hakan günday'ın önce om yayınlarından sonra doğan kitapçılık tarafından çıkarılmış okuduktan sonra hafızalardan kolay kolay silinmeyen muhteşem romanı.
bu kitaptaki hikaye bana bir şekilde fight club'ı hatırlatır. iki karakter, akıllarına esen herşeyi ama herşeyi yapan, duygularını kaybeden, gece ile gündüz gibi, ying ile yang gibi birbirlerini tamamlayan, sonunda kendilerini yok etmek isteyen iki karakter... fazla gerçekçi gözlemleriyle boğazınızda yumrulara sebep olan bir kitap. 'kimse kimseyi anlayamaz' gibi, 'düşüncelerimizi anlatabilmek için yeterince kelimenin bulunmaması' gibi, ölümü, yaşamı sorgulaması gibi...kara bir kitap.
omnes vulnerant ultima necat-hepsi yaralar sonuncusu öldürür
cümlesiyle başlayan bir kitaptan ne beklerseniz işte o beklediğinizi bulduğunuz,20 yaşında bir insan evladı bunu yazmak için feleğin çemberinden kaç kez geçmiştir diye düşündüren kitaptır.
kitap biter etkisinden kurtulamazsınız.kendinize en yakın kinyas mı kayra mı diye düşünür düşünür sonra gene düşünürsünüz.sonra o kadar çok düşünmüşsünüzdür ki düşünmekten beyninizdeki hücrelerin ölüm çığlıklarını duymaya başlarsınız.öyle etkiler adamı,evet.
intiharı körüklüyor diye suçlanmış bir ara ama ben inanmıyorum.o kadar çok düşünmekten bahsediyor ki kitap bence türk gençliğine faydası bile olmuştur düşünmeyi öğrenme ve düşünebilmenin gücü konusunda.
...
sadece gördüklerin vardır. beş duyunun algıladığı kadar anlarsın aileni, sevgilini, çocuğunu...dolayısıyla herhangi bir şeyi,birini anladığına,ama gerçekten anladığına emin olmak,sarıldığında arkasında ellerini kavuşturabilecek kadar o şeyi ya da kimseyi anlamak olağanüstü bir durumdur...ve cok zaman isteyen söz konusu olağanüstü ilişki için olağanüstü bir insan olmak gerekir...
...
hayatla ölümü, aşkla nefreti, dipte olmakla tepede olmayı, zevkle acıyı ve aklınıza gelebilecek diğer bütün zıtlıklıkları bünyesinde toplamış, sarsıcı, kendine getirici, zaman zaman tüyleri diken diken eden, hakan günday'ın kutsal kitap niteliğindeki kitabı. ota b.ka sayfalarca giri giren yazarlarınsa, böyle bi kitap hakkında bu kadarcık giri girmesi ise şaşırtıcıdır.
kinyas ve kayra.. alışılagelmiş, iyilerin ve kötülerin savaştığı ve sonunda iyi olanın kazandığı, kahramanları idol kabul edilen romanlardan değildir. kitabı anlayabilmek için, yeraltı edebiyatına, anti-kahramanlara, bedenden vazgeçişin öyküsüne, toplumdışı ilişkilere vakıf olmak gerekmektedir.
kinyas ve kayra: hiçbir yeri bir gün geri dönmek için terk etmeyen, dünyaya kurtulmak değil; daha da saplanmak için gelen, altı milyar insanın arasında doğan ve hiçbirine çarpmadan aralarından geçebilen, damarlarında kan yerine gözyaşı dolaşan iki anti-kahramandır.
kayra: 'ama dediğim gibi en büyük hatam insanlardan cümlelerimi bitirmelerini beklemekti,hayatımın belli bir dönemine kadar hep böle yaptım zaten.gözlerinin içine baktım beni bilsinler diye.kadınlardan bunu bekledim.birisi gelip(evet seni tanıyorum) desin diye bekledim.'
' anlarlar belkide delilerin dünyanın gerçek efendileri olma ihtimallerini'
kinyas:'uyuyan bir katille uyuyan bir azizin farkı yoktur.'
kayra:'yalan ancak ayrıntılarla gerçek olur,birini kandırmanın en iyi yolu ayrıntılardır.
kinyas:'...ve hep söylerdim kendime bir şey aramayan asla kaybolmaz,ve ben bişey aramıyordum'
'annem bilemezdi dünyanın sonunu doğurduğunu'
kayra:'dünyayı versem tanrıya damlasını vermez bana mutluluğun.ismim kayra,kader demek,tanrının yada mutlak bir enerjinin hayatı programlaması demek.ne büyük bir güç! '
'hayatın arka kapısı yoktu,gizlice sıgara içilen karanlık bir bölmesi yok! herşeyi bilen herşeyi bilmeye devam ediyor...'
