dın dın dın dın dın temalı gerilimli müzik eşliğinde karanlığa yaklaşan kurbanımızın ayaklarının altından hızla bir kedi geçer. kurban "vay monagodumun kedisi, ne biçim korkuttu" dercesine karanlığa arkasını dönüp kediye bakarken karanlıktan çıkan katil/yaratık kurbanımızı öldürür/yer/siker.
senaristlerinin en çok zorlandıkları kısım önce zenci (zenci misin derdin var) olanı mı öldürtsemm yoksa şişman ve gözlüklü olanı mı sorusudur, akabinde olaylar kendiliğnden gelişir.
kurbanlardan biri çoğunlukla , perdenin arkasında duş alan seksi bir kadındır.
yani "duşsuz korku filmi mi olur canıım..."
diyorlar herhalde.
küçük çocuk bile olsa konumuz, anası duşta görünür muhakkak, olmadı ablası.kurban olmasalar bile...
o duş var ya çok önemli çok.
genelde ses efektleri ile insanı zıplatan klişelerdir. kahraman huzursudur, mutlaka ortaya birşeyler çıkacaktır. o sırada ampul hafifçe titreşir, ya da garip bir ses çıkarıtır, veya tamamen söner. genelde uyudu, öldü veya bayıldı zannedilen biri gözlerini dan diye bir sesle kocaman kocaman açar.
zincirleri yağlanmamış, her ileri geri gelişte garç gurç eden nalet bir salıncakta 1 m/s hızla sallanan, yaşları 6-11 arasında değişen ve tercihen kız olan veletler.
filmin başrol oyuncusu tıkırtıların geldiği ya da başka sebeplerden dolayı kuşkulandığı odanın kapısına doğru ilerler. o giderken arkadan verilen müziğin şiddeti gittikçe artar. izleyenlerde gerilim tırmanmış vaziyettedir. karakter kapıya yaklaşır, artık müzikten dolayı çevrenizdeki insanlar bağırsa duyamayacak seviyeye gelirsiniz. karakter kapıyı açtığı anda o müziğin sesi aniden kesilir. ve odada hiç bir şey yoktur. seyirciyi korkutmak için bolca kullanılan feyk sahnelerden biridir.
korku filmi kahramanlarının bir şekilde kaçtıklarında, en fazla dikkat çekeceklerini bildikleri halde, illa ki arabaya binmeleri. bu noktada, arabaya bindikten sonra iki temel ihtimal vardır:
a) araba zor çalışır; ama tam kötü adam kahramanımızın yanına yettiğinde öksüren dedeler gibi bir ses çıkarıp çılgın atmaya başlar, kahramanımızı kaçırır. olayın özü şudur: asla normal bir şekilde çalışmaz. bu noktadan sonra yine üç ihtimal vardır:
a1) kahramanımız mutlu mesut kaçarken, arka koltukta gizlenmiş olan başka bir kötü(kötü adamın kardeşi, kayınçosu veya köpeği filan) ortaya çıkar.
a2) kahramanımız ancak bir gerizekalının yapabileceği türden bir kaza yapar, ekseriyetle takla atar.
a3) kahramanımız bir polis bulur, devam filmlerine göz kırpılır.
b) araba biraz daha normal çalışır. kamera, arabanın kaputu üzerindeyken veyahut kahramanımız dikiz aynasından arkaya bakarken kötü adam arka koltuktan sıçrar.
-filmin başında, olaya girdik havası verip gözlerin açılmasıyla biten rüyalar,
-haksız yere öldürülen zavallının intikam için önüne geleni biçmesi, ta ki katili bulana dek,
-ateistlerin kurtulursa inanmalı mıyım bakışı atması, ya da tanrıya meydan okurken ölmesi,
-teknoloji kullanalan intikamcı ruhlar: tv, telefon, internet, motorlu taşıt, vhs kaset, falash bellek...
-yarasalar, ta ta ta ta uçarak diye heryerden çıkabilirler.
-olayı hakkında konuşacak bi dünya lafı olan şeytan incilidir, vodoo kitabıdır, kurbanların yerel polisteki otopsi kayıtlarıdır bilimum kaynağı bulunan, ürkünç ama sevecen amcalar teyzeler. bunların olayın içinde olup da nası yaşadığı ya da niye bu kadar bilgili oldukları asla bilinmez.
kaçan insanı kovalayan katil hep sakin ve yavaş yavaş yürür. kaçan arkadaş olabildiğince hızla koşarak katilden kaçmaya çalışır ama ne hikmetse katil amca bu arkadaşı hep yakalayıp öldürür.
küvette biraz suyla akan kan unutlulmaması gereken bir klişedir,o kan kesin gösterilir,belkide evin annesi akşam yemeği için pazardan aldığı canlı horozu/hindiyi küvette kesmiş,temizleyip akşam yemeğine hazırlıyordur ama akan kan ne olursa olsun gösterilmelidir.
