ayrıca istanbul üniversitesi öğrencilerinin barınmak için seçtiği semtlerden biridir,sadece taksim beyazıt eminönü ve balat otobüslerinin kalkması ilginçtir.
cerrahpaşa tıp fakültesi'nin önünden geçen cadde, semtin ayırdığı alt ve üst kısımlarını demografik bağlamda oldukça etkiler. üst kısımda yani sahil tarafında olmayan kısımda sıradan bir istanbul semti havası yaşansa da alt kesimde sahile ve samatya'ya doğru ilerledikçe karışık yerleşmiş türk kökenli ve azınlık nüfus, onların kiliseleri, okulları, kilisenin yanında görülebilecek camileriyle muhteşem bir hoşgörü ortamını resmeder. denize ve istanbul'un önemli merkezlerine yakınlığıyla, aranan her türlü şeyin bulunabilmesiyle (bir tıp fakültesi dahil), 24 saate yayılmış ulaşım olanaklarıyla değeri pek bilinmese de muhteşem bir semttir. oturunuz.
yüzölçümü nüfusuna oranlandığında türkiye'nin en kalabalık arazisine sahip semtidir. çin gibidir, hindistan gibidir. sokaklarda tezgahlar, çekik gözlü insanlar...*
fatih ilçesine bağlı, posta kodu kocamustafapaşa-taksim otobüs hattı numarası olan 35c değil, mahallelerine göre değişken olmakla birlikte 34098 olan doğduğum, büyüdüğüm ve öleceğim sımsıcak semt.
küçük mustafa paşa değil bu. dikkat edin ona. o ayrı bir yer. yanyana değiller. bir mustafa paşa'ya gideceğiniz zaman küçük mü büyük mü onu iyi öğrenin, iyi belleyin. "mustafa paşa'dır işte canım" demeyin, "genel bir mustafa paşa bölgesi vardır, onu ikiye bölmüşlerdir" demeyin. mustafa paşa var mustafa paşa var. küçük olan cadde zaten, öyle büyük bir semt değil. o yüzden "küçük" olabilir adı. aslında mustafa paşa'dır da, küçük bir yer olduğu için öyle denmiş olabilir. küçük mustafa paşa diye birinin olması garip zaten. taksiyle 7 ytl ikisinin arası. yakın olsa 7 ytl olur mu. 2 olur 3 olur. uzak demek ki. ya da taksici pis bir adammış. sevimli de bir adamdı halbuki. uzak demek ki.
timuçin mert'in cem sultan adlı kitabında bu eski sadrazam'ın hikayesinden kesitler daha soğrusu cem sultan ile bağlatılı bir takım kesitler anlatılıyor. abisi ikinci bayezid'in istanbul'a gelip tahta oturmasıyla beraber kardeşler taht kavgası yüzünden düşman olmuş, cem sultan karaman'da topladığı orduyla bursaya gelmiştir. cem sultan'ın iren adında rum bir cariyesi vardır ve bu cilveli hatun ile babası vatikan için çalışan casuslardır. iren'in babasının normalde arabuluculuk yapmaya giden güruhun içinde istanbul'a gitmesiyle olaylar gelişir. ve iren'in babası padişah ikinci bayezid ile bir anlaşma yapıp cem sultan'ın ana birliklerinin komutanı olan paşanın kendisine katılmak istediği yönünde padişahı ikna eder.
padişah ve şehzade cem sultan'ın orduları bursa dışında karşılaştıklarında planlanan olur ve paşanın komutasında ki ordu padişaha bağlılık yemini eder. yenilgiyi kabullenmek zorunda kalan cem sultan apar topar ailesiyle birlikte bursa'dan sıvışır ve memlüklülere sığınır. kendisine ihanet eden paşa ve vatikan casusu olan iren'in babası daha önce kendisine bağlılık mektubu yazan gedik ahmet paşa tarafından bir punduna getirilip öldürülür. padişah'ın haremine giren iren bazyezid'den babasının ölümünden sorumlu olan gedik ahmet paşanın kellesini ister ama padişah yeniçeriler arasında gözde olan sadrazamının kellesini her ne kadar çok istese de öylesine kesemiyeceğini söyler. bunun üzerine iren bayezid'le bir anlaşma yapar. buna göre iren cem sultan'ın kellesini getirecek ve karşılığında gedik ahmet paşanın kellesini alacaktır. efendim koca mustafa paşa veya o zaman ki adıyla yeniçeri mustafa karşımıza iren'in sevgilisi olarak burada çıkar. sevgilisi irenle anadolunun her yerinde cem sultan'ı ararlar. ama cem sultan mısırdadır. mısırdan tahta geçmek için yardım isteyen cem sultan orada babasının topraklarına kattığı kraamanoğlu devletinin varisiyle tahtı ele geçirirse karamanoğlullarının topraklarına ona vereceğine dair anlaşırlar ve anadoluya tekrar gelirler. ama yeterli asker toplayamayadıkalrından olcak cem sultan muğla civarına gelip rodos'ta yaşayan frenklerden mısıra geçmek için ardım ister. ve iren ile mustafa cem sultan'ı burada bulurlar. tam rodos donanması cem sultanı almaya geldiğinde kıyıdan uzakta bir gemide bulunan cem sultan karada birinin bağırıp el salladığını görür ve o kişi daha sonra yüzerek gemiye kadar gelir. bu kişi irenden başkası değildir. cem sultan daha önce yaşadığı ihaneti unutmamış olacak ki kendisine vücudunu servis yapan bu datlı bayanı orada kilitli terkeder ve adamlarına gemiyi batırmaları yönünde talimat verir. ve o taş vücut sular altında kalır. (yazık lan) rodos donanmasına ait gemiye bindikten sonra kıyıda yine bir harketlenme görülür bunun üzerine top atışı yapılır oraya. kıyıda atını sulara doğru süre nadam mustafadan başkası değildir. irenin diri diri sulara gömülmesiyle beraber hep kıskandığı(iren yüzünden) cem sultanı öldürmeye and içer.