'dünya üzerinde faşistin ne kadar iğrenç bir geçmişi varsa komünistinde o kadar kötü bir geçmişi vardır.nede olsa ikisinide insan icat etmiştir...'
'inanırsam birgün boyun eğerim iyiliğe,ama matbaadan çıkmış bir kitaba inanmak,zekamla alay etmek dışında insanlığın kötülüğünü unutmamı beklemek olur.dürüst olalım tanrılar ve dinler hepsi ben ölünceye kadar.'
kinyas:'tek spor sekstir.herkes kazanır.hepsi bu...'
'hiçbişeyi haketmediğimi düşünmek uçurum gibi bir aşağılık kompleksimi bilmem.'
'düşüncelerine susturucu takılmış bir insan olsaydım eğer korkardım ölümden.ama o kadar uzağım ki sessizliğe..'
'mükemel bir sistem kurmuş kuş beyinli amerikanlar.ne olursa olsun tek kazanan onlar.'
kayra:'ben dünyayı dinleyen 75 kiloluk bir steteskobum...'
kinyas:'ne yapmak istediğini bilmiyosan ne yapmak istemediğini düşün'
'dünya bir karambol,kimseye çarpmadan yürümeye çalışmaktansa kollarımı dahada açarak herkesi devirmeyi tercih ediyorum...'
insanüstü hayal gücüyle yazılmış olan hakan günday yapıtından sadece küçük bir alıntı.
sanırım bu alıntı kitabın kusursuzluğunu tahmin etmek için yeterli olabilir.
bu kitaptan sonra etkisinden kurutulup yeni bir kitaba başlamanız çok zor olucaktır. hele içinizde nihilizm kırıntıları varsa aman dikkat derim. kitaptaki monologlar insanda şok etkisi yapıyor. şiddetle tavsiye edilir.
''dünyanın en iyi üç gitaristinden biri,enstrümanına dair sadece şu kelimeleri söyler: gitarı ve gitar müziğini anlayabilmekteyim.varılabilicek son noktadır anlayabilmek.en üst derecede bilgi gerektirir.bahsettiğim virtüöz benim ülkemdedir..'' cümlesini okuduktan sonra erkan oğur'dan bahsettiğini anlamış ve daha bir çok sevmişimdir kitabı.
zaman zaman mantık hatalarıyla karşılaşılabilecek hakan günday romanı. özensiz paragraf yapıları, olay örgüsünde görülebilecek yanlış atlamalar, devrik cümle kullanımındaki abartı, alelade kullanılan karakter özellikleri gibi bazı eksiklikleri bulunduğunu, hiçbir kurmaca metnin kusursuz olmadığı düşüncesinden de yola çıkarak bir kurmaca metinde olmaması gereken kusurlara sahip olduğunu düşündüğüm roman. ayrıca, anlatım bozukluklarını ve gereksiz yere çoğaltılan sayfa sayısını da görmezden gelecek olursak hoş bir kurguya sahip olduğu söylenebilir. kanımca yazarın ilk kitabı olduğu göz önüne alınarak okunmalıdır. tam metnini değil sinopsisini* okumayı tercih ederdim.
hislerinden kurtulmaya çalışan kayra ile hislerine kavuşmaya çalışan kinyas adlı iki kırık şahısın başından geçenlerin anlatıldığı,(kötü bir referans olsa da) bir amerikan ekşın filmi sürükleyiciliğinde,schopenhauer metinleri sarsıcılığında ve derinliğinde aforizmalarla dolu kaliteli ve janjanlı roman...hakan gündayın ilk romanı olması sebebiyle kurgudan ziyade olaya yüklenmiştir,bu bi dezavantajtır,lakin metni daha samimi ve "gerçek" kılmıştır,bencedir,böyledir...
günday kitabı uzun tutacağım diye çok kasmışa benziyor. birçok sayfa gereksiz hatta sıkıcı. bir sayfada 10 ders verilip 20 aforizma peşine düşülmez ki..
hakan günday ın yazdığı diğer romanlar arasından en başarılısı. roman bittikten sonra yaşanabilinecek en olası durum boşluk hissi... tekrar bir romana başlamak zordur bu romandan sonra.
ernesto ve alberto yu çağrıştıran kitap. sanki biraz daha siyasi içerikli olsa che den esinlenilmiş gibi geldi bana. bu iki adamın gittikleri ve yaşadıkları şeylere bakarsak benim fikrim bu.
