir.
- (bkz: @993491)
- amerikada olsam kesinlikle katılacağım kampanya.diğer malları bilmiyorum ama kitaplar amerikada burdakinin 3 katı falan.tamamen aynı kitap,bi de utanmadan üzerine not for sale in us yazıyolar.bilmiyorum tabi oranın kanunları vergileri falan mı farklı ama yine de bi kitaba o para verilmez,direk olgunların amerika şubesine gidilir yani..
- http://www.siyar.org/...
- uçuk cd fiyatlarından dolayı insanların kurabileceği cümlediri
- türkiye koşullarında herşeyin korsanının olması normaldir. korsan satanlara kızmamak lazım, arz talep meselesi olay.
- işin müzik kısmını ise ben bir nebze olsun anlatmaya çalışacağım, sanatçı stüdyoya girer ve plak şirketinin prodüktörü (genellikle plak şirketinin sahibidir aynı zamanda) çalışanları ile birlikte eserlerini kayda aktarır, teknik eleman ses kaydı sırasında oluşan ses bozukluklarını patlamaları ve her türlü pis işleri temizlemeye koyulur, yaklaşık 15 saatlik ses kaydı (çok başarılı bir albüm kaydı ise) buda 54.000 saniye demek oluyor, teknik elemanın tek tek kontrol edeceği 10800 sayfa vardır, uzun bi temizleme sürecinden sonra taslak olan ses kayıtları prodüktörün masasına gelir prodüktör bunlara uygun enstrümanları çıkarır ve o enstrümanların icracıları çağrılır stüdyoya, onlardan da aynı şekilde ses kaydı alınır uygun şekle getirilir, prodüktör belli programlarla şarkıyı kanallara atmaya başlar tek bir şarkı olşuncaya kadar defalarca dinleyerek o şarkıyı kaydeder eksik enstrüman ses vs varsa onları belirler giderirve şarkının birini tamamlar, ikinciye geçmek için belli bir ara vermesi lazımdır (3-5 gün) yoksa ruh halinden çıkamaz ve albüm monoton bir hal alır, (bu şekilde 13 - 14 şarkıyı tamamladı diyelim ) ardından albümün kapak tasarımına ve fotoğraf çekimlerine gelir sıra bunun içinde ayrıca stüdyoya, tasarımcıya para ödenir. albüm tamamen hazırlandıktan sonra çoğaltım işlemine geçilir mc ve cd baskıları yapılır dağıtım şirketine verilir ve dağıtılır.
yani bu iş eskiden böyleydi fakat şimdi ara işlerde çalışan veya stüdyoya giren herhangi biri o albümün bir kopyasını önceden araklayıp internete veriyor böylece albüm dağıtıma geçmeden herkesin elinde oluyor. bu durum tabiki hoş bir durum değil fakat işin ticari boyutu değişmedi, mp3 sayesinde dünyanın öbür ucunda evinde oturup şarkılar düzen bir adamı tanıyıp dinleyebildik ve rock'n coke'a geldiği zaman koşa koşa 120 - 200 ytl bayıldık. dünyada düzenlenen festivallerde de eskiden tanıtım için ücret talep edilmezken şimdi 250 dolar kombine kapış kapış satılıyor. işin bu şekilde değişmiş olmasından sanıyorum hiç kimse rahatsız değil sadece arada bir orhan genjedi televizyona çıkıp eskiden "1 milyon albüm satıyordum internet çıktı satamıyorum" fln diyor e baba sende jüri oluyosun televizyonlarda işte fena mı ?
- ne olursa olsun onaylanmaması gereken bir cümle olmasına rağmen bir öğrenci olarak zaman zaman mecburen desteklediğim cümle.
(bkz: bazen korsan tek çare)
- yeterince parası olmayan ve kitap okumak isteyen bir insanın içi rahat olarak olmasa da mecburiyetten katıldığı slogan.
