bu müziğin gelişiminin bir özetini geçmek gerekmekte:
avrupa'da klasik müziğin temeli din ve kilise olmuştur. dönemin halk müziğiyle beraber icra edilen ikinci türüdür ve son derece büyük bir ciddiyetle yapılır. çünkü o müzik eşliğinde dua edilmektedir. duanın da müzik eşliğinde okunma sebebi, müezzinlerin ezanı türk müziği makamlarıyla okumalarından farklı değildir. insanoğlu, inanç olgusunun müzikle beraber daha güçlü ve etkili olacağını anlamış, yüzlerce yıl boyunca bunu tatbik etmiştir. rönesans ile beraber, dinsel müziğin kuralları kiliseden dışarı çıkmaya ve halk müziği öğeleriyle karışmaya başlamış, o zamanın tek profesyonel bestecileri olan rahipler, din dışı müzik de bestelemeye başlamışlar, daha sonra da bu müzikleri matbaa sayesinde yayınlayarak halk arasında yaygınlaşmasını sağlamışlardır.
klasik müziğin "saray müziği" olduğu, döneme ait şartlar nedeniyle pratikte öyle görünse de, teoride büyük bir yanılgıdır. bu düşünce, 17-18.yy.da ortaya çıkmıştır, nedeni de tüm iyi müzikçilerin ya saraya ya da bir soylunun koruması altına girmesidir. öncesine bakarsak: barok dönemde kısa zaman içinde büyük bir gelişme sürecine giren müzik; corelli, vivaldi, couperin, haendel ve elbette bach gibi büyük müzisyenler ile bir zirve yaşamıştır. daha sonra halk, diğer sanatlarda olduğu gibi müzikte de son derece süslü ve karmaşık yapıda olan barok müzikten bunalmış, daha sade, anlaşılır, yalın müzikler dinlemek istemişlerdir. bu isteğe bağlı olarak "rokoko
*" adı verilen dönem başlar. bu dönemde haydn, gluck gibi besteciler bu müziğin en önemli temsilcileri olurlar. ve bestecilerin her biri, bir soylunun emri ve koruması altındadır, haliyle soylu kişi ya da imparator ne isterse onu yapmak zorundadırlar. adamlar da elbette vals, menuet gibi danslar yazmalarını istemişlerdir. zaten bestecilerin eserlerinden hangilerinin saray için hangilerinin müzik için olduğu hemen anlaşılır.
aynı zamanda bu dönemde ilk popüler müzik akımı başlar. kuhlau, clementi gibi bestecilerin eserleri herkesin dilinde dolaşmaya, her piyanodan yükselmeye başlar. fakat öyle bir adam gelir ki avrupa müzik dünyasına; müziği, müzik anlayışını ve müziğin tarihi gidişatını tamamen değiştirir:
wolfgang amadeus mozart.
mozart, pek istemese de saraya girmek durumunda kalmıştır. çünkü o dönemde bir müzisyenin başka türlü rahat yaşama şansı yoktur. geçmişe nazaran ilginç olan; mozart'ın müziğinin, bulunmaz kumaşlardan elbiseler giyip, paha biçilmez kokular sürüp mücevherler takıştırıp balodan baloya giden görgüsüz saray takımından, ineğinin kenelerini temizleyen, iki patates ekebilmek için ellerini çamurda parçalayan köylüye kadar herkes tarafından çok sevilmesi, benimsenmesidir. çünkü bu adamın müziği, onların dilinde konuşmaktadır: almanca. herkes ne dediğini anlamaktadır. bir klasik müzik bestecisinden çok, bir halk ozanı olarak görülmektedir ve müzik anlayışını tamamen değiştirmiştir. ilk halka açık konserler mozart zamanında bestecinin kendisi tarafından yapılmıştır.
fakat sarayda genişleme ve gelişme alanı bulamayan müzik, halka yeterince ulaşamıyor, sadece zenginlerin ve görgüsüzlerin dinlediği bir müzik biçimi olarak görülmeye devam ediyordu. müziğin bu çıkmazdan kurtulması için tanrı, iki kurtarıcı gönderdi:
fransız ihtilali ve
ludwig van beethoven.