hakan günday'ın 2000 yılında yayımlanan ilk romanıdır. kitap kinyas ve kayra adındaki iki karakterin kendilerine ve hayata dair yazdıkları cümlelerden oluşmuştur ve bu cümleler arasında sevdiğim olanlar:vahşi bir entelektüel kadar boktan bir şey yoktur! hele hele felsefesini nietzche'den,schopenhauer'dan ya da adını bilmediğim,toplumdışılığı zeka pırıltısı sanan herhangi bir salaktan alan düşünce adamı ise gerçek bir skandaldır.
insanın kendinden asla kurtulamayacağı gerçeğini tema alan günday şaheseri. insanın hayatının içine eden bir kitaptır, okuyan kişi bir daha asla eskisi gibi olmaz. okuyan bilir okumayansa hiç bulaşmasın.
"ne kadar yalnızsan o kadar uzağa gidersin, ne kadar terkedersen o kadar ölürsün" der kayra ve gider..
hakan günday'ın mükemmel kitabı. kitabı okumadan önceki ve okuduktan sonraki kişi asla aynı olmuyor. düşünceler tamamen değişiyor. şimdiye kadar okuduğum en güzel ve hayatımın sonuna kadar defalarca okuyacağım kitaptır.
'' az yedim çok içtim.hala içiyorum. alkolü kendime yakıştırdım.
her türlü uyuşturucadan tattım. bağımlılıktan nefret ettim.gitmemi, terk etmemi engeller diye. ne bir maddeye ne bir insana bağlandım. sırf bunu kendime kanıtlamak için eroin kullandım, aşık oldum. ikisini de arkama bakmadan bırakıp gittim. geçmişe tükürüp geleceği çiğnedim.dünyayı bir oyuncağa çevirdim. ayak basmadığım yer kalmadı. kalan varsa, onları da amuda kalkar geçerim! duvarlara, bedenime resimler çizdim. bir gün öyle bir gürledim ki önümde duran şarap kadehi çatladı. benim adım hitler. kendi ordumu kurmak için bir sürü kadına tohumlarımı bıraktım.. şimdiyse ağlıyorum. hepimiz için. çünkü hiçbiri işe yaramadı... ''
"hiç uykum yok. hiç uyuyamıyorum. domuz gibi içiyorum.ama gözlerimi kapalı bile tutamıyorum. sabaha beş saat var. annemi düşünüyorum. nerededir şimdi? aynada kendime bakıyorum bazen. ve tek kelime etmesem bile vücudum yaşadıklarımı,hayattan ne anladığımı anlatmaya yetiyor.sağ omzuma kendi çizdiğim kelebek, beğenmediğim için üzerine attığım çarpı işareti ve altında aynı kelebeğin bir japon tarafından çok daha iyi işlenmişi. sol dirseğimin iki parmak yukarısındaki kurşun yarası. bileklerimdeki otuz dört dikiş. medeniyeti bir aralar, herkes gibi yaladığımı kanıtlayan apandisit ameliyatımın izi. ve sırtımı kaplayan, tanrı'nın yüzü.
bilmiyorum...
hızlı yaşadım. ama genç ölmekten çok, hızlı yaşlandım! ancak hayattayım. kayra, bir gün bana "mutsuzluguna hiçbir çare aramıyorsun"demişti. "
3 günde tereyağı gibi akıp giden, çok da farklı bi derdi ve abartı iyi çizilmiş kahramanları olmayan, zekice ama zekice olduğunu göze sokmaya çalışan bi roman sadece. hayatla ilgili ders yahut fikir arayan insanların bunu verdiğini bas bas bağıran bi kitaba "hayatımın romanı!" diye saldırması tabii ki saçma değil. alt yapısı sağlam, yetenek damlıyor kabul. ancak ben "hayat? ? ?" tribindeki tüm eserlerin yurdum kültür devrimini yaşayamamış enteli tarafından tanrı katına çıkarıldığı gerçeğinden ufaktan bi tiksinti duymaya başladım.
karakterleri kendinizle özdeşleştirmeden gayet keyif alarak okuyabileceğiniz kitap.hakan günday'ın olaylara farklı açıdan bakması, aforizmaları beni rahatsız etmedi ama her dediğini kendinize felsefe olarak belirlerseniz o zaman sorun yaratabilir.ben kitabı okurken bir sözlük yazarını ya da mizah dergisinde yazan birini okuyormuş gibi hissettim.tabi güldürü açısından söylemiyorum bunu çünkü gayet ciddi konulardan da bahsedilmiş.nasıl sözlüğü okurken her şeyi ciddiye almıyorsam bazı şeylerin abartıldığını biliyorsam kitabı da öyle okudum.bence okuyan kişiye düşünsel bakımdan çok şey katabilecek bir kitaptı.