başkalarının veremeyeceği derecede kendi kendine zarar verecek bir karar alındığında ya da bir şey yapıldığında, farkına varıldığı an içine düşülebilecek durum.
başkalarına küsmek isteyip de küsememek, nihayet en iyisi kendime küseyim denerek içine düşülen vaziyet.
hem kötü yemek yemek hem de hesabı ödemek gibi bir şey. yapılan yanlış seçimlerin bedelini hem yaşarken ödemesi hem de yaşadıktan sonra "kendi kendisine" ödetmesidir kişinin. yapılan kötü şey kendisi başlı başına bir diyet olsa da çoğu zaman, vicdan kişiyi kendini ikinci bir defa cezalandırmaya iter. bir halt yedim, konuşmuyorum kendimle, başka bir şey de değil. kimi kandırıyorsun sen?
(charlie, 27.07.2007 22:31 ~ 22:32)
hesaplaşamamak dünyayla, kızamamak kimseye, dertlenememek dilediğince... kanatları kırılmak, yere çakılmak, okyanusta boğulmak...kocaman kelimelerin boğazda düğümlenmesi, kifayetsiz kalmak, anlamsızlaşmak. sessiz çığlıklar atmak, haykırmaya çalışmak delicesine ama dili tutulmak, ağlayamamak, gözyaşlarını kurutmak ıssız güneşlerde...zihnini atmak boşluklara, tuzlu sularda yüzmek ve derisi acımak, canı acımak...
kişinin mikser gibi herşeyini karıştırdıktan sonra dudaklarında kalan arzunun kirlettiği t-shirt'ü üstünden çıkarmasıyla farkettiği ve yaptığı eylem.
kendi söylediklerine bile inanmamak bununla kalmayıp kendi iç sesini bile dinlememeye başlamak, eskiden kurduğun hayalleri kendi ellerinle kırıp kendi ruhunu kanatmak, bunlara rağmen ağlamayı deli gibi istemek fakat bunun ne kadar saçma olacağını düşünmek böylece hissizleşmek...kendi sözünü kendine dinletememek.
kendine verdiğin sözü tutamadığında içine düşülebilecek durum.