gerçekleşmeye devam ettiği her fazladan zaman dilimi için hayatın sizden alacakları logaritmik olarak artmaktadır. alakalı olur, faydası dokunur diye*(bkz. kendini kendinle aldatmak)
mevzuyu teoriden çıkarıp pratiğe dökmemiz halinde, insanın kendini kandırması eylemine en güzel örnek, illaki efsanevi otuzbir çekmek eylemidir. her otuzbirin ayrı bir fantezisi ve sonucunda fos çıkan hayallerin dışa vurumudur. ha artısı var mıdır ? vardır, bir-iki dakikalık tatmin olma duygusudur fakat hepimiz tatmin olma isteğinin şaha kalkmasından mütevellit dünyaya geldik ki bu da işin ayrı bir boyutu.
olmayanı olduğu gibi kabul etmek suretiyle bir de buna inanmak.kendini kandırır insan her daim, uzaklara geleceğe atar kendini, savurmasına izin verir zamanın bir o yana bir bu yana. inanır önce kendisi ve yaşar inandığıyla. kimi zaman bir hıçkırık olur bunun patlaması, kimi zaman gözyaşı, kalpte bir sızı, acı. o acı ki inim inim inletir kişiyi...kendini kandırmışsındır işte, bitmiş olan birşeyin hala olabilitesine. ve zaman denen o melum şey seni sallarken sağa sola bir bakmışsın, aynı yerdesin, için küllenmiş bir vaziyette. yazıktır oysa ki geçen zamana, ama bilemezsin ki bunu içinde kül olacak birşey kalmayana dek... işte o vakit, bünye sarsar kişiyi şöyle bir, "heyy, ne oluyorsun,kendine gel" diye... "kızma ey bünye" diyesi gelir insanın...elden ne gelir ki kandırmasa kişi kendini ya da kaçmasa kendinden.
hep kandırmalarla geçmez mi ömür,umutla hayal kırıklığı arasında mıdır kandırma? umuttan hayal kırıklığına doğru azalan bir paroboldür belki de. gerçekle yüzleşmek ise sıfır noktasında olur ne yazık ki...
aslında farkında olup bir şey yapmamak. vakit öldürdüğünüzü bildiğiniz halde, "aman nasılsa yetiştiririm." diye saçmasapan biçimlerde takılmak. kendi kendinizi kandırmak, bazen küçük bazense kocaman yalanlar söylemek kendinize. bir gün içinde hiçbir şey yemeyip "aman canım, acıkmadım zaten." demek mesela. çok somut ve sıradan bir örnek belki ama öyle. işin aslını, yani işiniz yüzünden yemek yemeye vaktinizin olmadığını, kendinizi bile işinizden sonraki sıraya pozisyonladığınızı kendinizden saklama çabası. "biticek az kaldı." demesi gibi bir annenin, "ne kadar kaldı? daha gidecek miyiz?" sorusunu yanıtlar gibi çocuğunun. önünüzdeki yolların hiç bitmemesi ve hiçbir yere, sonuna da varmaması.
tabi arada değmeyecek, belki çok anlamsız şeylerden çok mutlu olmak; şuursuzca sevinmek falan.
nasıl da inandırıyoruz kendimizi inanmak istediklerimize ve nasıl da üzülüyoruz istemekten vazgeçmek zamanı gelince… nasıl da kandırıyoruz kendimizi her şey güzel olacak diye ve olmayınca nasıl da arsız ve yüzsüz büyütüyoruz içimizdeki umudu "önümüzdeki maçlara bakacağız artık" diye.