gel zaman git zaman cem sultan papanın esiri olarak romada bulunurken anadoludan bir ziyaretçi gelir cem sultan'a; bu kişi daha önce cem sultan'a hizmet etmiş bir genç bir oğlandır. hikayesini anlatır cem sultan'a sonra da geliş nedenin kendisine bir venedikli tarafından suikast düzenleneceği haberini vermek olduğunu söyler. söylediği gibi kendisini öldürmeye gelen venedikli papanın askerleri tarafından yakalanıp öldürülür. cem sultan mustafa teşekkür eder minnetini belirtir. kendisini ve çırağını yanına alır ama arka planda her şey daha farklıdır. iren'in sevgilisi mustafa cem sultan'ı öldürmeye gelmiştir hem de fevkalade bir plan yaparak.
msutafa iren'in ölmesiyle beraber istanbul'a gelmiş bir süre burada takıldıktan sonra padişah'a cem sultan'ı öldürmek için bir plan yaptığını isterse onu öldürebileceğini söyler. planı basittir: öncelikle paraya düşkün bir frenk yüklüce bir miktar verilip cem sultan'ı öldürmeye ikna edilecek, daha sonra mustafa cem sultan'ın güveninin kazanmak için venedikliyi ihbar edecek böylece amacına ulaşacaktı. geriye bir tek zehir aşılı ustura ile cem sultanın kafasına zehiri enjekte eder. istanbula döndüğünde de padişah kendisini paraya boğar ve sadrazam olur koca mustafa paşa adı alır.
adındaki üç kelimenin de bitişik yazıldığı, bildiğimiz klasik, hoş bir semttir kocamustafapaşa. neredeyse heryere rahatça ulaşılabilinir,heryere yakındır. oldukça merkezidir de. özellikle fındıkzadeye, çapaya, cerrahpaşaya ve cerrahpaşadan ileride aksaraya yakın olması semti daha da merkezi yapmaktadır. oldukça kalabalık olduğu da doğrudur.
(bkz: otobüs sırası uzar gider, dersin saati kaçar gider)
tam bir öğrenci semtidir. istanbul üniversitesinin ve iki tıp fakültesinin (çapa ve cerrahpaşa) öğrencilerinin çoğu burayı tercih eder. kiralar ve ev fiyatları bu yüzden bir az yüksektir.
semtin başına yakın zaman da belediye tarafından çevre düzenlenmesi yapılması felaketi gelmiş, otobüs duraklarının yeri bir kaç ay içinde üç kez değişmiştir. zavallı otobüs teyzeleri balat otobüsünün yeni yeri bulmak için habire koşuşturmaktadırlar.
gün geçtikçe içe göçü artan 7 tepeden biri... kalabalıklaşması yüsünden huzuruna darbeler alıyor olsada sevilesi bi yer. 'paşa' die anılması daha kolay olduğundan sıkça "paşa" şekliyle karşılaşabilirisnz. ayrıca fatih'e mesafeli olmasına ve fatih dahilinde anılmamasına rağmen hala fatih'e bağlı bir semttir. doğma büyüme buralı olduğumdan ayrıca bi bağ hissettiğim ve genelde paşada büyüyenlerin kolay kolay ayrılamadığı semt... ulaşımı da oldukça kolay ve genelde rahattır.
huzurlu semt. özellikle meydanı gece sabaha kadar izlerseniz..
tabi tam gün ağırırken ramazan efendi camii ile sümbül efendi camiinden yükselen ezanlar esnasında biraz tırsıyorsunuz, ama genel olarak evet.. güzeldir paşa..
ufakken çok sık ziyaret ettiğim ama artık o yolu giderken bile insanı daraltan aşırı kalabalık ama sempatik semt.sokak aralarından arabayla geçmek imkansız gibi bir şeydir.hele ki park etmek istiyorsanız sinir krizi geçirmeniz mümkündür.iyidir hoştur eskidir ama yıpratır insanı.
istanbul'a geldiğim günlerde bana ev sahipliği yapan, taksime çok yakın, barındırdığı üniversitelerden dolayı insanlarının iyi olduğunu düşündüğüm istanbul'un yaşanılacak yerlerinden birisi...
koca mustapaşa! ücra ve fakir istanbul!
ta fetihden beri mü’min, mütevekkil, yoksul,
hüznü bir zevk edinenler yaşıyorlar burada.
kaldım onlarla bütün gün bu güzel rü’yada.
