son dönemde ülkemizde de iyice kendini hissettiren dinamik. her sabah korkarak uyanmamızı hedefleyen kültür bütünü. "acaba ülkemizi kim bölüp parçalayacak, bu bölme işlemini yapmak isteyen yavşaklar hemen yanıbaşımızdalar mı yoksa dışardan mı hevesleniyorlar buna?" ve türevi sorularla iyice birbirimizden tırsmamızı, iyice komplosever olmamızı sağlayan yegane dürtü.
bütün bunlara mahal vermemek için siktiredelim eğitimi, siktiredelim birbirimizi anlamaya çalışmayı, en iyisi silahlanalım, savaş uçağı alalım, tank alalım, top alalım, tüfek alalım. yönetim boyutunda bunları yaparken de bireysel olarak boş durmayalım; kurtlar vadisi izleyelim, bıçak taşıyalım, silah taşıyalım, hatta gidip ormanlık alanlarda talim yapalım, birbirimizi öldürelim. yapalım anasını satayım. devam edelim.
amerikan siteminin bizden iyi olduğunu, bireye saygı duyulduğunu, bireyin kendine özgüven duyduğunu anlatan bu kitap sayesinde zaten stres altında olduğumuz bu ülkede daha da dibe vurmama vesile olmuştur.
doğan cüceloğlu, timur ve arif'e teşekkürler.
okurken geziye gittiğim için ayrılmak zorunda kaldığım,döndüğümde yanımda götürdüğüm kitabı bitirmeye çabalarken kendimi bulduğum bu yüzden onu yarım bırakmış hissini yaşatmaya bugün farkettiğim için başlamıştır.
en büyük çocuk yetiştirme yöntemi hatasıdır. eğer biraz zeki ve kuvvetli karaktere sahip bir çocuğa sahip iseniz daha da tehlikelidir. en fazla 13-14 yaşında patlar. çocuk onu korkuttuğunuz her şeyi hafife almaya başlar. ki bunlar gerçekten korkulması gereken şeyler olsa bile. ne kadar kutsal olursa olsun onlara saygı duymaz. hatta çoğu zaman bu saygısızlık, travmatik bir cesarete döner. işler normale ancak yirmili yaşlarda döner.
bu yüzden ki, çocuğunuzu korkuttuğunuz şeyler, torununuz tarafından alaya alınan şeyler olacaktır.
çok sert adımlarla hızla içine doğru sürükleniyoruz. şiddeti hepten arttı, çünkü artık teknoloji de istenilen kıvama gelmiş durumda. yeryüzü küresel, sıkıcı ve bayık bir köy halini aldıkça devletlerin de büyük kitlelere ulaşması çok kolaylaştı öncelikle. iftira atmak, karalamak ve aslında hiç olmamış olan sanal düşmanlar yaratmak bütün zamanlarda olduğundan daha basit. uluslar güvende olabilmek amacıyla hergün daha çok koşar adım özgürlüklerinin kısıtlanmasını anlayış ve sevgiyle karşılıyor. size de bu işin içinde bir pislik varmış gibi gelmiyor mu? kısıtlanmış bir özgürlük nasıl mutluluğu getirebilir ki? daha da önemlisi met-üst'ün de dediği gibi, "bir şey bir kere sınırlandırıldıktan sonra asla yeniden tam anlamıyla özgür kalamaz!"
zıt kutupların birbirine girmesi için medya elinden gelen hiçbir şeyi ardına koymuyor. bir sabah uyandığımızda öğreniyoruz ki, yıllardan beri mutlulukla yaşadığımız mahallemizde solcular sağcılara baskı uyguluyormuş(!) bir gün bir sabah uyanıyoruz ki, kendi oylarımızla seçtiğimiz götten bacaklı adamları sorgulamak büyük bir terbiyesizlik kabul ediliyormuş. bir gün bir uyanıyoruz ki, başta kendimiz dahil her şeyden korkar olmuşuz.. annem küçüklüğümden beri ne zaman kızılayda bir miting olsa, "aman evladım, bugün miting var sakın dışarı çıkma!" der dururdu korkuyla.. hakkını aramayı istemekten korkutmuşlar insanları, daha ben doğmadan; itiraz etmekten korkmayı öğrenmiş canım annem.
