ilkokuldayken bütün duygularımızı sömürüp, geleceğe yönelik depresif birer insan olup çıkmamızı sağlayan yazar. bir ara ilkokul çağındakilere okutulması yasaklanmıştı. öyle hikayeler yazardı ki; unutamadığım tek şey, kitabın son sayfasını çevirdikten sonra dünyanın ne denli iğrenç bir yer olduğunu düşünürdüm.
kişisel birşeyler söylemek gerekirse; hakkında karar veremediğim yazar.
kabul etmek gerekir usta bir edebiyatçıdır. empati olayını bu denli iyi kuran nadir yazarlardandır. dili, kurduğu dolanbaçlı cümlelere rağmen nasıl bu "anlaşır"dır anlaşılamaz. ayrıca betimleme sanatının kralıdır kanımca.
ama 9-10 yaşındaki çocukların psikolojisini nasıl ve neden bukadar profesyonelce bozmuştur bilinmez. kötülük bilmeyen temiz kalpli 10 yaş çocuklarına o muhteşem diliyle neden travma öyküleri anlatır. neden annesini tren ezmiş, babasını sansar yemiş çocuğun hayatını yazar...
kendisinin en bilinen ve en "hafif" öyküsü küçük beslemedir.
benim okudugum ve bildigim diğer öyküleri;
(bkz: cambazın kızı)
(bkz: baba evi)
(bkz: şeytan çocuk)
(bkz: can yoldaşları)
küçükken etkisinde fazlaca kalıp hüngür hüngür ağlamaya başladığım için babamın kitaplarını okumamı yasakladığı yazar..ben gizli gizli okumaya devam ettim gerçi ama sonum da pek iyi olmadı hani..
(bkz: depresif yazar)
(bkz: aşırı duygusal yazar)
(bkz: bunalım yazar)
katiyen yasaklanması gereken yazar, cehennemi bu dünyada yaşatmak gibi bir niyeti varmış herhalde, ben zavallı eğitim sistemi mağduru; üçüncü sınıfta bu adamın kitaplarıyla tanışmış, hemen hiçbirini tamamen bitirememiştimn, iyi ki şizofren olmadan okumayı bırakmışım.
acıların çocuğu konseptini başarılı ve profesyonel biçimde işleyen kaliteli bir yazar.
olaylar beklenmedik yönde gelişir. örneğin herhangi bir acıların çocuğu hikayesinde kör olan bi insana araba çarpınca gözleri açılmasına karşın kemalettin tuğcu kitaplarında mevzubahis karakter bir de topal kalır.
bu yazarın ingiliz versionu vardır:
haksızca değerlendirmelere maruz kalan bir yazardır. evet yazdığı romanlar pedagojik açıdan tartşılabilir ama içerdiği insani öğeler, devamlı iyinin kazandığı olay kurgusu neden gözönüne alınmaz? herşeyden önce çok verimli bir yazardı, cumhuriyete bağlıydı, yazıp çizdiklerinin çocuklar üzerinde iç karartıcı bir etkisi olduğu kabul edilse de onlara erdemi öğrettiği de bir başka gerçek. uzun yaşayan, çok yazan ama bir çok yanlış değerlendirmenin gölgesinde hatırlanan bu ulu yazara rahmet olsun...
çocukların hayatını karartan, iyi ki okumamışım diye yatıp kalkıp dua ettiğim yazar. yakın bi arkadaşımın hayatı yolunda gidiyor görünürken, yaşadığı her an ona buna acıyıp üzülmesine şahit olurdum. bir gün, "itiraf edicem ben niye böyle psikopatım, çocukluğuma dayanıyor" dedi. bildiğim kadarıyla gayet iyi bir çoçukluk geçirmişti. devam etti: "ben küçükken ordan burdan bulup ailemden gizli kemalettin tuğcu okurdum"
çok soylu bir aileden gelmiş, iyi okullarda okutulmuş, hukuk bölümü mezunu bir yazardır. bir abisi vardır. abisi devletin gizli servisinde çalışmaktadır ve iyi bir konumdadır. yazarın depresif, hüzünlü yani can acıtan bir uslupla yazmasını yalnızca böyle bir hayata sahip olmamanın merakı içersinde olmasına bağlayabiliyorum. bu konumdaki duygusal bir insan ancak dürtülerini takibederek acılı gözlemler yapabilir ve sanırım varolan yetisiyle de bunları kağıda dökebilir.
