migrenin dayanılmaz ağrılarını çekenlerin tahammül edemediği bir şey. ışık da var tabi.
tutku kokudadır.
insan sevdiceğini özleyince burnuna ilk kokusu gelir, sonra görüntüsü. uzaktaysa sevdicek parfümü ya da sabunu, ona o kokuyu veren herneyse gidip alınıp koklansa bile, kokular her tende farklı durduğundan yeterli tatmini vermez.
kendisi gelse ne iyi halbuki.
duyular içinde en önemlisidir koku.anne kokusuyla başlar güzel bir kokuya özlem.zamanla sevgilinin koynunda aranır tanıdık koku hücreleri.
insanı kendinden de alabilir bir koku,anını zehir de edebilir.
bazen bir koku yönetir hayatınızı,bazen bir koku peşinden sürüklenirsiniz.
ama en güzel zevkleri hep size burnunuz bahşeder.
gral video müzik ödülleri zirvesi'nde sesini konuşturacak olan,saf,iyi niyetli insan.arada kendi eli ile kendini çıkmazlara soksada yinede bunlardan ustaca sıyrılabilen sevecen kişilik.masaya yumruğumu vururum tripleride ayrıdır.
uçucu bir maddenin burundaki sinirlere ulaşması sonucunda oluşan bir duyudur. bu uçucu madde katı veya sıvı halde olabilir. örneğin parfümler genellikle uçucu yağlar veya alkolde eritilmiş hoş kokulu maddelerdir. bu maddelerin molekülleri hava içinde kolayca hareket edebilir. parfüm moleküllerinin burun içindeki özel koku hücrelerine ulaşmasıyla, beynin koku almadan sorumlu bölümüne elektriksel bir sinyal gönderilir ve bu sinyal beyin tarafından yorumlanır. kokunun türü, parfüm molekülünün özellikleriyle ve bu molekülün koku hücresine bağlanış biçimiyle ilgilidir.
4. sınıf türkçe dersinde sağlık temasında geçen bir metnin başlığı.
sınıfta yanında oturan arkadaşından rahatsız olan bir öğrenciyi anlatıyor. ilginç bir metin. neden böyle bir isim sorusu geliyor akıllara, daha ilköğretime yönelik olabilirdi...
en eski duyulardandır. burnumuzdan çıkan kablolar sanki doğrudan içimizdeki maymuna bağlanmış gibidir. basit bir koku bütün hafızanızı allak bullak edebilir.
en çok tarif etmek istediğiniz ama tarifi imkansız olanlardan biridir koku. bir şeyin nasıl koktuğunu bilirsiniz ama asla anlatamazsınız. kısır cümlelere mahkumsunuzdur; çok güzel bir koku, çok kötü bir koku, şunun kokusu gibi, bunun kokusu gibi...
insandan sonra en zeki hayvan olarak kabul edilen yunuslarda bulunmayan algı çeşidi. ki yunusların bir sonraki hallerine evrilememesinin sebebi koku alma duyularının olmayışına da bağlanmıştır (teoridir).
şartlanmanın farkına bile varılmayan bileşeni olabilir.. durduk yerde aklınıza geliveren anıların v.s. ortamdaki belli belirsiz kokuyla ilişkilendirilmesi çoğunlukla mümkündür.
sen kokuyordu şehrin sokakları
o küçük dükkanların camekanları sen!
nasıl bir gölge bıraktıysan yollara?
uçup gitmedi duruyor
hala içimdeki hisler gibi.
nasıl da sana doğru ağaçların dalları
nasıl da çiçekleri sen!
ne olurdu o sabah aceleci ve ürkek
ayrılıklarını alıp yanına
bırakıp ardında kokunu gitmesen?
direkt mekan yaratan şey.
nerde olursanız olun, anılarınızda yeri sağlam olan bir kokuyu duyduğunuzda ait olduğu mekanı getirir renkleriyle, ışığıyla, duygusuyla beraber. çok acaip.
ayrıca en kuvvetli hafızaymış koku hafızası, dip not olarak şeyetmiş olalım.
her insan için farklı olan ve farklı hissettiren şeydir.
