geniş bir müzik arşivinden yararlanmak, eserlerin notalarını bulmak, müzik ve müzisyenler hakkında yayınlar okumak isteyenler için müzik kütüphaneleri mevcuttur.
(bkz: borusan kültür ve sanat merkezi)
(bkz: akbank kültür)
zannımca klasik müziğin bu iki alt kolundaki en göze çarpan fark birinde temel melodinin çok farklı aletlerle (çok sesli) icra edilmesi iken diğerinden değişken melodilerin benzer, belki de tek tip enstrümanlar tarafından icra edilmesidir.
yurdum insanının sevmeiği müzik türü. gazetede okumuştum: doğumhane içinde ve ön tarafında klasik müzik çalıyorlarmış. dışarıda bekleyen yurdum insanı başhekime giderek "ne olur şu müziği kapatın" deyip kapattırmışlar.
bu isim tamlaması zikredilince nedense insanların aklına bach, vivaldi, mozart, beethoven v.s. ve onların eserleri gelir. oysa ki klasik müzik ifadesi sadece avrupa ile ilgili bir kavram değildir; yeryüzünde hemen hemen her coğrafyada klasikleşmiş müzik eserleri mevcuttur. misal klasik türk/fars/ermeni/rum müzikleri vardır; her biri de ekseriyetle ait oldukları uluslar için değerlidir (son sözü insanların öz kültürlerine yabancılaşmadığı ümidiyle söylüyorum).
dolayısıyla "klasik müzik" derken bir biçimde ifadeyi tamamlamak gerek. klasik, sadece avrupa'ya ait bir kavram değildir.
a clockwork orange, oldboy, leon, the silence of the lambs gibi filmlerde şiddet ile çiftleştirilmiş, ilginç sonuçlar vermiştir. klasik müzik eşliğinde surat yemek, pompalı kullanmak, adam dövmek, kadına tecavüz etmek, çekiçle diş sökmek bir başka oluyor, hele bir de aylardan temmuz ise.
çalışırken daha iyi konsantrasyon, beyin hücrelerinin gelişimi, ineklerin daha çok süt vermesi vb. safsataların yanında, okul zili ve telefon melodisi olarak kullanılması, ve tüm bunların üstüne, günümüz bestecilerinin beethoven, çaykovski gibi büyük sanatçıları taklitten öteye gidememesi, bu güzelim müzik türünü piç etmiştir...
bir de fransız ihtilali'ne dikkat edin. o döneme kadar daha çok aristokratların dinlediği klasik müzik, fransız ihtilalinden sonra senin benim gibi adamların da dinleyebildiği bir müzik türü olmuştur...
klasik müzik, tabiri caizse salon müziğidir. besteci, kelimeleri değil notaları konuşturur coşkusunu, hüznünü, sevincini anlatmak için. belki de her duyguyu sözlerden daha iyi ifade edebildikleri için o müzikler klasikleşmiş, günümüze kadar beğenilerek ulaşmış ve de sonsuza kadar beğenilmeye devam edecektir. klasik müziğin kuşkusuz insanların halet-i ruhiyesi üzerinde de önemli etkileri vardır. bu etki daha anne karnına kadar dayanır. eğer anne hamileliği boyunca klasik müzik dinlerse, doğacak çocuğun karakterinin dinlemeyenlere göre daha sakin bir yapıya sahip olduğu görülmüştür. yetişkinlerde de bu müzik, rahatlığın sembolüdür. hangi insan evinde loş ışıklar altında klasik müzik eşliğinde bir kadeh şarabını içerken huzur bulmaz ki..
size kendi hayatımdan birkaç örnek vermek isterim..
bir pazar günüydü.. dinlenmek isteyen misuf, klasik müziklerle dolu mp3 çalarını yanına almış, koltuğa uzanmış bulmaca çözmekteydi. amacı klasik müziğin hem rahatlatıcı etkisini kullanıp bulmacada çılgın atmak, hem de dinlenmekti. kendini o kadar rahatlamış hissediyordu ki, babasının elinde iki torba=8 kilo bezelyeyle kendisine doğru ilerlemesinin altında hiç art niyet aramadı. yanından geçip gideceğini sanan misuf, bir anda kendini 8 kilo bezelyenin arasında bulmuştu.. evet.. işte aile reisi baba, misuf'un klasik müzik etkisiyle mayışmasından faydalanıp onu bezelyeleri soymaya mecbur bırakmıştı. 3 saat boyunca klasik müzik eşliğinde bezelye soymanın getirdiği hayattan baymışlık sonucunda "eeeeeeeeeh yeter ulan skerim klasik müziği de soymuyorum ulannn bezelyeleri" nidaları eşliğinde özüne dönüp klasik müzik serüvenine son vermişti.
