mekaniğin, iktidarın, tarihin, gücün, bilimin ve en önemlisi de bir
düşün kitabıdır. tüm karakterlerinde düşleriyle yola çıkıp gücü arayan hırslı bireylerin olduğu eserdir. kişiler çarpıcı biçimde farklıdır. sanırım
ihsan oktay anar'ın dünyasını en iyi düşler dünyasında yarattığı karakterleri yansıtıyor. mekanik ilmi içinde nasıl tarih ve düş olur sorusuna da cevaptır. yapılan her makine(debbabe, zülkarneyn ve palanketeleri, çift namlulu topları ateşleme aygıtı, münfelik…), çizimlerinde numaralandırılan bölümleriyle kitapta yer almaktadır.
kitab-ül hiyel’de de “sırrı mektepte ve medresede değil, kafanda ara” (kitapta devri daimin sırrı olarak geçer) sözüyle yafes çelebi kitap boyunca farklı bir yolda ilerlemiştir.
madenleri eğip bükerek kuş heykelleri yapan, her türlü gaddarlığa rağmen ağlamayan davud sükunetini sabır taşının çatlamasıyla bozar.
calud hem kişiliğiyle hem de davranışlarıyla tüm sistemin merkezindedir. “namı bütün kerhanelerde yayılmış olan, kadınların dillerinden düşürmediği, o meşhur, ağızdan ağıza dolaşan maslahatında kangren başlamıştı. birkaç saat içinde kesilmezse calud’un kanı zehirlenecek ve calud ölecekti”. kadınlar arasındaki bu ününe rağmen tüm çocukları ölü doğan calud kendinden güçlü olan herkesten nefret eder.
bence kitap her ne kadar bir mekanik ilmi edasıyla yol alsa da ihsan oktay anar’ın yaşama bakış açısı, dünyası, sonun ve ölümün kaçınılmazlığı romanı makinelerden düşüncelere taşımıştır:
“ yakıtsız bir makina ise imkansızdan da öte bir şeydi. eğer bir makina olarak düşünülebilirse, kainatın da yakıtı er ya da geç bitecekti.”
“ … varlıklarını benlikleriyle sınırlayan ve dolayısıyla aslında ona ait olduklarını bilmedikleri dünya karşısında cılız ve sakat olduklarını hisseden insanlar gibi, varlığını tehdit ettiğine inandığı o devle savaşmaya karar verdi. bu dev, dünya’nın ve onun içindekilerin ta kendisiydi. ona ait olmak ise yenilmek, yani ölmek demekti. ancak bu bir bakıma doğru sayılırdı. çünkü dünya’nın bir parçası olmak, bedenin değil benliğin ölümü olmalıydı…"