mesela anneler ; masal gibi kokar.en sevdiğiniz,elinizden bırakmaya bile kıyamadığınız bir kitabın sayfaları gibi kokar.eski ama hiçbir zaman eskimeyen bir kitap gibi.kitabın arasında kuruttuğunuz en güzel çiçek gibi,kurusa bile kokusunu asla kaybetmeyen,mis gibi ...
babalar ; şehir gibi kokar.şehrin dumanı,yorgunluğu gibi ama bunun yanındaki deniz gibi kokar.babalar ; istanbul gibi kokar.
anneanneler/babaanneler ; yemek kokar,emek kokar.naftalin gibi kokarlar kimi zaman,zaman onlardan geçtikçe hala hoş kokusunu koruyan.
kardeşler ; küçükken sarılıp uyuduğunuz o en sevdiğiniz oyuncaklarınız gibi kokar ya da koruyucu bir meleğin olduğuna inandığınızda omuzuna dokunan o el gibi,melek gibi kokar.
sevgili ; tanımlaması zor kelimelerin kağıdınızda bıraktığı izler gibi kokar.okyanuslar gibi kokar,belki sizin olan ama asla teslim olmayan o büyük okyanuslar gibi.en sevdiğiniz anılar gibi kokar,alışılmış ve vazgeçilmesi zor.
herkesin farklı kokusu vardır yani,insanı anlatır.
"kapıdan giren kahverengi postalları, beyaz, pisipisi benzeri “bu yıl moda” pabuçlar izliyor. bir çığlığın karşısında duruyorlar. pisipisi, postalın başını çevirerek bir tabelâ gösteriyor: “dört kitapta haykırış.”
önünde durdukları kırmızı çığlığın koordinatlarının tayin edilebilmesi için fotoğrafın ilişiğine yerleştirilmiş sepetteki üç cisme bakıyorlar. postallar, pirinç ayıklar gibi, ilkokul öğretmenlerinin çocuk kafalarında bit aradığı gibi, kibrit çöpleriyle oynanan o oyundaki gibi –diğer çöplere değdirilmeden alınan her çöp için bir kez daha oynama hakkı kazanılan o oyundaki gibi- sepetten bir cisim çekiyor, diğer ikisini çektiğinin burnuyla iterek.
pisipisiler havada dolaşan karmaşık lisandan sıkıntılı, postalın ensesine bakıyor. sevilen ense, güzel ense. sevdiği dudaklar, saçlar ve parmaklar –el parmakları, ince uzun, beyaz ve hep soğuk- o ensenin –o an için- bir uzantısı olduğundan, semavi ve kırmızı bir çığlığı ense arkasından seyretmek gibi gelmiyor ona yaptığı.
cisim, -üç emzikli, tek marpuçlu bir biberon- iki çift elde dolaşıyor. ağırlığı tartılıyor, pisipisilerce koklanıyor, ağza sürülmüyor.
kırmızı çığlık: eflâtundan hakiye geçişli renkler üzerine bindirilmiş, kenarları hoyratça kırpılmış bir kumsal parçasında -resim tamamlansın için- bedeninin yarısını dalgaya vermiş ciğersiz bir otomobil lâstiği. lâstiğe oturmuş, denize sırtını vermiş, yüzünü göremediğimiz siyah üniformalı, otuzlarını süren bir polis memuru –yıldızlardan anlıyoruz bunu, yıldızlardan- bir –sağ- elini açmış ve onun da yarısını suya vermiş, su, kum, el falı bakıyor. kırpılmış kenarların gerisinde dipboyası ihmal edilmiş ilkokulöğretmenininasılsaçrengi gibi, boyası eskimiş, aylar öncesinin ve -kim bilebilir- bambaşka kişilerin tercihi bir rengi açık eden nemli duvar gibi, askerden dönüşte babaya “komutanım!” diye seslenmek gibi; kumsalın rengine yaklaşmış tek bir renk, içeri alınmış dökupaj harikası parçayı emiyor.
postallar cismi sepetteki yerine -alırkenkinden çok daha özenli fakat otomatik hareketlerle- koyuyor. eli pisipisinin sırtına, pisipisi kapıya, kapı caddeye, cadde de sahile uzanıyor."