belki ilginizi çeker
  1. · oyun duygusu ve mit ilişkisi
gündem
  1. · kız arkadaşı behlül ve sawyer la yatakta basmak
  2. · itü yazarlarının evlenmek istedikleri ünlüler
  3. · 22 kasım 2009 galatasaray manisaspor maçı
  4. · ugg
  5. · çok istenip de olunamayan meslekler
  6. · prison brake
  7. · 22 kasım 2009 izmirlilerin pkk tepkisi
  8. · direksiyon sınavı
  9. · serkül kan

korku ve mit ilişkisi  

  1. korku güçlü bir korunma mekanizmasıdır. yaşam şansı bulan türler hayatlarını bu temel savunma mekanizmasına borçludurlar. vahşi doğada avcı etoburların varlığı karşısında azami ihtiyatı zorunlu kılan bu his türlere yaşam şansı tanımıştır.

    korkunun en temel görevi organizmayı hayatta tutmaktır. misal kuşları ele alalım; bu hayvanlar çok hassastır, her türlü sese, harekete duyarlıdırlar. tanımlayamadıkları bir ses bir gölge karşısında derhal harekete geçer, kanatlarını çırpıp güvenli bir yere uçarlar. bu ürkeklik onları milyonlarca yıl hayatta kalmayı sağlamıştır.

    korkuyu bilinmeyene karşı duyulan çaresizlik hissi olarak tanımlayabiliriz. neden bilinmeyen? çünkü yaşamaya istekli bir organizma cevapsız soruları sevmez. sevmemelidir. zaman düzleminde bir sonraki aşama hakkında az biraz fikir sahibi olmalıdır. çünkü hayatta kalma dürtüsü kendi varlığını tehdit edebilecek olası tüm riskleri hesaplamayı zorunlu kılıyor.

    çalıların arkasında hareket eden bir gölge onun için bilinmeyendir. sıradışı her durum muhtemel riskleri de barındırır. geceyarısı her yeri aydınlatan bir şimşek onun için bilinmeyendir. çünkü ışık saçan mefhumun kendi varlığına ne tür tehdit barındırdığından emin değildir.

    korkan bir organizma biyolojik olarak alarma geçer. ortada bir risk vardır ve her türlü kaynak sonuna dek kullanılmalıdır. enerji üretmekten sorumlu hücreler sinirsel ve hormonal olarak uyarılır. acıya tahammül yükselir. vücudun küçük detaylara ayıracak vakti yoktur. hayvanlar içgüdüsel olarak savunma veya kaçış moduna geçerler. muhtemel riskleri görebilmek için gözler daha çok ışık toplayabilmek amacıyla büyür. tüyler dikelir. kabaran tüyler fiziksel olarak irileştirdiği muhtemel avın caydırıcılığını arttırır vs. örnekler zenginleştirilip çoğaltılabilir. okuyucuyu daha fazla sıkmamak için asıl mevzumuz olan insana bir an önce dönmek istiyorum.

    peki insan bilinmeyene karşı duyduğu korkuya nasıl tepki verir. insan da hayvanlar gibi korkar. hatta korku açısından insan daha üretkendir. çünkü analitik sorgulama gücü en zeki hayvanlardan bile çok daha ileridir. insan soru soran bir hayvandır. evrimsel konumuyla refleks davranışlardan epeyce özgürdür. kork ve kaç ile sınırlı değildir tepkileri.

    şimdi 10 milyon yıl önce yaşıyor olan bir insanı hayal edelim. ağaç tepelerinde veya mağaralarda sabahlayan bu adamın gözü ile tabiatı ele alalım. her gün onlarca tabi olayla karşılaşmaktadır. belki ayda bir kabilesinden bir kişi gözleri önünde aslanlara yem olmaktadır. nehir ve göllerdeki timsahlar onun için büyük bir tehlikedir. korku duyup kaçması gereken birçok gizli güç vardır. yağmur sırasındaki bir gökgürültüsü tüm kabileyi korkutmakta çığlıklar atmaktaydılar belki. gece karanlığındaki ayın görüntüsü her gece değişiyordu. gökyüzünde tuhaf şekilli bulutlar hareket ediyordu. kışın kar yağarken gördüğü beyazlık ve soğuk ilişkisi kimbilir onda ne tür korku yaratıyordu. soracak çok şeyi vardı bu insanın. her gün cevabı bilinmeyen yüzlerce soruyla karşılaşıyordu.

    insan için korkuların en büyüğü, süreki varlığını tehdit eden tabiatın yarın için ona için ne tür sürprizler hazırladığıydı.

    ortada cevapsız bir yığın soru olması bilimsel donanımı yetersiz insan için büyük korkudur. soruya cevap verememe, yanlış da olsa bir cevap vermekten elbette daha kötü bir durumdur.

    bu yüzden insanoğlu ilkel dönemlerinde bile tabiatı kendi aklı yettiğince modellemeye çalıştı. tabi mekanizmaları saçma sapan bile olsa kendince yorumladı, çıkarımlarda bulundu. zaman içerisinde artan sorular modelleri şekillendirdi ve zenginleştirdi. bir söz var, anlamı itibari ile türkçeye çevirmeden yazmak gerekiyor.

