aynı ekonomik sistem içinde yaşayan insanların refah dağılımının hiç bir zaman mükemmel hatta onu geçtim tatmin edici sayılan bir düzeyde olmaması neyin sonucu olabilir. uygarlık bu kadar dinamikken 6000 yıldır aşağı yukarı statik kalan bir konsepti müthiş bir keskinlikte açıklayacak bir süperkompüterim yok ama fikir yürütmek beleş nasıl olsa. tek giride uygarlık tarihi dersimize hoşgeldiniz
ekonomik organizasyon: binlerce kilometre gidip kavşaklarda takas yoluyla ticaret yapılırdı. daha sonra altına tapan kilisenin etkisiyle mercantilism geldi. localar geldi. insan iradesini baş tacı eden aydınlanmayla
laissez faire fikri yeşillendi. şu anda da devlet müdahalesinin günah sayıldığı bir global ekonominin karını maksimize etmeye çalışan agent larıyız. bu arada ticaret hacmi viktoryen endüstri devrimi zamanlarında ekonomik büyüklüğün yüzde altmışına kadar yükseldi. kısmen teknolojinin sağladığı bitmek bilmeyen maliyet düşüşleri sayesinde uluslararası ticaretin ekonomideki ağırlığı gün geçtikçe artıyor. (sarkozy gibi hödüklere rağmen) bütün bu hikaye süresince sosyal adaletsizlik hep çok ciddi derecede varoldu.
politik organizasyon: biraz güvenlik için özgürlüğünü feda etmeye karar veren insan dev bir adım atıp yerleşik düzene geçti. o günden bugüne yükselen fedakarlık trendi iyi kötü devam etti ve sayesinde devletin insan tarafından yaratılan devasa gücü kullarını ezmeye hiç ara vermedi. 18. yüzyılda kralın öldürülmesi ve papanın saçından sürüklenerek zindanlara atılmasıyla devletin kıçını dayadığı kutsiyet yerle yeksan oldu. rousseau sayesinde devleti aslında bizim kurduğumuzu anladık ve biraz daha kan döktükten sonra özgür serfler olarak cumhuriyeti kurup 6000 yıllık geçmişi olan resmi köleliği günah ilan ettik. cumhuriyetin yeni tiranları ve kukla temsilcileri bir kaç yüzyıl daha her yanı kan gölüne çevirip önüne geleni sömürerek dünyanın anasını ağlattı. bu adamlardan fazlaca hesap sorulmayınca, insanın kendini yönetme kaygısının da oldukça zahiri olduğunu anladık. aralanan
demir perdenin arkasında saklanan eşitlik ideali de aslında bir ortaçağ şatosuymuş. akıllı olanlarımızın bir kısmı piçliğin ve kar maksimizasyonunun hem insanın hem devletin doğasının ortak nüvesi olduğunu yazıp çizdi. hevesimiz biraz daha kırıldı.
insanların eşitlik idealine en yakın olduğu yıllar 1938-1945 arasıydı. gerisini sen düşün
dini organizasyon: şekil üzerinde göstereyim.
http://mapsofwar.com/...
işte böyle. milyonlarca değişik coğrafi konumda, yukarda sayılan farklı sosyal, dini, iktisadi kombinasyonların varlığında insanlar asla eşit olmadı. eşite yakın bile olmadı. inanmıyorsanız iskandinavya dahil dünyanın herhangi bir yerinde yürütülen seçim kampanyalarını oturup inceleyin. o zaman, bütün egaliteryen safsatalara rağmen insanların eşit olmamasının sebebinin, insan aklının bizatihi kendisi olduğunu göreceksiniz. o yüzden mutlaka bir şey eleştirilecekse, tekil olarak insanlar ve ülkeler yerine hiç olmazsa kavramlar tartışılsın ve de arabalar sarıda geçmesin istiyorum.