hayatınızda bazı şeylerin pek de iyi gitmediğinin göstergesidir.yaptığınız şeylerden ya pişmanlık duyuyorsunuzdur ya da affedilemeyecek kadar büyük hatalar yapmışsınızdır.nedeni ne olursa olsun durum bu hale geldiyse köşeye sıkışmışsınız demektir.bazı şeyleri yoluna koymak istiyorsanız ilk olarak kendinizi sevmelisiniz heralde, yoksa hayat çekilmez olur.
kendimi tutamayıp sinirlendiğimde kırdığım kalplerin ardından çok pişman oluyorum ve kendimden nefret ediyorum..işte böyle bir duygu.
büyük bir suçluluk duygusuyla, omuzlarında büyük bir ağırlıkla kendinden iğrenmek. hem kendini beğenmeyip hem de kendini düzeltmek için herhangi bir adım atmamamak ve ikinci defa daha kendinden nefret etmek. kendine adeta başka bir insanaymış gibi sinir
* olmak. ölmekten ziyade hiç olmamayı istemek ve onlarca insanın açlıktan, şiddete maruz kalmasından, kanserden acı çekmesine rağmen kendisinden alınmayan en büyük zenginlik olan sağlığının kıymetini bilmediği için bir daha nefret etmek. aynı şeyleri tekrarlattığı için içi içini yemektir kendinden nefret etmek. tüm hücrelerini acı çekmeye mahkum etmeyi istemektir. insanın sonsuz savaşında kaybetmeye mahkum olmaktır. aynı şeylerin olmasından bıkmaktır. başaramadığını kabul etmektir her ne kadar zor olsa da. hayatın akışına bir türlü kapılamamktır. her zaman küçük engellere takılmaktır. içinde büyük bir korun kül etmesidir her şeyi. keşke hiç yorulmadan devamlı lastik atladığım sindi bebeğimle oynadığım günlere özlem duymaktır hiçbir şeyin farkında olmadığım saf olduğum bakterileri görmediğim zamana. bakterilere karşı bir şey yapamamaktır. kendinden nefrete etmekten yorulmaktır çünkü hiç ilerleyemiyorsun. faydasızlığın doruk noktasıdır. bütün bunları niye yazdığına anlam verememktir. yetersiz olduğunu kabul etmektir kendinden nefret etmek. sanırım bu kadar.
devamı olarak kendinden nefret etmek ruh gibi olmaktır anlamsız gözlerle etrafa bakmaktır. içinde sevgi kırıntısının bile kalmaması demektir. ne yapacağını bilmemektir. ayrıca kendinden nefret etmek gerçekten gayet güzel bir şeydir aslında. çünkü suçluluk duymak asil bir şeydir. ama insan kendinden öyle nefret eder ki kendine bu duyguyu bile yakıştıramaz.
bazen bazı şeyler neden oluyo diye sormaktır. keşke yapmasaydım demektir, keşkelere olan tüm nefrete rağmen. bazı şeylere maruz kalmaya sebep olduğu için insanın kendini suçlamasıdır. of aman ya allah kahretmesim demesidir.
(viola, 03.01.2005 13:12 ~ 22.08.2005 13:55)
kendinin işe yaramadığını hissetmektir. ya da bazen asla yapmam dediğin şeyleri yaptığında ağır bir pişmanlıkla kendini kabullenememektir. iç savaştır; önce sinirlenirsin, sonra kendinle barışırsın ama hep bir çemberin içinde dolanır durursun. adım ata ata çemberin içinden çıkarsın; bu sefer de kendini kaybedersin.
hiç üzmek istemediğiniz birini üzdüğünüzde olur bu olay. onu üzmemek için elinizden geleni yaptığınızı sanırsınız ama bu her zaman yeterli olmayabilir. yaptığınız bir hata sonucu çok sevdiğiniz birini üzdüğünüz zaman işte kendinizden nefret eder olursunuz. "ben niye böyleyim?" diye düşünürsünüz. bir daha böyle bir şey yapmayacağınıza kendinize söz verirsiniz. değişmek istersiniz, ama değişemezsiniz. değişseniz bile içinizde ufak parçacıklar kalır. bir gün yine aynı hatayı yaparsınız, yine değişmek istersiniz, yine olmaz...
başarısızlık üstüne başarısızlıkla geçmiş bir 22 yıldan sonra ayna karşısında kendinize duyduğunuz hislerin dile dökülmüş hali.
bir tür motivasyondur; göt kalkmasını önler; "tamam mükemmele ulaştım" sözlerini ağzınıza tıkar; sizi kendinizi sürekli geliştirmeye iter. bilimsel gelişmelerin savaş zamanlarında coşması gibi bir etkisi vardır yani. ama abartmamak lazım. arada bir de sevin kendinizi.. öpün, okşayın... keyfinize kalmış.. ama bunu da abartmamak lazım..
