belki ilginizi çeker
  1. · ubor metenga
  2. · bir mektup
  3. · beyaz mantolu adam
  4. · ne evet ne hayır
  5. · ağlatma olasılığı yüksek kitaplar
  6. · charles baudelaire
  7. · norgunk
  8. · pasaj
  9. · babama mektup
  10. · bortu bocuk
gündem
  1. · ateist yazarların itü sözlük ten defolup gitmeleri
  2. · beşiktaş
  3. · 29 şubat 1453 galatasaray fenerbahçe maçı
  4. · itü yazarlarının evlenmek istedikleri ünlüler
  5. · gece yarısını geçtiği halde sözlükte dolaşan kız
  6. · 250 milyarlık cip kullanan türbanlı
  7. · günün tek cümlelik özeti
  8. · itü sözlük yazarlarından özlü sözler
  9. · bana sağcılar cinayet işliyor dedirtemezsiniz

korkuyu beklerken  

  1. eşyanın verdiği sıkıntının ve yarım kalmışlık hissinin en fazla hakim olduğu oğuz atay öyküsü. en genel anlamda gizli bir örgütten gelen tehdit mektubu yüzünden evinde kısılı kalan bir adamın hikayesi anlatılır.
    kahramanımız yalnız yaşamayı seçmiş fakat hayatındaki diğer her şey gibi bunu da adamakıllı becerememiş, sevgisiz ve bu nedenle de kızgın bir insandır. liseyi bitirdikten sonra üniversiteye gidememiş ama kitaplarla kendini geliştirmeye çalışmış; hiçbir zaman bitiremediği kitaplardan veya etraftan duyarak edindiği özümsenmemiş düşüncelerin karmaşası içerisinde yaşayan, yaptığı her şeyin şekilden ibaret olduğunu anlayacak kadar duyarlı fakat karşısındakinin zayıflıklarından faydalanabilecek kadar da bencil bir insanla karşı karşıyayızdır. gerçi bu bencillik hikayenin sonlarına doğru çıkar, başlangıçta öyle bir isteksizlik hakimdir ki kendi dahil kimseyi sevemez, bahçeli bir evde oturmasına rağmen saksıda çiçek bile yetiştirmez. hayatında başka bir canlının varlığına tahammülü yoktur çünkü. bunun farkında bir kişi olarak, korksa bile 3 haneden oluşan bir sokağın en ucundaki evde oturmayı tercih eder.
    kendindeki sevgizliğin farkında olduğu için, hayata dair tüm beceriksizliklerini hoşgörü ile karşılayıp saygı duymanız bile mümkünken ; daha sonra yalnızlığını bile kabullenemeyerek reddetmesi ile nefret ettirir kendinden.. fakat bu reddediş de şekilden öteye gidemeyecek, yarım bırakılan işler listesinde yerini alacaktır.
    yansıttığı sıkıntılı havanın yanında, insanı güldüren yanları da vardır. diline takılan yararsız atasözleri ve descartes için sarf ettiği cümleler acayip komiktir mesela
    (jellicle, 05.12.2005 23:42)
  2. morde ratesden,
    esur tinda serg! teslarom portog tis ugor anleter, ferto tagan ugotahenc metoy-doscent zist. norgunk!
    ubor-metenga
    (dr conners, 20.07.2006 03:37)
  3. (chixculub, 20.07.2006 05:11)
  4. oğuz atay'ın içinde korkuyu beklerken ile birlikte beyaz mantolu adam, unutulan, bir mektup, ne evet ne hayır, tahta at, babama mektup ve demiryolu hikayecileri bir rüya hikayelerini barındıran öykü kitabının ismi. ahmet hamdi tanpınar'ın huzur romanında "bir şeyden korkmak biraz da onun geleceğini beklemektir" gibi bir cümle yer alır. oğuz atay'ın öyküsüne ve kitabına verdiği bu isim, onun bu cümlelere gönderme yaptığını düşündürtür.
    (olsen, 04.01.2007 04:19)
  5. içindeki " gökyüzüne bakmıştım. yuvarlak ve parlak ve ışıklı bir dairden başka bir şeye benzemeyen aya bakmıştım ve ne kadar güzel, tıpkı öğretildiği gibi güzel, anlatıldığı gibi güzel demiştim; sonra, başımı aşağı doğru hareket ettirerek, denizde ayın ışıltılı çizgilerini aramıştım. ne acıklı bir maceraydı bu. belki de değildi; belki de, bunun acıklı bir macera olduğunu da bir yerlerden öğrenmiştim, bir yerde okumuşum. hafızam zayıfladığı için, neyi nerede okuduğumu unuttuğum için, bana ait bir takım duygular olduğunu sanıyordum. acaba, içine düştüğüm durum daha önce nerede acıklı olmuştu? mısır’da mı? eski yunan’da mı? kendimi romantik dönemin fransızları, ingilizleri ya da almanlarıyla mı karıştırıyordum? ben bir şeyin taklidiydim; fakat, aslımı bile doğru dürüst öğrenememiştim. belki de bana ne olduğunu sonuna kadar okumamıştım. yarabbim ne korkunçtu! " sözleriyle insanın ' kendi kadar ' ol-a-mamasının ezberini bozan oğuz atay'ın caanım kitabı.
    (life is what there is, 09.05.2008 11:42)
  6. içerisinde oğuz atayın 8 adet hikayesinin bulunduğu nefis kitap.