5 ytl ye alacağınız ve size kattığı değer aynı olan kitabı mağazadan 30 ytl ye alırken belki geniş bütçesi olanın canı yanmıyor olabilir ama haftalık harçlığı o kadar olan bir öğrencinin bütçesi elbette el vermiyor.
keşke diyor insan düzgün çalışan bir kütüphane sistemi olsa ülkemizde de 5 ytl bile vermek zorunda kalmadan bütçesini düşünmeden herkes istediği oranda bilgi sahibi olabilse vaktini yararlı şeylerle değerlendirebilse.
- fikri hakları korumaya yönelik bu kadar çok ve çeşitli düzenlemelere gidilmiş olmasının temel nedeni fikri hakların gelişen teknoloji ile birlikte tecavüzlere karşı oldukça savunmasız bir durumda kalmış olmalarıdır. binbir emek ve maddi manevi çaba ile meydana getirilen eserlerinin sırtından hiçbir bedel ödemeden yararlanmak elbette bu çabanın sahipleri için kabul edilemez bir durumdur.
ancak değinilmesi gereken başka bir nokta var. bu çaba ve masraflara eklenen yoğun ve insafsızlığa varan vergiler ile “yasal” satıcıların yer yer açgözlülüğe varan fiyat politikalarının da korsanlığın bu denli yaygınlaşması,kabul görmesi ve hatta birçok çevrede haklı bulunmasında rolü büyüktür.
pek tabii eser sahibinin çabalarını hiçe sayarak bir eserden yararlanmak en basit tabir ile istismardır. ancak bugün ortalama bir kitabın fiyatı 20 ytl, bir sinema bileti 10 ytl civarındadır. örneğin 4 kişilik bir aile bir akşam sinemaya gidip meydana getirilmiş bir eseri hakkını ödeyerek izlemeye kalksa bunun maliyeti yol masraflarıyla birlikte 60 ytl’ye kadar çıkmaktadır. ancak aynı aile korsan bir cd alarak aynı filmi 4 ytl gibi komik bir rakama izleyebilmektedir.
günümüzde insanların çoğu fakirlik ve hatta açlık sınırı altında 600-700 ytl gibi maaşlarla geçim savaşı vermektedirler. 600 ytl maaş alan bir babadan bunun 10da birini sinemaya vermesi kuşkusuz ki beklenemez. “parası yoksa izlemesin” gibi bir yaklaşım da insan onuru ve toplumsal adalet anlayışıyla bağdaşmayacaktır. bu sebeple korsanlıkla mücadelede korsanı cezalandırmak ne kadar gerekli ve önemliyse eser fiyatlarını makul ve türkiye gerçekleriyle uyumlu hale getirmek de o kadar gereklidir.
25 ytl’lik kitabı 5 ytl’ye ya da 20 ytl’lik bir müzik cdsini 3 ytl’ye almak parasal anlamda çok ciddi zorluklar yaşayan insanlar için tabii ki cazip olacaktır ve bu durumdaki halktan korsana karşı durmasını beklemek bir yerde hayalperestliktir. sizlerle bizzat şahit olduğum bir olayı paylaşmak isterim. kadıköy’de korsan bilgisayar oyunu satan işportacıları zabıtaların geldiğini gören vatandaşlar kaçmaları için uyarıyorlar! toplumda korsancılığın kötü olduğuna dair bir bilinç oluşturmak bu açıdan oldukça önemlidir.
elbette söylemek istediğim eserleri korsanların sattığı paraya satalım değil. bu zaten maddi anlamda mümkün de değildir.
bir yanda bir eser için çok ciddi mesai harcayan eser sahibi, bunun bandrol masrafları,tanıtımının ortaya çıkaracağı bedel, bir yanda meydana gelmiş bir eseri kopyalayarak satan bir “hırsız” durmaktadır. aynı bedele satmak pek tabii mümkün değildir. ancak arada bu kadar astronomik bir farkın olması da korsanın “haklı” görülmesindeki en önemli etkendir. yoksa korsanda 5 ytl olan bir eseri yasal olarak 8-9 ytl’ye bulmak mümkün olsa bu korsana karşı vurulacak darbelerin en büyüğü olacaktır. hiç kimse, bilerek ve alım gücü yettiği halde, başka bir kimsenin hakkını yemeyi göze almayacaktır.
- (bkz: http://ebitargem.homelinux.com)
- (bkz: bandrolsüz esere korsan demek)
|