(radula, 20.11.2005 01:00 ~ 01:09)
kişinin durup düşündüğü anlardan birinde yaptığı yanlışlar altında ezilmesi sonucu kendine duymuş olduğu öfke ve pişmanlığın dışa vuruluş biçimidir.
bir nevi kendinin uzağına düşmek. belki de büyümek...
nefreti doğuran sonsuz sevgidir aslında, herkes kendini düşünür ve kendini düşündüğünün ayırdına varınca tiksinti başlar, tiksinti kini besler, nefret doğar.
verdiğin sözleri, içtiğin antları unuttuğunu fark edersin bir zaman sonra.. yalnızlığına bir kez daha ihanet etmişsindir umarsızca.. hatta "bunu nasıl yaparım?!" sorusu beynini kemirirken korkunç dönmeler yüzünden başını duvarlara vurmak, duvarlarla parçalanmak istersin... kendi yükünü bir başkasının yorgun omuzlarına yüklemişsindir... üstelik o başkası sadece mutlu olmasını istediğindir. bu paradoksu yarattığın için miden bulanır, aynalara bakamazsın..nefret edersin kendinden..
kendimin uzağına düştüm yine dediğimde bir yazarın şu sözleri çarpıyor kulağıma:
" hayat kendi dışımıza çıkıp yeniden kendimize döndüğümüz yolculukların toplamından oluşuyor. o yüzden insanların hayatları birkaç aydır toplasan, 70-80 yıl değildir aslında."
ben de diyorum ki, bu sefer yol çok uzadı be üstat...
"olgunlaşma evresi"dir.
ancak nedense, nefret edilmek daha çok hoşuma gider.
(bkz:
nefretle an beni)
olmaması gerekeni yaptığınız yada yaşadığınız anda hissettiğimiz duyguya verilen ada denir.
depresif kişilerin kendilerine bakışıdır.depresyondaki bir kişi kendisini küçük görür ve nefret edebilir.
çok sevilen dostu gereksiz bi konuda, yanlış anlaşılma sonucu kırmak, kendinden ölesiye utanmak, özür dilemek defalarca, ama o güzel insanın gözlerindeki hayal kırıklığı ve nefreti görmek.. bişey yapamamak, çaresiz kalmak.. sonrasında kendinden utanmak, nefret etmek.. hayattan soğumak, depresyona kapı açmak, her gece dostla yaşanan güzel günlerin defalarca rüyasını görmek. üzüntüyle uyanmak, kendinden daha da nefret etmek.. dostu gördüğünde konuşamamak, onun da tavırlarındaki soğukluğu görmek. kahrolmak..
insanın kendine verdiği sözleri bir türlü tutamamasının sonucu
değişen koşullara ayak uydurma adına ailenizin size öğrettiği bir çok şeyi bir kenara atıp iğrenç bir insana dönüşmek.
yazarlıktan çaylaklığa gönderilmek yada çaylaklık dönemi sonucunda üyeliğin silinmesi durumlarında başgösteren duygu çıkmazı.
yapılamayanlarda,özellikle yapılabilecek şeyleri yapamadığında hissedilen duygudur..geçici olarak bile hissedilmemesi gereken bir histir ki, eğer hissediyorsanız problemleriniz var demektir. uzun süreli nefret etme intihar sebebinin başında yer alır. kötüdür, herşeyinizi engeller, oldukça zarar verir,can yakar.
insanın;
– aptalca şeyler yaptığını farkettiğinde
– çocuğuna bağırdığında / tokat attığında
– başarısızlığa uğradığında
– aldatıldığında
– kedisi / köpeğiyle başa çıkamadığında
– işten kovulduğunda
– sevgilisini başkasına kaptırdığında
– sınıfta kaldığında
engel olamadığı durum.
kişinin kendini tek bir durum,tek bir an ile kısıtlayarak yaptığı,benliğinin geri kalanını silip atma davranışıdır..bu kadar kolay kenara atılabilecek bir ben varsam ortada,niye varım ki zaten diye daha da öfkelendirir..intihar kimseden o kadar da uzak olmayan bir olgudur aslında..
öte yandan zihinde;nefret edebilmek için önce bir "kendi" yaratmalı/ortaya koymalı;gibisinden düşüncelere rastlanmak mümkündür..tam bu anda gerzekçe,"onu da yapamayanlar var" cümlesinde teselli arama çalışmalarına girişilir..hatta böylelikle öfkenin yönü ve kapsamı değiştirilerek,"zaten dünya boktan" noktasına gelmek,bir parça bünyeyi sakinleştirebilir bile..
fakat sonrasının sağlam depresyona çıktığı unutulmamalı,dozajında davranılmalıdır..
yalnız olduğunu düşünür insan bazen. ne yaparsa yapsın, nasıl davranırsa davransın engelleyemez yalnızlığını. aslında engellemeye çalıştığı şeyin paylaşılamaz olduğunun farkında olsa dahi bu önemini yitirmiştir o an için. hiçbir kimse veya hiçbir mekan o anda, o süre zarfında onu içinde bulunduğu ruh halinden çıkarmaya yetmez, yetemez. yarasız hissedilir ve bir o kadar boşlukta. işte tüm bu düşünceler etrafı sarmışken kendinden nefret etmeye de başlar insanoğlu..
