tarık akan'ın ilerlemiş yaşına rağmen 35'inde genç bir adamı oynadığı (eski karısı, sevgilisi, ona asılan diğer kadınlar hep 30 yaşlarındadır) sürrealist bir diziydi. iki bölümde bir
ismet badem konuk oyuncu olarak görünür, kıçı kırık bir lise takımının maçlarını sunardı. ayrıca
nehir erdoğan'ın kocaman bir burunla başladığı dizide senaryo gereği trafik kazası geçirdikten sonra burun estetiğini de aradan çıkarması ile hatırlanır: nehir erdoğan'ın güzelleşme yönünde geçirdiği evrimi izlemek için bu dizinin bir ilk, bir de son bölümüne bakınız... ama tüm gerçeküstü yanlarına rağmen
engin altan,
yasemin ergene,
ismail hacıoğlu... gibi bugünün jön ve jöniye'lerini
* ilk kez ekranda gördüğümüz dizi olması yönüyle özeldir. bir de, tipik lise dizilerinden farklı olarak saçma sapan mafya tipli serseri öğrenciler barındırmaması ile güzeldir, oyunculuklardaki düşük kaliteye rağmen eğlencelidir...
ozan güven'in ayrılmasından sonra
murat prosçiler'in kadroya dahil olması bence çok başarılı bir seçim olmuştur. (bkz:
yirim)
edit büdüt: ya yalnız itiraf etmeliyim ki jenerik müziği iğrençti! rahmetli
melih kibar'ın yüzkarası bir eser... özellikle o sözleri yok mu? ibret olması dileğiyle açıklıyorum:
"mangal gibi yüreğiyle / helal olsun koçum benim / çelik gibi bileğiyle / helal olsun koçum benim"
evet, hâlâ aklımda... hafıza olmuş çöp kutusu...
çılgın bediş'in sözlerini de hatırlıyorum zaten, ıyyyyhh!
işin tuhafı, bu müzik aynı zamanda basketbol takımının marşı olarak da çalınırdı... hayır abicim, anlamadığım, marşın takımı coşturması gerekmiyor mu? koç'a yazılmış bir marş sizi nasıl coşturuyor? mal mısınız oğlum siz?? pöh...