şaka bir yana, klasik müzik kültürü herkese gereklidir. adı bilinmeyen ama herkesin kulağının aşina olduğu birçok şarkı klasik müzik eseridir ve o şarkılar hakkında en azından iki üç kelime edebilmek kimseye zarar vermeyecektir.
bazı klasik müzik bestecileri ve bana göre en güzel eserleri;
klasik müzikle ilgili en ufak bir önyargısı bile olanların en azından bu bestecilerin eserlerini bir kere dinlerlerse eminim ki araştırarak daha yüzlerce esere ulaşma isteği olacaktır içlerinde.. naçizane tavsiyemdir..
yoğun iş temposunda çalışan kişilerin, yaşam hızına denk düşmediğini tespit ettiğim bir müzik türü. misal, 9 saat ayakta sürekli aktif çalışan ve üstüne hiperaktif bir bünyeye sahip olan kişilerde, bu tarz müzik bünyeyi frenler ve verim alınamaz. aynı tespit özel hayatında hiperaktif olan kişilerde de geçerlidir. inişli çıkışlı sürekli durağan olmayan klasik müzik eserleri de vardır mutlaka. lakin ben genelledim.
günümüz müziğinin temelini oluşturan, insanı bazen coşturan, bazen de hüzünlendiren müzik türü. ama ne yazık ki toplumumuzda bu türün dinleyicilerine entel etiketini yapıştırmak artık vazgeçilmez bir ihtiyaç haline gelmiştir. yok batı emperyalizmiymiş, yok gavur müziğiymiş, yok homoseksüel kültürün vazgeçilmez bir parçasıymış, yok gürültülüymüş...bu ve buna benzer eleştiriler karşısında patlamak üzere olan bir yanardağı gibi lavlar püskürtmek istersiniz, ama çevrenize baktığınızda herkesin, sizi eleştireni tasdik eder şekilde, alaycı bir gülümsemeyle, size bakması tüm savunma çabalarınızı yerle bir eder.
zevkler ve renkler hakkında tartışma yaratabilecek kadar dallamalık potansiyeline sahip olan bu arkadaşlara ne diyebiliriz ki? denilecek çok güzel sözcük grupları var ama yazmayalım şimdi, kirletmeyelim buraları...
bu ülkede sadece batı müziğini sevmekle yetinemezsiniz, yarım adam diye bakarlar size; alaturka denilen tek sesli müziği de benzeri bir içtenlikle dinleyeceksiniz. johannes brahms'tan söz açılmışken bir punduna getirip mustafa cavuş'u da araya katabilirseniz sizi dinleyenlerin gözleri faltaşı gibi açılır, "ne bilgili adam bu!" diye şaşırıp kalırlar. yine böyle, diyelim viyolonsel mi çalıyorsunuz, benzeri bir ağırbaşlılıkla utta da peşrevler geçeceksiniz ki, bu yurdun ideal aydını olasınız.
evime gelen arkadaşımın bakış açısı ile yurdum insanın klasik müziği nasıl değerlendirdiğini çözmüş durumdayım:
-bu ne lan kapat şunu
+sebep?
-amına koyim herif kafasına göre tuşlara basmış size de klasik müzik diye yutturmuş.
+ulan balta chopin aynı melodiyi notalara bakmadan 1500 kere çalmıştır.
-her boku da bilme
+olur
dinlerken insanlık tarihini düşündürmüştür hep bana ve hep bu yüzden daha iyi hissetmişimdir kendimi. savaşlar, ölümler, kavgalar, her şey ama her şey vardır klasik müzikte üstelik konuşmadan tek bir harf bile demeden bunları anlatması en güzelidir.
a clockwork orange izledikten sonra korkuyla yaklaştığım ancak dinlemekten kendimi alamadığım müzik türü. ne zaman biri bana beethoven seviyorum dese içim bi garip olur yinede..