beethoven, yukarıda bahsedilen zengin saray balosu takımından resmen iğrenen, onları bulduğu her fırsatta aşağılayan ve hor gören, kafalarındaki perukların ardında aslında bir bok çuvalı taşıdıklarını yüzlerine söyleyen ve haliyle bu ahali tarafından hiç sevilmeyen, onlar için kaba saba, küstah, ahlaksız ama müthiş yetenekli bir müzisyendir. "sıradan halk" ile iç içe yaşadığı zaman mutlu olan, onlarla anlaşabilen, en önemlisi onları anlayabilen ve anlatabilen bir bestecidir. söz konusu ortam nedeniyle sırf para kazanmak amacıyla gidip davetlerde konserler vermektedir. fransız ihtilali ve uyanan milliyetçilik akımının da etkisiyle çocukluğundan beridir büyük bir vatansever olan beethoven, yazdığı müziklerle halk tarafından inanılmaz derecede benimsenmiş, kısacası halka inmesi kolaylaşmıştır. kendi duygularını ve parçası olduğu halkının özlemlerini ön plana çıkartmıştır. mozart'tan farklı olarak bir halk ozanı değil, "siyasi" müzikler yazan ve muhalefetini notalarla gösteren, halkının deyimiyle tam bir "yurttaş", bir "aydın"dır. alman müziğini, alman halkıyla tam anlamıyla tanıştırmıştır. romantik dönemi açmış, ardından gelen besteciler için mükemmel bir ortam yaratmış ve esin kaynağı olmuştur. artık bestecilerin soylulara ihtiyacı kalmamıştır.
sonraki yüzyıllarda bu müzik, "klasik" sıfatından ayrılmış, "ulusal" sıfatını almıştır. mesela şostakoviç klasik müzik bestecisi değil, rus bestecisidir. ya da türk bestecilerdir saygun, erkin, tüzün... bununla beraber ulusal müzik ekolleri serbestçe gelişmiş, her memleketin kültürünü temsil eden besteciler yetişmiştir. günümüzde ise teknolojinin ve şartların da gelişmesiyle bu müzik, halktan yine uzaklaşmıştır. insanlar on iki ton tekniğiyle "aa, nasıl yapmış" diye şaşırmak, tınısal-spektral ya da puantal teknikle "aa, ne kadar muazzam bir tını-bir motif" diye şok geçirmek istememektedir. heyecanlanmak, duygulanmak, neşelenmek, coşkuya kapılmak ve kendi anadilinde konuşulanı duymak; yani o müziğin kendi hislerine "kendi dilinde" tercüman olmasını istemektedir. aynı beethoven'ın, mozart'ın ya da çaykovski'nin zamanında olduğu gibi.
aslında genel anlamda hiç de "huzur veren, yumuşak, sakinleştirici" bir müzik türü değildir klasik müzik. eserlere göre değişir. gerçekten huzur veren, mutlu eden eserler de olur, öfkeliyken dinlediğinizde cinayet işletebilecek olan yapıtlar da mevcuttur. yani yerine göre hiç bir müziğin yapamayacağı şekilde, fena halde rahatsız eder. beethoven'in beşinci senfonisini dinleyip "huzur bulan" veya çaykovski'nin patetik senfonisini (no.6) dinleyip neşelenen bir yaşam formu bilinmemektedir. çünkü bir bestecinin elinde "müzik" gibi mükemmel bir araç vardır; eğer kullanmasını bilirse, dinleyicisini istediği zaman üzebilme, istediği zaman heyecanlandırma veya sinirlerini germe özelliğine sahiptir. kurgulardaki psikopatların genelde klasik müzik dinleyicisi olarak gösterilmesinin nedeni de, klasik müziğin "evrensel" şekilde, duyguları tam anlamıyla yansıtan müzik olmasıdır. mesela, stravinski'nin "bahar ayini" adlı eserinde asla konsantre olamazsınız yaptığınız işe. veya psikopat örnek verelim: leon filmindeki stansfield karakterinin de beethoven'in"coriolan" üvertürünü dinleyip sokağa fırlıyor olması, kuvvetle muhtemeldir.
halk müziği dinsel müziğin, dinsel müzik klasik müziğin, klasik müzik de kendinden sonraki tüm müzik türlerinin kapı aralayıcısıdır; ve elbette her müzik türünde olduğu gibi, dinlemesini bilene ve zevk alana hitap edecektir.