    "human is a pattern seeking animal"

    insan algıladığı herşeyi modellemeye çalışır. bunun en ilkel örneği çalı arkasında bulunan etobur bir avcıyı çalıdan ayırdetme görsel modelleme yeteneğidir. duyumsal verileri kategorilemekten başlayan modelleme yeteneği soyut kavramsal mefhumları modelleme ve formülize etme noktasına kadar gelmiştir. bu yetenek insanın en güçlü silahıdır.

    insanoğlu bilimde sıfır birikime sahip olduğu zamanlardaki doğaya bakışı ile şimdi arasında kıyas yaparsak; kanatlı bir atın toynaklarını birbirine sürterek şimşek mefhumunu izahı mitle döşeli olmakla beraber ilkel insanın hayal gücüyle sınırlı bir bilimsel yaklaşımdır. bilimseldir çünkü; taşları birbirine çarptığında kıvılcım çıkmaktadır. o kadar büyük bir kıvılcımı ancak uçabilen büyük bir yaratık yapabilir. at belki de kabilenin en saygı duyduğu hayvandı. ama atın uçabilmesi için kanat gerekiyordu vs. sonuçta insan, içinde boşluklar bile olsa neden sonuç ilişkisine dayalı bir çıkarımda bulunuyor.

    zaman geçtikçe yükselen bilimsel donanımın tabi olayları izah edebilme gücüyle beraber, mistik kahramanların hareket alanını daraltmıştır. öyle ki, artık kahramanlar fiziksel evrenden izole olmaya zorlanmışlardır. bilim artık bu fantastik karakterlere hareket alanı tanımıyordu.

    peki bilimsel donanım şu an yeterli midir? ileridir ancak yarın olmadan bu cevabı veremeyiz. uzayı 18 boyutlu parametrelerle izah edilen bir evrede ağaçlara kumaş parçaları bağlayıp dileklerinin yerine gelmesini beklemek, antik dönemlerden kalma bir mit arayışıdır. insan mit sever. mitler dünyasındaki egzotik kahramanları hayal etmekten keyif alır. bunda elbette güce karşı duyulan biat etme, yaranma ve gücün muhtemel cezalandırmalarından muaf olma dürtüsü de vardır. avcı etoburları memnun ederek yaranma geleneğinin günümüz muadili kurban'dır, sebebi yine korkudur.

    eskiden güç ile tanımlanan, ya kabilede adam bırakmayan nehirdeki timsah sürüsüydü, ya da avcı aslanlardı. şimdi karşılıkları ise doğum ve ölüm arasına sıkışmış organizmanın yok olma korkusundan biçare kaçış mekanizmasıdır. ölmek, yok olmak onun kolay kabül edebileceği bir gerçek değildir. renkli sahnelerle döşeli ikincil hayat düşleri bu kaçışın modern versiyonudur. arkaik muadilleri de vardır. binlerce yıl önce bile, bilimsel donanımı neredeyse sıfıra yakın olan insan ölüm denen korkutucu mefhuma karşı sonsuz hayat beklentisiyle ölülerini kıymetli eşyaları ile gömmekteydi.
    (void, 14.01.2008 02:24 ~ 15.01.2008 16:56)
  2. massachusetts institute of technology profesörlerinin araştırdığı bir konu. doktora tezi de olabilir. emin değilim.
    (alkolik2000, 14.01.2008 02:28)
  3. mitoloji ve dinlerin yaratılma ve varlığını koruma sebeplerinden biri insanların travmalarına "asırlarca beklemeye gerek kalmadan" pansuman olmasıdır. yaşadığımız her sıkıntıda evrilmeyi bekleseydik hayat gerçekten çok çileli olurdu.

    bilinmeyen ve baş edilemeyenlere duyulan korku, bu travmalar içinde en çok örneğe sahip alt başlık olabilir.