    kitabın adını aldığı korkuyu beklerken, babama mektup, bir mektup ve demiryolu hikayecileri harika ama bir "ne evet ne hayır"(aslında bu evet hayırlar büyük harfli ama malum sözlük formatı işte)hikayesi var ki tam bir oğuz atay klasiği. deli gibi gülünç, ne kadar klişe varsa tekmili birden burda, tam ama yani tam. harbiden çok iyi.

    bi de kitap 77'de basılmış, kitabın sonuna da içlerinde selim ileri ve kürşat başarında olduğu üç dört eleştirmenin seksenin başlarında yaptıkları eleştiriler konulmuş
    aman allahım, eğer oğuz atay kitabı yazmadan bu eleştirileri alsaydı kitabın asıl malzemesi bu eleştiriler olurdu; tam seksenler entelliği, ağızlarında pipo ellerinde viski fularlar falan direk canlanıyor, türk yazınıları, simgeseller falanlar filanlar resmi geçitte kitaba güldüğüm kadar bi de bu eleştirilere güldüm.

    demiş miydim nefis diye
    (khaki, 21.05.2008 02:36 ~ 02:38)
  7. ''devam ettim içmeye,kendimi mahvetmeye. dumanlı gözlerle,eriyip gidişimi seyrettim. bütün düzenleri yıkacaktım,onlara gösterecektim..serserinin biri olacaktım.''
    'özyıkım' ın ta kendisi..
    (zuisudra, 06.10.2008 21:37)
  8. oğuz atay'ın buram buram varoluşçuluk kokan 8 adet hikayesinden oluşan harika kitabı. çok isterdim bu adamla karşılıklı oturup ironi dolu muhabbet etmeyi. büyüksün be oğuz'cum atay.
    (yağmursonrasıtoprakkokusu, 05.03.2009 03:10)
  9. "biraz şüpheci olmuştum. descartesda heralde çok yalnız kalmıştı."
    (galiba, 07.04.2009 04:26)
  10. vize haftası dersi, işi-gücü bırakıp yumulacağımı bilmeme rağmen elime aldığım, bir solukta değil; güle ağlaya okuduğum, oğuz atay'a bir kez daha (daha önce kaç kez olduğunu sayamadım) aşık olduğum hayran kalınası kitaptır. şuan üzerinde "tekrar okunacak" ibaresi bulunmaktadır, sağlığı sıhhati iyidir, soranlara selamı vardır.
    (die for morrison, 12.04.2009 01:55)
  11. (yerçekimli karanfil, 12.04.2009 01:58)
  12. shakespeare'a göre korkaklar, gerçekten ölmeden önce defalarca ölürler ancak cesur, ölümü bir defa tadar, o da gerçekten öldüğünde...
    (stellar wind, 12.04.2009 02:11 ~ 02:12)
  13. aşağıda bugünleri hatırlatan bir günlük yazısı, oğuz atay'dan, korkuyu beklerken hakkında. yazarı esefle kınıyorum, şiddetle karşılıyorum, bu kadar erkenden, yalnız ve korku içinde bıraktığı için bizi. kapalı sistemden bahsederken insanın tüylerini diken diken eden açılımlarına bakın hele! beni benden iyi tanıyor gibi oğuz atay. ve ülkemizin halini bugün görmüş gibi. kapalı sistem yaratıklarının dış dünyaya karşı beslediği korku... tutunamayanlarda da buna değinmemiş miydin zaten üstad? anlattın ama anlamadık sanırım. zira halâ harap haldeyiz. geleceğimizden korkuyoruz. tek felsefe bireyin yok oluşudur diyorsun ya, yok ediliyoruz...

    herkesin okuması gerektiğine inandığım bu yazı, inanın, içinizde bir yerlerde sizi uyandırması için buraya aktarıldı. umarım okursunuz.