bir grup maceracı genç, köhne bir ev
tebiyesiz ukala tiplerin ilk ölen olması.
başroldeki güzel hatun ve/veya yakışıklı erkeğin her zaman cok meraklı olması
ani ses efektleri
- merdivenlerden top yuvarlanması
- elektriklerin kesilmesi
- fırtınalı yağmurlu bir gece
- "hey kim var orda"
- şarkı söyleyen ve genellikle sarışın olan kız çocukları
muhakkak gruplara ayrılırlar. arkadaşım şimdiye kadar gruplara ayrılanlar ne yaptı ki sen ayrılıp ne yapacan. biri de çıkıp demez mi birlikten kuvvet doğar ayrılmayalım hep beraber o canavarın amuğa koyalım diye.
bir grup azgın kolej çocuğunun,gizemli-bunak ihtiyarın ''oraya bindokuzyüzotuzüçten beri kimse gitmedi,lanetli burası,gidin burdaaahhn,gidiiihhhn'' ikazlarını iplemeyip,ormanın orta yerindeki ıssız göl kenarına gelmeleri ve akabinde yaşanan ''imdaaat, ebemi sktiler'' türünden yakarışlarını barındıran olaylar silsilesi.
hayır annayamıyorum bu seri katil denen piçi. kamp alanında ekipten ayrılan sarışın-koca-memeli-aptal çıtır ile sevgilisi boş bir kulübe cinsinden bir yerde ateşler içinde skişiyor ve sen bööö diye baltayı iş üstündeki elemanımızın kafasına geçiriyorsun. kanlar tazyikli fışkırıyor kafadan,gözden. elemanımız boku yemiş. sen ön sevişme hazzını bir nevi yaşamışsın ilk kurbanın ağzına sıçarak. lakin sarışın boşta,zaten tam kıvamında,dalsana lan piç evladı... asıl fantezi budur. ama yok,illa heder edecek malzemeyi.sarışın kızımız daha ''aaaa noluyo lan, demin içimde bi s.k yok muydu,bu balta da ne ola ki?''demeye kalmadan, saçlarından kavranmış,boğazı kör bıçakla kesiliyordur bile...
ama herşeye rağmen katil arkadaşa da hak veriyoruz. neticede o da geçmişinde sevgi dolu bir insandır. bindokuzyüzotuzüçten beri bu ibnelikleri yapmasına tek sebep ise,canından çok sevdiği biricik evladı caşua'nın göl kenarında ayağı kaymak suretiyle göle düşmesi ve yüzme bilmediği için de hakkın rahmetine kavuşmasıdır.
peki tek yaptıkları,kamp alanı olan bu göl kenarına gelip cilveleşmek olan mağdur gençlerimizin günahı nedir ? işte filmin sonuna kadar bunu öğrenemiyoruz ve ''lan olm sen ne maraza bişi çıktın,bırak gençler eğlensinler,sen işine gücüne baksana'' türünden iç seslerle filmin finaline varıyoruz. zaten en başından,çetin ceviz çıkacağı besbelli olan ve mekandan sağ çıkacak tek kişi olacak genç kızımız göl kenarında katil amcamızla ölümüne vuruşurken,arada geçen-sohbet kıvamında olmasa da-diyalogtan anlıyoruz ki,amcamızın biricik evladı caşua gölde can cekişirken,imdat çağrılarına kulak tıkayan başka kolej gençlerimiz bir nevi azrail damgası yemişlerdir. ''siz orda skinizin keyfine bakıp sevişirken,benim gül gibi oğlan sizin yüzünüzden mefta oldu'' triplerine girip,o günden beri and içmiştir gelen geçenin azraili olmaya. evet bunu anlıyoruz en sonunda,hak da veriyoruz ama be piçin evladı... senin gül gibi oğlan, ski tutarken sen nerdeydin o esnada,sormazlar mı lan adama?
en nihayetinde kahraman kızımız,katil amcayı al aşağı etmiş,yorgun bir gecenin sabahında,sakin-sessiz gölün orta yerinde sandalın içinde öylece yas tutan bi kıvamda durmakteyken,aniden suyun dibinden yosun tutmuş bir çocuk çıkar ve kızımızı gölün derinliklerine çeker. (bu piç velet beni öyle sıçratmıştır ki yerimden,açık duran pencere kenarına kafayı bi güzel vurmama ve balta izi kadar olmasa da 2 dikiş atılmasına sebebiyet vermiştir,davacıyım kendisinden)
böylece serisi çekilebilecek bir film olma niteliği de kazandırılarak öylece kalır gölün dibinde hanım kızımız ve kara zemin üstünde beyaz yazılar yukarı doğru akmaya başlar...