bir saat için bilgisayarınızı kapatın ve düşünün şunu: "ben neyden korkuyorum?!" bu soruyu sıklıkla sorun kendinize. korkularınızı sıralayın zihninizde.. çoğu size yıldırıcı ve aşılamaz gelecek.. o noktada ise, bu kez bir farklılık yapın ve şunu düşünün bir de, "size kim bu korkuların ve sorunların başa çıkılmaz olduğunu böylesine aşılamaz bir şekilde kafanıza soktu?" manyak gibi korkuyoruz her şeyden. kendimizi güçsüz ve değersiz olduğumuza öyle çok inandırdılar ki, kendimize bile hayrımız yokmuş gibi geliyor çoğu zaman ama öyle değil! olmamalı! korku kültürünü üzerimize aşılamalarını geri teptirmek istiyorsak; gazetelerde, internette, tvlerde "işte bunlar gerçek!" denilerek çok kesin ifadelerle gözümüze sokulan şeyleri yeniden sorgulamaya başlamamız ve "hayır!" demesini yeniden öğrenmemiz gerek.
kendi adıma hiçbir devletten veya hiçbir baskın yönetimden korkmuyorum; ben, korkmuş insanlardan korkuyorum. ümitsizliğe kapıldıkça birbirine sokulup ve böylece birbirine benzemiş, birbirinin kopyası insanlardan korkuyorum. günümüzde bilgiye ulaşmak çok kolay, ama şunu unutmamalı ki, ulaştığımız bilgi şu anda olabilecek en ucuz bilgi havuzu.. bu yüzden farklı bir şey düşünebilmek ve birtakım kişiler tarafından bazı şeylere yönlendirilmekten uzak kalabilmek istiyorsak, çeşitliliği korumamız ve çeşitlilikten beslenmemiz gerek.
3. sayfa haberlerinin söylediğinin aksine, kapı komşunuz bir gece vakti evdeki herkesi doğradıktan sonra kafasını pompalı tüfekle havaya uçuracak birisi değil!
gittikçe yayılan din pazarlamacısı kişilerin söylediğinin aksine sarhoşlar gizli bir tarikat içinde çoğalıp camilerinizi, kitaplarınızı yakacak değil ve din gerçek konusu olan maneviyata yeniden kavuşabilirse siz melankolik sarhoşlar anlayacaksınız ki; ne din, ne de dini bütün kişiler aslında hayatı zehir etmeyi amaçlayan bir şey değil.
"bunu istemiyorum!" demek sizi sonsuza dek sürecek bir işgenceyle cezalandıramayacak, en yakın arkadaşınızla belki de birmilyonuncu defa bir sohbetin içine gömülmüşken lafınıza, "canım arkadaşım" diye başlamak sizi tahmin ettiğiniz gibi utandırmayacak aslında ve mühim bir şeyi yapmamayı seçmenin sonucunda gelecek olan ceza yine tahmin ettiğiniz gibi pişmanlıktan ziyade tatmin duygusunu yaşatabilir..
ama korkuyoruz işte. bütün bunları ve daha nice basit adımıgerçekleştirmekten korkuyoruz. hiç, "neden?" diye sormadan geberircesiye korkup duruyoruz korkudan.
batı doğudan doğu batıdan korkuyor manyak gibi.
batı özgürlüğün sınırları olması gerektiğini tartışıyor durduk yere, doğunun halklarıysa sınırsız bir özgürlük peşinde.
yozlamış bir kadın erkek ilişkisine sövüp "parçalanıyoruz" diyor batı.. doğudaki ise asla tam olarak hürce yaşayamadığı ilişkilerinden dolayı, "batı ne güzel" diyor..
sanki daha dün geçen yüzyılda bütün evlerde kendi dedeleri ve nineleri ot içmiyormuş gibi çocuklarının illegal şeyler kullandığını öğrenen aileler haddinden fazla bir yönlendirmeyle cinayetler çıkarıyorken, avrupanın da her ot içmeye yasaklanan şehrine karşın bir diğer şehirde her şey legal hale geliyor..
diyeceğim şu ki: birileri fena halde karışıklığın sürmesi için kıçını yırtıp duruyor. dünyanın kesin doğrular ve kesin yanlışlar içinde korkunç bir bataklığa çekilmesi için çaba harcıyor perdenin arkasındaki adam.
işin daha da acı kısmı korku kültürünün nasıl da yayılmakta olduğunu bizlere anlatmak için hazırlanmış kitaplar ve filmler karşımıza çıktıkça, çok ilginç bir şekilde bunlar bilinçlenme yaratmak yerine, ümitsizlik ve yersiz paranoyalar oluşturuyor.
ve sen okuyucu; korkunun duygular arasındaki en insan elinden çıkma icat olduğunu bilmiyorum umarım fark etmişsindir.
bizde "öcü geliyor" vardır mesela, "polis geliyor" vardır. uyumayan, altına kaçıran çocukluğumuzda atılır temelleri.