pure norwegian death arabesk denince ilk akla gelen yazarımız, türk halkının yüzyıllardır okumaktan bıkmadığı fukara/yokluk edebiyatının en önemli eserlerini kaleme almıştır. uslanmaz bir romantiktir. yarattığı karakterlerin kişiliklerini çok keskin çizgilerle belirlemiştir, protagonistler mazlum lawful good, antagonistler ise rspu çocuğu chaotic evildır, ortası yoktur. iyi niyetin saflığın masumiyetin timsali çocuğu fakirlik, yetim kalma, aile içi şiddet, ölümcül hastalık vb. muhtelif vahim durumun merkezine yerleştirerek okuyucuda derin bir acıma duygusu oluşturur. duygu sömürüsüne başvuran onlarca yazarın arasından sıyrılıp kült statüsüne erişmesinin sebebi ise bence türkçeyi yetkin bir şekilde kullanabilmesi ve akıl mantık sınırlarını zorlar derecede melankolik öyküler kurgulamasıdır.
örnek vermek gerekirse, adını şu an hatırlayamadığım bir eserinde üvey annesi öksüz ve yetim küçük kızını nedensiz yere hunharca dövmektedir. kızımız narin yapısına karşın hem eve ekmek getirebilmekte hem de üvey annesinin sadizmine katlanabilmektedir. ama ne yazık ki en sonunda bünyesi dayanamaz ve sakat kalır. daha sonra bir şekilde üvey annesi aslında kızımızın beşikteki bebe iken fakirlikten cami avlusuna bırakmak zorunda kaldığı kendi özbeöz yavrucağı olduğunu öğrenir. akabinde, kendi yavrusunu sakat bırakmanın tarif edilmez acısı içerisinde verem olur. biri sakat biri verem olsa da yıllar sonra birbirlerine kavuşmanın muazzam sevinci içersinde ana kız sonsuza kadar mutlu mesut yaşarlar.
yalın bir dil ve olay tabanlı kurgu kullandığından dolayı eserlerinin sinemaya uyarlanması nispeten kolaydır. sezercik ve türevi yeşilçam filmleri öyle veya böyle tuğcu romanlarına dayanır. "tüm yazarlarımız toplumsal gerçekçi, dadaist, entel dantel aristokrat olsun" gibi elitist bi savım yok, üvey baba-vari popülist romanlar da yazılmalı. tüm ülkelerin yazınında tuğcunun yaptığını yapanlara rastlamak mümkün zaten. sevenlerine dancer in the dark ve the elephant man filmlerini; hanbun no tsuki ga noboru sora ve elfen lied animelerini izlemelerini tavsiye ederim.
hepimiz minicik birer çocukken yazdığı kitaplarla bizi ağlatan, üzen, kısacası gerçek hayata ısınma turları atmamızı sağlayan yazar. özellikle küçük beslemeve üvey baba eserleri gerçek klasiklerdir, pişmiş tavuğun başına gelmeyen bir takım olayları bu romanların kahramanları rahatlıkla yaşayabilir. bunları sonradan star tv başarısız bir televizyonculuk atağıyla dizi haline getirmiştir, fakat dizileri kimse izlememiş, izleyenler ise bir daha tv görmemeye yemin etmişlerdir.
bu tip dizileri çekmek için bir adet her daim mağdur görünen çocuk oyuncu, ve varoşlardan samimi (!)bir mahale ortamının yeterli geleceğini düşünen anlayış kahrolsun! iğrendik lan hepimiz, ne kötü dizilerdi.
kemalettin tuğcu kitapları; duyarlılığı, erdemi, umudu kazır küçük bünyeye. aynı bünye yaş ilerledikçe "acaba erdem ve duyarlılığa bu kadar ihtiyacım var mıydı" diye düşünebilir. gerçekle karşılaşma anlarında her zaman iyinin, doğrunun kazanamadığını idrak edince dibe vurmaya neden olabilir. buna rağmen yine çocukluğuma dönsem yine okurum.
baba tarafından yasaklandığı için, gece herkes uyuduktan sonra el feneriyle okunacak kadar sürükleyici,
merhamet duygularımızın sınırlarını zorlayacak, çocuk bünyesine fazla gelecek kadar dramatik,
her hikayesinin mutlu sonla bitmesi nedeniyle, sürekli umutlarımızı besleyen kitaplar yazabilen,
babamdan yıllar sonra, şimdilerde m.e.b. tarafından kitaplarının okullarda okutulması yasaklanmış olan yazar.
ismini ne zaman duysam hiç alakasız olarak, 80 li yıllarda her pazar günü ütülenen kapkara okul gömleğim ve kolalanmaktan taş kesilen beyaz okul yakam aklıma gelir.
