ilk tanıştığımızda gecemi resmen şenlendirmişti. hayır, bakın yine fesatlık yapıyorsunuz! geyik muhabbetinin dibine vurarak şenlendirmişti ki, zaten adı bende "geyik seko" olarak kaldı. ahanda yapıştırıverdim! işbu entry boyunca artık "kopush" "geyik seko" olarak anılacaktır.
geveze! hem de çok! sabahlara kadar "vik vik vik vik vik" kafamı şişirdi vallahi! ama varsın olsun, o şişirsin kafamı, dümdüz ütülesin beynimi. zaten şunun şurasında sabahtan akşama kadar "altılı ganyan kahramanı" misali ajansta iş koşturuyorum, geceleri de beynimin son zerrecikleri feda olsun geyik seko'ya!
insancıl! pek
anlayışlı ve de
sabırlı. hı hı, evet, sabırlı; bir
aslan erkeği ve sabır kavramları bir araya gelmez aslında da... ama az kahrımı çekmedi. x'e kızarım bu çocukcağıza çemkiririm, z'ye sinirlenirim yine bu çocukcağızımızdan çıkarırım hıncımı... benim bu nazımı anam bile çekmezken helal diyoruz geyik seko'muza ve kendisini "and the best listener award of the year 2009 goes tooooooo" şeklinde bir anons ile madalyalıyoruz orasından burasından.
müneccim.com yalan söylüyor efenim! burdan duyuruyorum yetkililere! dişi aslan ve erkek aslan asla arkadaş olamazmışmış, taht kavgası çıkarmış, liderlik konusunda birbirlerini yerlermiş de, birbirlerinin ışıklarını söndürmeye çalışırmışlarda... yalan! külliyen yalan! ahanda bakın, iki aslan gayette cici bici anlaşabiliyoruz, hatta cankan arkadaş bilem olduk! güçlerimizi, ışığımızı birleştirdik elalemin gözünü kamaştırıyoruz! ha tamam arada hormonlarımız kabarıp birbirimize pençe salladığımız olmuyor mu? oluyor! gerçi ben manikürüm bozulmasın diye daha hafif sallıyorum da pençemi de... neyse girmeyelim bu konulara
*
duygusal. ben böyle birşeye üzülürüm, bunun da tadı tuzu kaçıverir hemen. hani ruha dokunmak diye bir tabir vardır ya, hah bu şahsiyet işte onu en güzel şekilde gerçekleştirebiliyor, hisleriniz her ne ise ona dokunabiliyor, sizinle beraber onu yaşayabiliyor. bazen pek cazgır ama çoğunlukla çocuksu bir masumiyet. herkes hissedemez, ama hissettiriyor bana. onun da içinde birşeyler sıkışıp kalmış, kıyılarda köşelerde çıkarılmayı bekliyor. ama huyumuz bu işte, çaktırmıyoruz. "bırakın dokunmayın, oracıkta kalsın!" modundayız.
bir de acayip
inatçı bu geyik seko! bir şey diyorsa illa o olacak. kabul ettirene kadar alttan girer üstten çıkar, yandan -teğet geçer-, kafanıza biner, üstünüze çıkar "vurucam kırbacı" yapar... her yolu dener yani. ama sonunda öğrettim beyimize, karşısında en az onun kadar inatçı bir yaratık olduğunu (evet o yaratık ben oluyorum)... dikleşemiyor artık benimle eskisi gibi, iki hırlıyorum kükrüyorum -süt dökmüş kedicik- oluveriyor
*
deve insan! yok yok deve falan hak getire... daha büyücek bir sıfat bulmam lazım! 1.92 boy ne demek arkadaşım! ben 1.83'üm diye kendime "behe bühü" yapardım, adam bildiğin deve çıktı! arabistan çöllerine gidecek olursam "yanıma alcaklarım" listesinin en en en başında olacak kendileri!
(tam bu sırada fonda
hypnogaja -
quiet çalmaya başlar ve finale yaklaşıldığı anlaşılır.)
tanınası insan. bazen sağ omuzunuzda çırpınarak kulağınıza "yapma, deymez" diye fısıldayan bir melek, bazen de sol omuzunuza bağdaş kurmuş "nioahahaha beter et onu!" diyen muzip bir şeytan. ama nihayetinde
zıt kutupları tek bünyede barındırmayı başarmış bir pırlanta.
ha bi de
cuppycake. oldu mu? oldu.
bu mudur? budur.