olayların, kişilerin, durumların kokularla ilişkilendirilerek yer etmesi aklımızda. en sallamadığımız herhangi bir geçmiş zaman diliminden tutun da en, koca anlamları yüklediğimiz zamanlara kadar genişleyen bir hayatın tortusu.
misafirliğe gidilen evdeki kolonya kokusunun yıllar sonra gelip vurmasıdır insanı kimi zaman, sevgilinin giderken ille de kokusunu bir süre daha yanınızda bırakmasıdır, okuldayken evi düşününce duyulan tuhaf kokudur, evdeyken okulu düşününce akla gelen tozlu anfi kokusudur, kimi evlerde pazar gününün çamaşır kokusu, ütü kokusudur (bazen itü kokusudur), çoğunlukla otogar kokusudur, iş yeri kokusudur.
patrick suskind'in koku adlı romanında işlenmiştir bu konu. tüyler ürperten romanda gernoille denen keskin burunlu psikopatımızın olağanüstü bir koku hafızası vardır ki hayran olursunuz, sempati beslersiniz..o kitabın kokusu aklımdan çıkmıyor..
böyle bir şeyin hala nasıl olabildiğine şaşırdığım hafıza türü.daha dün aniden burnumun ucunda hissettiğim koku aldı götürdü bir yerlere.ama koku herhangi bir yerden gelmedi,beynimin içinden burnuma doldu sanki.bazen de düşündüğüm şeylerin kokusunu duymak çok ilginç oluyor.beynin oynadığı oyunlar,insana garip şeyler yaşatabiliyor zaman zaman.beyin oyunları demişken, hiç tanımadığın birini rüyanda görüp aşık olmakta böyle bir durummuş gibi.konuya geri döneyim,beyinde kokuların saklandığı bir bölüm olduğu kesin de,nerde nasıl bilemedim.
kokunun alındığı bölgenin görüntüsü beynimizde kayıtlı olduğu için, o kokuyu nerde duyarsanız duyun o an için kendinizi kokuyu aldığınız yerde hissedersiniz. bazen sevindirir bazen üzer.
görsel hafızaymış, ses hafızasıymış, hedeymiş hödöymüş. bunlara nazaran en çok akılda kalan budur. bilimsel şeyediyoruz burda... kokudan iyi veya kötü etkilenilmişse ciddi kalıcı yer ediniyormuş hafızada...
mesela erkeklerin bir ömür boyunca bitmek bilmeyen askerlik anılarının temelinde koğuş kokusu gelir. öyle iğrenç, öyle güçlü bir kokudur ki, askerlik mevzunu hiç unutturmaz. yazarken bile canlandı şerefsizim. böğğğ.
en alası köpeklerde bulunur koku hafızasının. öyle ki, yağmur yağdığında misal, tüm kokular kaybolduğu için hafızaları da silinir köpeklerin. yağmurlu havalarda daha süklüm püklüm, daha yurtsuz, daha göçebe görünürler bu nedenle.
öyle bir hafızadır ki zamanında amerikalı gazete patronlarını ve reklamcılarını da cezbetmiştir.
anlatayım; koku hafızasının en güçlü hatırlama ve pekiştirme aracı olduğunu öğrenen amerikalı girişimciler bunun önemini kavrayınca kokulu gazeteler çıkarmaya başlamışlar (hatta ismini hatırlamadığım bir türk gazetesi de bunu denemiştir) gerçekten de satışlarının arttığını keşfetmişler ancak ilerleyen zamanda etik gereği bu tür yaklaşımlardan vazgeçmişler.
diğer yandan reklamcılar da film başlamadan ya da film arasındaki reklamlar başladığında reklamın meşrebine göre parfüm sıktırırlarmış ki ürün tüketici tarafından pekiştirilsin diye.