öncelikle;
(bkz:
insanlardan nefret etmek)
evet olabilir, hayat bazen istediklerimizi bizlere sunmaz. evet olabilir, hoşlandığınız kişi bir başkasını seviyordur. evet olabilir, istemediğiniz bir işte çalışıyorsunuzdur. evet olabilir, kedileri sevmiyorsunuzdur. evet olabilir, kaymaklı bisküvinin önce kaymaklarını yiyorsunuzdur. evet olabilir, yalan söylüyorsunuzdur. evet olabilir, karşınızdaki kişi sizi göz göre göre aldatıyordur. evet olabilir, kantinde üzerinize çay dökmüşünüzdür. evet olabilir, otobüste akbilinizde yeterli kontor olmadığını belirten o lanet sesi herkes duymuştur. evet olabilir, çoğu kişinin ilgisini çekmeyecek bir tipiniz vardır. evet olabilir, saçlarınız dökülüyordur. evet olabilir, tırnaklarınızı yiyorsunuzdur. evet olabilir, "ıy iğreniyorum bu tarz müziklerden" deyip sonrasında kendi başınıza kaldığınızda dinliyorsunuzdur. evet olabilir, ayaklarınız kokuyordur. evet olabilir, dişlerinizi fırçalamıyorsunuzdur. evet olabilir, bugun duş almadığınız 4.gündür. evet olabilir, terli terli su içiyorsunuzdur...
ama kimsenin sizi bunlardan dolayı yargılamaya hakkı yoktur. ve sizin kendinizi sevmemeye.. burda kendini sev kardeşim, bencil ol türünden bir yaklaşım yoktur. bencillik kötüdür. bencil insanlar da kötüdür. size en iyisi şu yakışır;
(bkz:
insanları sevmek)
insanlardan,yaşadığı dünyadan,ailesinden,okuldan,iş yerinden,soluduğu havadan,hayvanlardan kısaca yaşadığı dünyadan nefret eden insanın aslında içinde bulunduğu temel sorundur kendinden nefret etmek.bu durumda bulunan kişinin eleştirdiği davranışlar,hoşuna gitmeyen özellikler,affetmediği insanlar belki de kendine en yakın bulduklarıdır..kararlarında,hatalarında,tavırlarında kişiliklerinin izlerini yakaladıkları,gözlerinde benliklerinin yansımasını okuduklarıdır..kendinden nefret etmek kolaya kaçmak,çabalamak yerine suçlamanın karşı konulmaz hafifliğine kapılmaktır.rahatı seçmek ve gerisini birilerine bırakmaktır.tanrıya,doğanın akışına ya da insanlara.kendine güvenini yitirmek,kişiliğindeki gücü hafife almaktır kendinden nefret etmek..boş ve hatta yararsız olduğu bilinmesine rağmen tekrar tekrar pişman olmaktır..oysa kendini sevmekle başlar zorluklara direnmek..kendine hata yapma şansı tanımak bir bakıma,kendini hoş görmek;dibe vurduğunda en tepeye zıplayacak gücü verir insana..
şöyle bir öz eleştiri yaptığımda:
hatalarım var..biliyorum..mükemmel değilim...önemi yok
*..
kendimi seviyorum..
bazen onurlu bazen onursuz sebepleri vardır bu duruma düşmenin.
kendi yalanlarına hapsolmuş olduğunu içten içe sezen ama yine de bunu kabullenemeyip kendine bile itiraf edemeyen insanın düştüğü durum. öyle ki bu kendinden nefret etme durumunu bile kabullenmez. bunu okur, içlerden bi ses "bu sensin lan" der. duymamaya çalışır onu. cevaben; "hadi ordan, nerden çıkarıyorsun bunları", der. susturur o sesi. böyle yapınca daha da nefret eder kendinden. bilipte söyleyememek, kabullenememek. bu kahır yeter onlara.
bi başka türlüsü ise kendine verdiği sözü tut(a)madığında da kendinden nefret eder insan mesela. bunun derdi dürüstlüktür. önce kendisine dürüst davranması gerektiğini bildiği için çeker kendine verdiği sözü tutmamış olmasının vicdan azabını. başkasının ne düşüneceği bu boyutta önemli değildir. kendine kızdığını saklama gereği de duymaz bu yüzden. daha çabuk rahatlar. sonuçta rahatlar. kafasında bin tilki dolaşmaz.
bazen de kurtulamadığımız kibirimizin sonucudur.kendimizi bulunduğumuz konuma,seviyeye ve sahip olduğumuz şartlara bir türlü layık göremeyiz ve beklentilerimizin yüksekliği yüzünden hissettiğimiz başarısızlık ve yenilmişlik hissi kendimizden nefret etmemize yol açar.