taksim bakırköy gibi kalabalık yerlerde öğrenciler tarafından satılan haftalık dergi.
zaman üniversite zamanı, taksimden mecidiyeköye gitmem lazım ve cebimde sadece otobüs param var. taksim mc donaldsın önünde kızlı erkekli bir grup ellerinde dergi, canhıraş bir şekilde insanların önüne çıkıyorlar ve satmaktan öte insanların ilgilenmesini istiyorlar.
gerçekten heyecanlılar.
farkettim ki onları seyretmeye başlamışım. dedim ki içimden "gidip ben de bi tane alayım, ama alırsam mecidiyeköye kadar yürümem gerekecek," demirel geldi aklıma "yollar yürümekle aşınmaz" deyip yanaştım birinin yanına.
peşlerinden koşup nazlarını çektikleri insanların yerine kendi ayağı ile dergi almak isteyen biri gelince, iki üç kişi oluverdiler hemen ve çok takdir ettiğim bir şekilde "dergimizi ilk defa mı alıyorsunuz? toplumsal problemlerle ilgili misiniz" gibi beni tartmaya yönelik sorular geldi hemen akabinde. dedim ki "düşünce yapımın sizin düşünce yapınızla hiç bir ilgisi yok, sadece mücadeleniz, gayretiniz hoşuma gittiği için almak istedim".
politik görüşümü öğrenmek istediler, "siyasete inanmadığımı" söyleyip, "kolay gelsin" dileyerek yürüdüm mecidiyeköy'e.
nasıl diyor siz sözlükçüler
bu da böyle bir anımişte.
bu vesile ile,
düşüncesi için mücadele eden herkese sonsuz bir saygım ve gıptam var. bunların içinde komünistler, dindarlar, misyonerler ve akla gelebilecek tüm ideoloji sahipleri var. bazılarının yaymaya çalıştığı fikirler benim için hiç bir anlam ifade etmese de, değil mi ki gayrettedir insanlar, o yeter.
çünkü insan olmanın şiarı kendi için istediği güzeli, başkası için istemesindedir.
eğer kızıl şafakların doğduğu gün herkesin mutlu olacağına inanan bir devrimci, fikrini bana sana anlatmak derdinde değilse insanlıktan nasibi o ölçüdedir, yine aynı şekilde dindar insanlar kendileri dinlerinin gereklerini yapıp sonsuz hayatlarını kurtarma telaşındayken sağlarına sollarına bakmadan kendilerinden başka kimseyi düşünmeden yaşıyorlarsa din kemalden çok uzak demektir.
ve daha nice örnek mümkündür.