    ilkel insan, korkularıyla başa çıkabilmek için geleneklere sığınır, korkulan/baş edilmesi gereken olayı önceden tanrılara veya kahramanlara yaşatır, simülasyonunu yapar. sonra kendisi onu aynen tekrarlar, bu şekilde hikayede hiçbir bilinmeyen kalmaz; tanrının/kahramanın olayı yaşarken geçirdiği evreler ve sonuç, dolayısıyla aynı hareketleri yaparsa insanın yaşayacağı her şey bilinmektedir. mitolojik veya dini öğretilere bu denli bağlı kalma eğilimini besleyen büyük oranda bu korkudur. hikaye (mit), arketipin gerçek denemelerinden alınan sonuçlara göre sürekli güncellenir, bu şekilde de "eskinin bilgeliği" kümülatif bir şekilde günümüze aktarılır. böylece çocuklarımıza öğretimizi tekrarlamalarını öğütlerken amaç memlerimizi aktarmak, yaşatmak gibi görünse de aslında yaptığımız memlerden doğru genlerimizin geleceğine yardım etmektir, nasıl hayatta kalacaklarını (o zamanki fizik bilgimizin sınırlarına göre) yarattığımız bir arayüz aracılığıyla onlara aktarmaktır (bkz: araba psikolojisi). dış doğayla ilgili şeyler (avlanma, ev/barınak yapma, kıyafetler, doğa olaylarını önceden tahmin etme veya tanıma, tarım), veya insan doğasıyla ilgili şeyler (ergenlikten çıkış, evlilik, cinsel birleşme) gibi konular için bu kullanılabilir.

    fakat bazı şeylerin deneyimlenmesi ve sonuçlarla bir geribildirim yapılması imkansız olabilir. bu durumda ise çok zekice bir önerisi olur insanın: çemberler. yapılan gözlemler sonucunda görülüyor ki bütün karşıtlıklar birbirini takip ediyor, hiçbir şey son bulmuyor. demek ki her şey periyodik olarak tekrar etmekte. ölüm, ölümden sonrası, hayatın başlangıcı ve sonu gibi daha soyut şeylerde işte bu açıklama işe yarıyor.

    bir örnek vermek gerekecekse "ölüm" yerinde olacaktır:

    ölüm korkusu, pek çok şeyin temeli olmuş güçlü bir korkudur. "ölümden sonra ne olacağı" gibi bir bilinmez, az önce bahsettiğim gibi deneyimlerle açıklanabilecek bir şey olmadığından cevabı yaşam çemberleriyle verilir: ekinler tarlalarda ölür, yerlerine yenileri çıkar*, ulu kral her kış ölür, her bahar yeniden doğar. hiçbir şey sonsuza dek yok olmadığına göre, insan da tekrar doğacaktır. bu cevap, o kadar eski bir zamanda bulunmuştur ki daha ilkel olamazdı. ilkellerin ölülerini cenin pozisyonunda yatırdıkları** bilinmektedir.

    fakat detaylar zamanla değişir, başlarda hikaye somut detaylara girmeyip sadece çok duygusal ve naif bir yeniden doğuştan bahsederken zamanla gelişir, önce (kuzey amerika yaratılış mitlerindeki gibi) "galiba bitkiler gibi topraktan büyüyoruz" denir, sonra insanlar doğadaki çok unsurlu dönüşümün farkına varırlar. o zaman insanın içine girdiği toprağa karışacağı, oradan bitkilere nüfuz edeceği ve bu şekilde ineklerde kendilerini göstereceği gibi inanışlar (hinduizm) ortaya çıkar. soyut diyarlarda (elysium, cennet, valhalla) yeniden doğma fikri ise sanıyorum hayat zorlaşmaya başladıkça başladı, artık yeniden doğacağımızı biliyorduk fakat "daha iyi bir yerde yeniden doğma" fikri sıkıntımıza daha iyi karşılık veriyordu.***

    "daha iyi bir yerde, bir koşulla yeniden doğma", artık öldükten sonra yeniden doğamama korkusunun kullanılmaya başlanmasıdır. vikingler savaşçıdır, sürekli bir yerleri istila ettikleri için de sürekli savaşçı kalmaları gerekmektedir çünkü "bugün yeni bir yer alalım" demeseler bile saldıranları çok olacaktır. bu nedenle sürekli, çok sayıda ve güçlü savaşçı olması önemlidir. valhalla'ya sadece savaşta ölmüş savaşçıların gidebileceği söylendiği zaman, sürekli savaşçı bulmak, üstelik bu savaşçıların bütün verimleriyle (ölümüne) savaşması garanti edilir. sonraları, kitle dini olarak hiyerarşide güçlü yerler edinmeyi hedefleyen semavi dinler de bunu kullanmış, "iyi bir yerde yeniden doğmanın" şartı olarak "kendilerine inanmayı" göstermişlerdir.

    ayrıca, sonsuz yaşama sahip olup ölüm gibi bir beladan uzak durma isteğini bence doğrudan tanrıların sahip olduğu ölümsüzlük veren unsurlarda görebiliriz.**** isa'nın babasının yaşam ağacı var, kuzeylilerin altın elmaları. styx ile ilgili bütün hikayelerin ölümle sonuçlanması, hatta styx'in yeraltı krallığına akıyor olması ise insanların bu konudaki umutsuzluğun kanıtıdır bir nebze. evet, hiçbir zaman ölümden kurtulamayacağız.



