bazen ağlamak veya susmak bile çözemeyebiliyor işi, öyle bir şey yapmaniz gerekiyor ki içinizdeki his sizi değil siz onu bastırabilin. artik o da neyse, bilinmez.*
duyguların kelimelere dökülememesi, fazlasıyla hissi bir anda yaşamak sonucu konuşamama olayı..
susmak ve gözler duyguların tamamlayıcısıdır.düşünceleri dışarıya yansıtmada yardımcı şeyler olmasına rağmen bazen kelimelerle anlatılan ancak düşünülen şeylerin fazlası gözlerden okunur.zaten okuyan kişi de sizi çoktan çözmüştür.
(bkz. gözler kalbin aynasıdır)
hakan peker ne demiş:
kelimeler yetmez böyle bir aşka
2 ayrı uçta duran, 2 ayrı, 2 keskin duyguya ait belirtiler; ya çok sevdiğimi anlatamadığımdan kelimeler yetersiz kalır, ya da ne hissettiğimden emin değilsem.
için çok doludur, o kadar yoğundur ki hissettiklerin, kelimelere döküp onu basitleştirmek istemezsin, için o duyguyla, o hisle dolup taşıyordur ama sen onu dile getiremezsin bir türlü.sonunda dolambaçlı yollardan hissettiriyim der eline yüzüne gözüne bulaştırır sessiz sedasız beklemeye başlarsın,anlasana be hain der durursun
aşırı duygu yoğunluğu ve içsel bilgi alışverişi sonunda sisteminizin kitlenmesi ,gözlerinizde mavi ekran oluşması. kalbinizin herhangi nedenden dolayı daha hızlı atması. *
nice duygular vardır bunları var olan kelimeler ile anlatmak mümkün değildir. çünkü öyle bir duygudur ki sizden başka kimse yaşayamamıştır o duyguları. zaten yaşasaydı "şaşırmak, sevinmek, üzülmek vs. gibi" durumları anlatan sözcükler gibi ona da bir sözcük bulunmuş olurdu. işte böyle durumları ifade derken imdadımıza yetişiverir "kelimelerin yetersiz kalması". içinizdeki duyguları anlatamaz belki ama hiç olmazsa ne denli zor bir durumda olduğunuzu bir nebze olsun karşınızdaki insana aktarabilmenize yardımcı olur.
insan evladının ürettiği iletişim yöntemlerinin en yetersiz, en karmaşık, en yıpratıcı olanıdır dil..
iletişimi kolaylamak için ortaya atılmış, üretilen her yeni kelimeyle, her yeni kavramla amacının aksi istikametine savrulmuş bir kodlama sistemidir dil..
çünkü dil çetrefilleştikçe, insanların temas yeteneği azalmış, ve insan evladı bu yabancılaşmayı dilden öte yeni bir dile, imgelerle örülen bir anlatım biçimine sığınarak örtmeye çalışmıştır..
çekirdeği yeterince doldurulmamış arzların, beklentileri haddinden fazla arttırması, karmaşıklaştırması ve karmaşıklaşan her şeyin, yeterince hakkı verilmezse eksilmesiyle açıklanabilecek bir durumdur bu..
sonuçta dil ve onun yaşayan değişkenleri olan kelimeler, anlamsızlaşmış, yorgun düşmüş, kişiselleşmiş, bir iletişim aracından ziyade bir yalnızlık kalesine dönüşmüştür..
ve kelimeler yetersiz kalmaktadır elbette, ne tür bir paylaşım arayışında olursak olalım..
gözlerinin içine bakıp seni seviyorum demeyi düşünürsünüz.. fakat boş, daha doğrusu yetersiz gelir bi an.. sana aşığım cümlesi geçer beyninizden.. beni bırakma.. sonsuza kadar yanında olmak istiyorum.. sen hepsinden farklısın. beni sev. sen de bana aşık ol.. sakın beni terketme, dayanamam.. seni seviyorum.. sana sarılıp sonsuza kadar öyle kalmak istiyorum.. aşığım......... hepsi dolanır durur beyninizde o birkaç saniye boyunca.. belki geçmişte o kadar da haketmeyen başka biri için öylesine kurmuş olduğunuzdan anlamsız gelir o an bu cümleler size.. belki yetmez içinizde yanan ateşi ifade etmeye...
hani ufak bir kedi yavrusunu, ya da bir bebeği severken ne yapacağını şaşırır ya insan.. öpmek, koklamak, ısırmak, mıncıklamak, bağrına basmak boğarcasına sıkmak, sarılmak ister.. öyle bir andır bu da belkide.. sevgisini nasıl ifade edeceğini şaşırır insan.. kulaklarının duymadığı bi kaç kelime dökülür belki ağzından.. ama yalvarır gözleri, "iyice bak ve anla seni ne kadar sevdiğimi, sadece gözlerimden" diye...