"kolsuz memet, öksüz ahmet, çolak murat, yetim portakal, zavallı elma " şeklinde insanın içini bayan isimlere sahip öykülerin yazarıdır. ilkokuldaykene bize yasaklanmıştır bu amcamın kitapları ama bizim evde mevcut olduğundan okuyup okuyup ağlamışlığımız vardır. annem bizi bırakıp gidecek diye götümüz üç buçuk atardı yemin ederim.
küçük bir şair tarafından "bizlere yaşıt olanlar daha duygusaldır, onlar hiç olmazsa kemalettin tuğcu okudular" şeklinde bir tespite malzeme olmuş yazar.
babasının acıma duygusu yüzünden ölene kadar ayakları sakat bir şekilde sürdürmüştür yaşamını. hayatı bir pencereden izlemiş, okuduğu kitapardan fazlaca etkilenmiş ve dolayısıyla dünyayı pencereden ve kitaplardan okuduğu kadarıyla öğrenebilmiştir. bütün bunlar bir yana m.e.b nin kitaplarını yasaklaması ise tam bir faciadır. 70 sonrası çocuklarına her ne şekilde olursa olsun okumayı sevdiren kemallettin tuğcu dan başkası değildir. kitap yasaklamayı, kitap yakmayı, yazar asmayı, sürgüne göndermeyi vatan haini ilan etmeyi bilen örümcek kafalılar önce ciğeri beş para etmez insanların sundukları abuk subuk televizyon programlarını kaldırsınlar da sonra sıra tuğcuya gelsin diyorum ve bu değerli yazarı saygıyla anıyorum.
o değil de, bu müstesna yazarımız ilkokul [tercihen ortaokul da olabilir, mazoşizm derecesine bağlı] öğrencilerine hitap ediyor sanırım. aşağı yukarı o dönemlerde birkaç kitabını okuyup kederden [dert değil, oturtamadım buraya] saçlarını ace beyazlığı kıvamına getirme riskini göze almış biri olarak, saç beyazladıktan sonra önemli bir noktayı gözden kaçırdığımı farkettim [tey tey].
dediğim gibi, vakti zamanında yazarın bir kitabını okumuştum[sanırım siyahlı kadın idi]. seniha ve semiha adlı iki güzel aşiftenin bir adamı koca olarak paylaşmalarının hikayesiydi. hafızam beni yanıltmıyorsa, müstehçen birkaç sahne de vardı. ve işin kötüsü yine yanılmıyorsam kitabın sonu garip bir şekilde mutlu sonla bitiyordu. kemalettin tuğcu o kitabının sonunda bilindik fatality'lerinden birini yapmamış, iki kadının bir adamı gayrimeşru bir şekidle paylaşmasını normal birşey gibi aktarmıştı. en azından suçlular cezasını çekmemiş, ilahi adalet vuku bulmamıştı. bu da bu durumu tolere edilebilir birşey gibi gösterebilir.
bu hikayenin o yaşta bir çocuğun ufkuna ne katabileceğini bi kenara bıraktım ki şahsi kanaatim olsa olsa hızlı okumasına falan yardımcı olabileceği vb. gibi bişeydir, çocuğun beyin kıvrımlarını derinden sikertebileceği ihtimali göz önünde bulundurulunca akıl karı değil diyorum kemalettin tuğcu kitapları. bunu alan bunu da aldı tarzında bir yaklaşımla bazı kitaplarına bir göz atalım isterseniz:
> korkunç yıllar
> içler acısı
> kolsuz bebek
> sakat çocuk
> çocuk hırsızları
> garip
> istenmeyen adam [aklıma direk istenmeyen adamın milleti doğradığı bir senaryo geliyor nedense.sç]
> karanlık dünya
> satılan çocuk [yuh]
> çocuk ihtiyar [sofie'nin dünyası'nda olduğu gibi çocuk kitabın içinde kemalettin tuğcu kitapları okuyarak yaşlanmış olabilir. bilim kurgu dalında.]
> şeytan çocuk
> bu çocuk kimin?
> bir evlatlığın hatıra defteri
> babasızlar
> gurbet acıları
> görmeyen yavru
> zavallı çocuk
> zavallı büyükbaba
not: girinin başı sonu sakin, ortalarda niye sinirlendim anlamadım.
acıların çocuğunu yazabilen insan ulan bütün kitap isimleri mi olumsuz ne varsa açığa çıkarır. bir nevi charles dickens türevi yazar bıkmaz mısın abi acitasyondan sen denebilir adama.