maçka parkının yanından geçerken her sabah görmek zorunda olduğum bu kokoş insanlar, sözde kilo vermek adına, süslenip püslenip markalı eşofmanlarını giyer ve sözüm ona koşuya çıkarlar fino köpekleriyle. iki de bir kaliteden temizlikten dem vurabilme yetenekleri olan bu yaratıklar, her nasılsa köpekleri ağaçlara nacizane kakalarını yaptıklarında ses çıkarmazlar. işletme fakültesiyolu resmen bok yolu haline gelmiştir. yetmezmiş gibi bu teyzelerimiz, koşunun ardından nişantaşındaki en pahalı yere gidip kahvaltıdöşenirler. ballı ekmek yanına diyet şekerli çay içerler.
yetmez, koşunun üstüne evlerine gidip öğlen güzellik uykusuna yatarlar. uyanıp, o buruşmuş suratlarını rengarenk boya badana içine sokup, gene nişantaşındaki en salak saçma dükkanlarda, en salak saçma kıyafetlere bir ailenin aylık gelirini verirler. aslında bu bile utanç konusudur onlar için; neden? çünkü paris, londra falan değildir şekerim!
bir örneğini telefonda şu kelamları ederken gördüğüm insan grubu:
-türkiye'deyim şekerim...evet...alışveriş yaptık biraz...ay zara'dan, fena değil baya da ucuz...ay bir de türkiye'de hayat pahallılığı var derler, avrupa'da bu kadar şeyi binlerce euro'ya alamazsın...''
türkiye'nin gerçeklerine bir alman'dan, bir ingiliz'den, hatta bir fransız'dan daha fransız kalan bu insanlara bolca rastlamak mümkün.
herhangi bir öpüşme münasebetiniz olduğunda büyük ihtimal sizi boya zehirlenmesinden götürecek olan iğrenç tip.garip kokarlar,sahtedirler,bence çoğunluğu normal zekanın altındadır.
(bkz: tikky)
kafada taşınması güç bi şapka,üstte pembe,güllü dallı bi kıyafet,tak tuk eden mümkünse tüylü tüslü bi ayakkabı,elde ayakkabının tüyleriyle bezenmiş bir çanta,ve son olarakta "fino" ya da "fifina" olarak adlandırılan bi köpek eşitttir kokoş teyze...
yüzleri boya fıçısına düşmüş kadar renkli olan, ne buldularsa takıp takıştıran, garip bir konuşma stiline sahip olan yarı uzaylı gibi gözüken şahıslardır.
kendilerini rengarenk kıyafetler, parıl parıl makyajlar, abartılı takılar altına gizlemiş insancıklar. makyaj yapılır, renkli giyilir de hepsi bir arada olunca kokoş olunur.
onları toplum içerisinde farketmemek mümkün değildir! o kocaman sinek gözünden bozma plastik gözlükler, yumruğum kadar kocaman şangır şungur öten küpeler, simli desenli elbiselerle zaten nasıl farkedilmezler ki? bahsi geçen topluluğun büyük bir çoğunluğunu artık fonksiyonları yok denecek kadar azalan menapoz teyzeler oluştururken, kalan kısmını da bu teyzelere özenen 16-23 yaş arasındaki genç kızlarımız oluşturur. (bkz: bilkent tikisi hatun topluluğu)
bu kokoş teyzelerimiz süslerinden püslerinden de öte dırdırlarıyla ün yapmışlardır. fbı ajanlarını aratmayacak tekniklerle mahallenin dedikodu kazanının temelini oluştururlar... onlar her yerde! mahallenizdeki bakkalın rafları arasında, kuaförde tezgahın altında, sokak lambasının tepesinde... ustaca kulak kabartırlar herşeye ve bunları daha sonra bire bin katarak lanse ederler diğer hemcinslerine... kulaktan kulağa olayının yaratıcısı olarak da adlandırabiliriz bunları.
yapılması en akıllıca şey bütün silahları kuşanıp bu teyzeciklerimizden olabildiğince uzak durmak, varlıklarını hissettiğimiz yerde başkalarının duymasını ve bilmesini istemediğimiz şeylerden kesinlikle söz etmemek, olabildiğince bunlara malzeme vermemektir. aksi durumlarda sizi lafa tutabilir, kendine yetmeyen üç mercimeklik aklıyla size ders vermeye kalkabilir, sizi sinirlendirebilir ve yapmak istemeyeceğiniz yapmanız için sabrınızın sınırlarını zorlayabilirler.
ilk çıkan barbie bebekler gibidir bunlar. kolu ayrı bacağı ayrı oynar.
arabadaki dikiz aynasında bulunan cd yi çıkarıp bunların kafası ayrı oynayanlarınıda koyanlar görülmüştür.
gıcık olduğum bir kelimedir. özellikle süslenip püslenip, saçma sapan bir kılığa bürünen kızların bu kelimeyi bir övgü mayetinde kullanması daha da uyuzdur. hele sen süslenince 'kokoş olmuşsun' gibi bir laf ederlerse tam dayaklıktır.