1. dünyevi ihtiyaç, istek ve zevklerle törpülenen imanın en kısa yoldan tazelenmesi bu cümlenin içten ve hissederek söylenmesiyle olur, kanımca.
  2. her sabah okula giderken ve akşam eve gelirken; evimin otobüs durağına giden yolun karşısındaki mezarlığın önünden geçerken günde iki kere (devamında gelenlerle beraber) yaptığım eylem.
  3. ölüm döşeğindeki insanın bunu yapması için yanında bir telkinci bulunur. sürekli kuran okuyup kelime i şahadet getirerek ölmek üzere olan kişinin de getirmesini sağlamaya çalışır. çünkü son nefes insanın en zayıf olduğu, önemli sınavlardan birini verdiği ve şeytan tarafından en kolay kandırılabileceği anlardan birisidir. (bkz: allah korusun)
  4. 8 yaşındaki kuzenimle diyaloğuma renk katmış güzel bişey.

    -abla ben duaları öğreniyorum biliyomusun..
    +afferim sana, islamın şartlarını da öğrendin mi bakalım.
    -...* eveet.
    +kelime i şahadet getir görelim.
    -....hani nerde!!
  5. şimdi meseleyi bir dine, bir inanca bağlanmanın ötesinde sorgulamalıyız. hangi din olursa olsun kişinin o dinin bir mensubu olmasının belirli bir kutsallık taşıdığını ve mutlaka bir ritüelle başladığını biliyoruz. hristiyanlarda vaftiz, yahudilerde "beit din" denen üst kurulun sizin yahudiliğinizi onaylaması ve büluğa erdiğinizde bir takım törenlere iştirak etmek gibi... islam'da bu durum "kelime-i şehadet"te varlık bulur. bir kimse "eşhedü en lâ..." ile başlayan ifadeyi kalben ve aklen onayladığı zaman "müslüman" olmuş olur. kurcalamamız gereken nokta islam'da neden böyle bir "tanıklığın" dinin mensubu olmak için şart koşulduğudur. güzel bir neden; bir hikmet aramalıyız.

    basitten yola çıkalım. yaptığımız şey bir tanıklık, şahitlik... öyleyse bu tanıklığımızın dikkate alınacağı bir meclis, bir toplantı, bir karar yeri olacak. birinin huzurunda toplanma... "şahitlik ediyor musun?" diye bir sorgulama... bunlar olacak muhtemelen. o vakit bu şahitliğimiz işe yarayacak, lazım olacak. olacak da biz iman ederken, kelime-i şehadet getirirken kimi kendimize şahit tutuyoruz.

    kafamı kurcalayan bu önemli mevzu hakkında bir açılımı muhyiddin ibn arabi'de buluyorum. muhteşem eseri fütühat-ı mekkiye'de ibn arabi, iman konularına girmeden önce şehadet getirmenin mahietine dair bir fikir yürütür. şöyle ki;

    kur'an-ı kerim'de kendisini ve peygamberliğini yalanlayan kavmine hz. hud'un

    "ben allah'a iman ediyorum ve sizin ortak koştuklarınızdan da uzak olduğuma tanıklık ediyorum." [hud suresi, 55]

    dediğini biliyoruz. hûd peygamber insanları huzurunda toplayıp zaten bildiği bir şeyi onlara soracağını öğrendiği için, kendisinin allah'a ortak koşmaktan uzak durup; o'nun mutlak birliğini ikrar ettiğine -yalanlamış olsalar bile- kavmini tanık tuttu. hani bir cinayeti görmek ya da bir mevzuya tanık olmak gibi... basit bir mesele. tanıklık eden kişi sanık hakkında ne yapar? lehinde veya aleyhinde şahitlik eder. işte hud peygamber, "allah'a inanıyorum ben" diyerek; yarın bir gün öteki alemde allah -bildiği halde- soracağı için kavmini de kendisine şahit olarak tutuyor. aklınıza hz. peygamber'in veda hutbesinin sonunda "şahit ol ya râb!" sözünün geldiğini görür gibiyim.

    konuyla ilgili bir hadis de bize yardımcı olacaktır şüphesiz. hz.peygamber'den gelen iki farklı rivayetten birinde ezan sesinin ulaştığı yerlerde ezanı duyan canlı-cansız herşeyin müezzinin lehinde şahitlik edeceği diğerinde de şeytanın ezan okunduğu esnada yanındakilerle beraber sırtını döndüğü bildirilmektedir. işte sevgili dostlarım, halkım, romalılar... şeytan, müezzinin sesini duyup onun lehinde şahitlik etmek zorunda kalmamak için arkasını dönüp kaçmaktadır. eğer tanıklık ederse karşısındakinin lehine ve onun yararına şahitlik etmiş olacaktır ve onun mutluluğu için çaba sarfeden biri haline gelecektir. oysa şeytanın böyle bir görevi yoktur. nitekim kur'an'da bazı ayetlerde şeytana uyan kişiyle şeytan'ın allah'ın huzurunda beraber hesap verdiği sahneler anlatılmıştır.

    konuya dönelim;

    demek ki şehadet getirmekle biz kendi imanımızı kendimize şahit tutuyoruz. ibn arabi'ye göre insanın kendi nefsini kendisine tanık tutması en uygun yol olacaktır. sonuç olarak şunu söyleyebiliriz; islam'a mensub olmak için söylediğimiz "eşhedü en lâ..." ifadesinin neden gerekli olduğu belki bu açıdan bakınca daha iyi kavranabilir.