    "düşünce her türlü eleştiriye kapalıdır, felsefe yoktur.
    tek felsefe bireyin yok oluşudur.
    kapalı sistemdir bu.
    özgün sanat yoktur. usta çırak ilişkisi içinde taklit vardır.
    bir bakıma gelenek de yoktur. usta, yaşantısını kimseyle paylaşmaz.
    batıya olduğu kadar doğuya da kapalı bir sistemdir bu. orta doğu'dur, kenar batı'dır. ne doğu'dur, ne batı'dır.
    kendisine doğru kazılan bir tünelin içindeki bilinmeyen düşmanı korkuyla bekler.
    bizim 'ilk günah'ımız belki de budur: kapalı sistem yaratıklarının dış dünyaya karşı beslediği korkudur. yaşama korkusudur.
    dünyayı bir savaş alanına çevirdikten sonra her yandan düşman saldırısı bekleyenlerin korkusudur . bir şehre kapanıp bütün ülkenin saldırısını bekleyen sarayın korkusudur bu. sarayı kaleye çevirenlerin korkusudur. kardeşleri tarafından öldürülmeyi bekleyen sarayın korkusudur.
    her davranışın devlete yöneldiğini sanan paranoyak yöneticilerin korkusudur.
    kültür korkusudur. matbaadan, şiirden, resimden, felsefeden, hatta dinden korkmaktır bu.
    halk partisi'nin köy enstitüleri'nden korkmasıdır . demokrat parti'nin modern resimden korkmasıdır.
    bazı solcuların modern edebiyattan, modern sanattan korkmasıdır.
    halkın içinde sivrilen esnafın, eşrafın, mollanın halktan korkmasıdır.
    korkunun sonucu yabancılaşmadır.
    yeni yazarların kelimeler icat ederek azınlık olma telaşıdır, toplumsal sorunlara eğilerek kendini tanıma korkusudur.
    kavram kargaşası yaratarak temel kavramlardan uzaklaşma çabasıdır. temel kavramların onu bir hiçe indireceği korkusudur.
    korku ortadan kalkarsa postunu kaybedeceğinden korkan tekke şeyhinin korkusudur.
    bunun izin müeyyideler gevşektir; herkes korkmalıdır ama ceza da uygulanmamalıdır.
    müeyyide hayatı zehir edecek kadar korkutmalıdır, ama isyan ettirecek kadar kesin olmamalıdır.
    neyin ne olduğu, hangi suçun cezası ne kadar bilinmemelidir.
    fakat herkes her an suç işlediğini hissetmelidir ki başkaldıramasın.
    her zaman, suç işlediği halde kendisine taviz verildiği için başı önünde dolaşır insanımız.
    bizim 'ilk günah'ımız budur; cezalandırılmayan küçük günahlar toplamı.
    ayrıca devlet de aynı suçluluk duygusu içinde müeyyideleri uygulamaz. bu bakımdan bağışlayıcıdır.
    karşılıklı bir oyundur bu.
    bağışlanmayan tek suç, bu oyunu fark etmek, bu oyuna karşı çıkmaktır. gerçeği aramaktır.
    bilim bunun için tehlikelidir, felsefe bunun için tehlikelidir, 'deneme' bunun için tehlikelidir, roman ve hikaye bunun için tehlikelidir.
    belirli kalıplar içinde kalan şiir bunun için tehlikesizdir.
    taklitçi olmayan batıcılık bunun için tehlikelidir.
    gerçeği arayan doğu bunun için tehlikelidir."

    oğuz atay`, günlük
    (iknowthepiecesfit, 13.05.2009 00:50)
  14. fatih al 'ın oyunculuğuyla can bulan,insanı hayran bırakan oğuz atay harikası.öteki tiyatro'da şubattan itibaren oynandı oyun;lakin şu an oynanıyor mu bilemiyorum.
    (düttürü dünya, 13.05.2009 01:43)
  15. http://www.otekitiyatro.com.tr/...

    fatih al tarafından tekrar sahne alıyor bu başyapıt.
    (zagnem, 10.10.2009 16:32)
  16. anlatmaya çalışırken içinden çıkamayacağımı bildiğim bir oğuz atay kitabı. yine de vira bismillah!

    demiryolu hikayecileri var bunda ki mavi bir rüyanın içinden geçermiş gibi bir hisse benzer okuması ve okuduktan sonrası. yaşarsın yahu. o hikayecilerden biri oluveririsin derken “beyaz mantolu adam ” hiç’e giden adımlarıyla ağır ağır sana doğru yaklaşır. içine bir “gitme” düşürür ve sonrası “ne evet ne hayır” cevabını acıklı kahkahalarla gerçeklerken “unutulan” sevgili, gıcırtıları ve fısıltılarıyla gri bir kabusa dokundurur zihnini.

    bu kitap döner döner okutur kendini, döne döne okursun, döne döne başın döner.

    bak! içinden çıkamam demiştim. hem konumuz bu değil. o halde sen bana "tahta at"ın türküsünü söyle, yine!.
    (yerçekimli karanfil, 24.11.2009 22:48 ~ 22:48)

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil