hiç yanılmadım. beni hiç yanıltmadı. duruşu, konuşması, yatıştırıcı tavrı ve misafirperverliğiyle bir kere daha kendisini sevdirmeyi başaran kankam. sağolsun, varolsun. hiç değişmesin mümkünse.
tartışmanın âdâb-ı mahşeretini özümsemiş, güzel sorularıyla ortaya koyduğu merâkı her koşulda, her kişi tarafından mazur görülebilecek kişi. hikaye yazıyormuş inceden. kendisinden yazılarını okumanın yolunu göstermesini talep ediyorum.
hakikat için atan bir kalp, kelimeleri esir almış cümlelerinde...
anlayabilenler için, onları teker teker azad ediyor...
söz sihirdir diyerek kanmıyor, kandırmıyor; sözün sihrinden yazının hakikatine sıçrayarak yazıyor...
necip fazıl merhumun -şiir için geçerli olsa da- poetika'sında sözü geçen "kütük ve nakış" konusu ve onun bu konuya olan vukufiyeti yazılarında müşahede ediliyor.
sağlam anafikir üzerine bina edilmiş nakışı sade, gösterişten uzak.
rayihası tebliğden ziyade telkin kokan. o sebepten daima zirvelerde dolaşıyor...
modern bir postnişin gibi sesleniyor karilerine -hal diliyle- cümle aralarında:
"aşk gönülde yaşanandır; bedende değil..."
aşkı aşkım olan, aşkın adam...
yazıları için misal mi istediniz ? misale gerek var mı? işte sözlük, işte khaki.
gördüğüm anda şahsımda, john steinbeck in fareler ve insanlar eserindeki lennie karakterini çağrıştıran yazar...zeka anlamında değil elbette...sevgi yoğunluğu açısından..insanlara hoşgörüsü, saygısı, özeni böyle bir çağrışım yaptı bende..bunlara sahip olan insan, mutlaka hayata karşı sevgi doludur bana göre..sevgi yoğunluğundan, birilerini sıkıp-öldürür mü? bekleyip, göreceğiz..
zamanın yonttuklarından değil zamanı tasarlayıp, yontup, rötuşlayan; doğum gününü idrak etmiş yazar.
zamanın su gibi akıp geçiyor; sırt çantanın içinde beslenme saati tedariğiyle yürüdüğünden beri eskimeyen tek şey hakikatle yalanın kavgası...
hakikati almışsın sırtına... meydandasın. yürü şimdi salına salına...
ey hakikat tarafında taraf olan dost, eskiyorsun;
bir sene daha eskimişsin; öyle diyor sanal kelimeler dünyasının ajandası.
hikmet erleri eskirken kendini yenileyendir.
pörsümeyen, giderek hacim kaybetmeyen yeni'yle...
geleneğin sembolü çapayla, modernin, yeninin sembolü mor balonu bağlayandır...
zamanının ve bugünün mimari, estetik, letafet sanatlarının zirvesinde bina edilmiş selimiye camii yanında ona dil çıkarır gibi nisbet yapan gecekondudan sesleniyorum...
başın dik, alnın ve bahtın açık olsun...
kemalat nokta-i nazarında...
yazma, anlatma mesleğinde...
rabbim iyi insanlarla karşılaştırsın bir ömür boyu...
iyi ki doğdun...
insan olmanın sevinciyle
ve sonsuz hüznüyle ardında
aydınlık bir sabah bırakmanın*,
bir yerde unutulup kalmış vicdan gibi yazıyor
hatırlatıyor bir şeyleri sessizce
hatta; küfrettirip midede ki ülsere bi büyük kırdıracak bize bu gece.
o konuşuyor ben dinliyorum o konuştukça yıkılıyor kartondan duvarlar; ne kadar muhkem duruyorlardı zahiren...yazdığında kelimelerini evvela özenle başımın üzerine koyuyorum; sonra kalbimde saklıyorum...
iki kere konuşabildik oysa; yüzeyden yüzeye.
ama ben onu konuşmadan duyuyorum, selamımı sabah rüzgarlarıyla yolluyorum...
kendimi "ne çok acı var" diye derdin kuyusuna saldığım demlerde "acı da neymiş gel de acı gör" diyor...
bazen karanlığıyla ünlü şehrinde bir gülüşe sarıldıktan sonra gördüğü bir memleket manzarasını betimlerken yaptığı tahlillerle, yazmak için yazmama fikrinin zirvelerinde dolaşıyor.
uzak illerdeki arabasının anahtarını bir başka ilde dolanırken kaybeden yazar..
kafası nerde bilmiyorum ki..
duyan da evlilik falan gibi yüklüce bir hengamenin içinde yittiğini zanneder..
kötü başlayıp kötü gitmiş üstelik de kötü bitmiş bir günün çaresidir o.
yürek denen çınarın kuruyan dallarını budayan bir bahçıvan, ansızın çıkan ve üzerlerimize serili ölü topraklarını savuran bir rüzgardır. biz kızgın yağlar dökerken kalemizi kuşatanlara o kapılarımızdan sessiz sedasız süzülüvermiştir içeri.
yalan yok delice kıskanırım yazarlığını.
sözlüğümüzün "beyaz" eşyalarındandır aynı zamanda. gönlümüzü çamaşır makinesine, aklımızı mikro dalgaya, öfkemizi derin dondurucuya koyan adamdır.
yalnız 23 nisan'larda değil, yılın 365 günü aklının koltuğuna içindeki çocuğu oturtabilen adamdır.
dün gece ki * maça ankaradan kalkıp gelerek "çok sevdik be abi" diyen, bu sayede tanışma fırsatı bulabildiğim abi, taraftar, yazar. ligin 32. haftasında, bursasporu yenip şampiyonluğumuzu ilan edeceğimiz maçta da aramızda olması ümit edilmektedir *
insanın dört zindanı vardır demiş yiğitlerden biri. ilk üçünü siktir et, bu adamı hapsedemez kimse oralara zaten. reçete odur ki; dördüncü zindandan kurtuluşun yolu aşktır.
"aşk'ı şu anlamda kullanıyorum: muktedir bir güç. hesapçı ve oportünist akıldan yüce bir güç gerekir ki benim özbenliğimde, insan-ben'de, fıtrat'ımın derinlerinde 'ben'de bir güçlü iç-patlama koparsın, içimde kendime karşı bir devrim kopsun, yoksa bu iş doğal yasalar ile olmuyor, içten bana karşı bir başkaldırma kopmalı! değil mi ki dördüncü zindan benim bir iç parçam durumundadır. içten bir patlama geçirmeliyim, tutuşmalıyım."*
işte, tutuşan öyle biridir ki, insan olma ütopyasına yakınsar yazara göre.
khakim de tutuşur, tutuşur ot bitmez çorakları bağ bostana çeviren iç'inde.
sözlükler bazen insanların yaşamlarında derin oyuklar açar..
çok fazla yerde yazmış, haddinden fazla sosyalleşmiş, sosyalleşmenin cılkını çıkarmışlar bilir bunu..
ama bazen de yine o sözlükler, o oyukları öyle bir telafi eder ki, akıl almaz, yüreğe sığmaz bu telafi..
işte khaki, tüm bu boşlukları yeniden göze aldırabilecek bir adam..
yeniden tende, tinde yeni yaralara tahammül edebilir insan, khaki gibi bir "can" için..
bir de gözleri görmese dünyayı siyah beyaz, baksa azıcık sarı laci..
nick altı'nın erbainine yetişemesem de inceliklerini tanımlamakta ihtiyaç duyduğum kalp dilimin burukluğu bir yana kalbinin sevgi ve merhamet denizinde küçük bir damla olmaktan gurur duyduğum yazar khaki...
sözlüğün ya da tabir-i diğer kelimelerin, mefhumların ya da büsbütün birbirinden farklı şeylerin her yazarının kendi dünyasına tanımlandığı sanal dünyanın kazandırdıklarından.
o konuştuğunda çağlıyor çağlayan, gözlerimle sözlüğü karşıma getiren ekran arasında transparent bir sis oturuyor; başımı öne eğiyorum...
hakikat fikrinin arayışları içinde hüznün, inceliğin hikmetlerini buluyorum kelimeleri arasından...
liyakat sorgusuna tabi tutulmayacak yazarlardan; sihirle işi yok...
05.04.08 tarihinde dünya evine girmiş olan ve incelikte bulunup beni de davet eden sözlüğün bana kazandırmış olduğu abim kadar sevdiğim abi sıfatına koyabileceğim yazardır kendisi.
zor günlerde vermiş olduğu destek ve moral+verdiği akıllar kendisine daha çok saygı duymama sebebiyet vermiştir ki bu adam boş konuşmayıp akılcı davranır hep pozitif yaklaşır ve gerçekten kişiyi rahatlatır.
iki aydır yazacağım yazacağım bu geceye kısmetmiş. sen de hiç yok olma khaki, hep varol.
tereddütlere diz çöktüren tedirgin adam..
sarsılarak okuyorum her daim..
ve o ilk sarsıntının artçılarından kurtulmak için, başımı önüme eğip, sağ elimi sol yanıma götürüyorum..
kesif bir "eyvallah" dökülüyor dilimden.. kudretim buna yetiyor ancak..
ve nihayet "akraba ruhlar uzaktan uzağa selamlaşırlar" diyen goethe'ye rahmet okuyarak selam ediyorum..
ve bu akrabalığın verdiği cesaretle de hiç durmadan "abi" diyorum..
gecenin bu vaktinde -ki kör karanlıkta huzurlu bir uykunun kollarına bırakmış olmalıydı kendini- , uyumayıp "-de li anlatım tarzı"yla car car bana laf yetişirirken bile ne kadar naif, nasıl insancıl, ne denli sevgi dolu olduğunu anlatamam! yaşamak lazım!