    *ilkel dünyada tohumlar toprağa adak olarak atılır, ilk ürünler toplanmaz. çünkü "hiçbir şey yoktan var olamaz". verilen kurbanlar daha sonra "çoğalarak" nimet olarak dönecektir. kurban vermenin bir mantığı da budur, ymir'in ölmesi gerekir ki dağlar, denizler yaratılsın. pan-ku ölsün ve gözleri güneş ve ay, vücudu deniz, orman, yeryüzü ve nefesi rüzgarlar olsun. puruşa öldüğünde, insanları bile (kast sistemine uygun olarak) kendi bedeninden oluşturur. kurban neden çoğalarak geri döner? çünkü toplanmayan ilk ürünler toprakta çürür, toprağı besler, bir sonraki hasatları daha verimli kılar.

    **toprak, tarım döneminde dişi olduğunu resmen ilan etmiştir. yeniden doğacaksak, bu kurallarına uygun olmalıdır. toprağa dönme, annenin rahmine dönme, öldükten sonra cennete giderek (aslında geri dönerek, çünkü orada yaratıldık) tanrı'ya kavuşma çok romantik motifler olmakla beraber tamamen aynı isteğin tezahürleridir. hepimiz yaşamakta olduğumuz ikilik dünyasından, bilincimizin kapalı olduğu, konuşmadığımız ve "01" diyemediğimiz o zamana geri dönmek istiyoruz. bireysel olarak veya toplumsal olarak. kutsal gök ağaçları, göbek bağımız kesildiği zaman, veya "iyi ile kötüyü bildiğimiz" zaman yıkılıyor.

    ***doğa düzenini gelenekler aracılığıyla daha iyi anlar hale gelmiştik ve yaşam koşullarımız iyileşmişti. fakat çare bulduğumuz her hastalığa, derde karşı daha kötüsüyle karşılaşıyorduk ve bunlar yığılarak büyüyordu. hayat, iyileştirmeye çalıştıkça daha kötü hale geldi. seçilim çıtasını yükselttik, elenmemek için ise çok sıkıntı çekmek gerekti.

    ****alevilerin güzel bir yaklaşımı vardır, derler ki "tanrı kendini sevmek ve bilmek istedi, böylece insanı yarattı. bu sayede kendine yabancılaşarak kendini insanda görecek, tanıyacaktı."

    aynı yaklaşımı be'de de görebiliriz:
    trying to understand the system of life
    trying to understand myself
    i created the world to be an image of myself, of my mind
    all of these thoughts, all of these doubts and hopes
    inside
    i took out to form a new breed
    a new way to be
    and now i am many, so many

    ve kuran'da, incil'de ve tevrat'ta da der: "biz adem'i kendi suretimizde yarattık, içine kendi nefesimizden (ruhumuzdan) üfledik."

    burada ufak bir manevra yapmak bence her şeyi yerli yerine oturtur: insanlar, olmak istedikleri, oldukları, olmaktan korktukları her şeyi tanrılarda yaratmışlardır. bu sayede yabancılaşma ve kendini tanıma başlar, hatırlatırım ki konuşmaya/düşünmeye başladığımız zamanın mitsel karşılığını da tanrı'dan ayrılma olarak göstermiştik.



    konunun meraklıları için,
    mitlerin kısa tarihi (karen armstrong)
    ebedi dönüş mitosu (mircea eliade)
    yaratıcı mitoloji (joseph campbell)
    dinin kökenleri (sigmund freud)
    ercan saatçi (ördeklerindomatestabanfiyatlarınaetkisi)
    (guenever, 15.01.2008 16:24 ~ 14.08.2008 02:09)
  4. "koyunları sürüde tutan çoban değil, onun köpeğidir" sözünü hatırlatan ilişki.
    (huma, 15.01.2008 16:38)
  5. (bkz: fetiş)
    (thedewil, 10.06.2008 15:05)
  6. gizlilik her zaman insanları korkutur tezinin kanıtıdır.
    (orc, 10.06.2008 15:26)
  7. akla şu fıkraları getirir.
    (bkz: yaran fıkralar/%istihbarat)
    (misuf, 30.07.2008 10:27)

künye  ·  iletişim / şikayet / reklam  ·  sıkça sorulan sorular  ·  itü sözlük görseller  ·  itü sözlük extra  ·  itü sözlük mobil