öyle sinmiş bu vatan semtine milliyetimiz
ki biziz hem görülen, hem duyulan, yalnız biz.
manevi çerçeve beş yüz senedir hep berrak;
yaşıyanlar değil allah’a gidenlerden uzak.
bir bahar yağmuru yağmış da açılmış havayı
hisseden kimse hakikat sanıyor hülyayı.
ahiret öyle yakın seyredilen manzarada,
o kadar komşu ki dünyaya dıvar yok arada,
geçer insan bir adım atsa birinden birine,
kavuşur karşıda kaybettiği bir sevdiğine.
serviliklerde sükun, yolda sükun, evde sükun.
bu taraf sanki bu halkıyle ezelden meskun.
bir afif aile sessizliği var evlerde;
örtüyor farkı asaletle çekilmiş perde.
kaldırımsız, daracık, iğri sokak, doğru sokak..
her geçildikçe basılmış ve düzelmiş toprak.
kuru ekmekle, bayat peyniri lezzetle yiyen,
çeşmeden her su içerken: <<şükür allah’a>> diyen
yaşıyor sade maişetlerin en safında;
ruh esen kuytu mezarlıkların etrafında.
bu vatandaş biraz ahşapla, biraz kerpiçten
yapabilmiş bu güzellikleri birkaç hiçten.
türk’ün asude mizaciyle bizans’ın kaderi
karışıp mağrifet iklimi edinmiş bu yeri.
şu fetih vak’ası, yarap! ne büyük mu’cizedir!
her tecellisini nakletmek uzundur bir bir;
bir tecellisi fakat, ruhu saatlerce sarar:
koca mustafa var, camii var, semti de var.
elli yıl geçtiği günlerde büyük mu’cizden,
hak’dan ilham ile bir gün o güzel semte giden
rum vezir, eski manastırda ederken secde,
kalbi çok dolduran iman ile gelmiş vecde,
onu, tek tanrısının mabedi etmiş de hayal,
vakfedip her neye malikse, bütün mal ü menal,
bir fetih camii yapmak dilemiş islama.
sebep olmuş bu eser yad edilir bir nama.
dört asırdır inerek camie nur üstüne nur
yerde bulmuş yaşıyanlar da, ölenlerde huzur.
ona hala gidilirken geçilir bir yoldan,
göze çarpar ölüm ayetleri sağdan soldan,
sarmaşıklar, yazılar, taşlar ağaçlar karışık;
hafız osman gibi hattatla gömülmüş bir ışık
bu mezarlıkta siyah toprağı aydınlatıyor;
belli, kabrinde, o, bir nura sarılmış yatıyor.
gece, şi’riyle sararken koca mustapaşa’yı
seyredenler görür allah’a yakın dünyayı.
yolda tek tük görünenler çekilir evlerine;
gece sessizliği semtin yayılır her yerine.
bir ziyaretçi derin zevk alarak manzaradan,
unutur semtine yollanmayı artık buradan.
gizli bir his bana, hatif gibi, ihtar ediyor;
çok yavaş, yalnız içinden duyulan sesle, diyor:
onların meşrebi, iklimi ve ırkındansın.
gece, her yerdeki efsunlu sükunundan iyi,
avutur gamlıyı, teskin eder endişeliği;
ne ledünni gecedir! ta ağaran vakte kadar,
bir mücevher gibi sünbül sinan’ın ruhu yanar.
ne saadet! bu tarflarda, her ülfetten uzak,
vatanın fatihi cedlerle beraber yaşamak! ...
geç vakit semtime döndüm koca mustapaşa’dan
kalbim ayrılmadı bir an o güzel rü’ya’dan.
bu muammayı uzun boylu düşündüm de yine,
dikkatim hadisenin vardı derinliklerine;
bu geniş ülkede, binlerce latif illerde,
nice yıl, cedlerimiz kökleşerek bir yerde,
manevi varlığının resmini çizmiş havaya.
ki bugün karşılaşan benzetiyor rü’yaya.
kopmuşuz bizler o öz varlık olan manzaradan.
bahseder gerçi duyanlar bir onulmaz yaradan;
derler: insanda derin bir yaradır köksüzlük;
budur alemde hudutsuz ve hazin öksüzlük.
sızlatır bazı saatler dayanılmaz bir acı,
kökü toprakta kalıp kendi kesilmiş ağacı.
ruh arar başka teselli her esen rüzgarda.