biz bu filmi daha önce bergama'da da izlemiştik. lanet olası şirketler geliyor, toprağı zehirleyip, insanlara yaşayacak alan bırakmadıktan sonra kaçıp gidiyorlar. bergama'daki direnişin kat kat daha fazlası gerekiyor bu şirketleri durdurabilmek için kaz dağlarında. o güzelim yeşili, o tertemiz havayı, o berrak mı berrak suyu zehirlemek için 37 şirket birden gelmiş bu sefer.
kaz dağları nasıl bir yerdir önce biraz anlatalım;
yemyeşildir, öyle ki içindeki şelaleler bu yeşil örtüden dolayı güneş ışığı alamadığından buz gibidir. insanın nefesi açılır o ağaçların arasına girildiğinde. ayaklarını buz gibi suya sokarsın, kan dolaşımın hiç olmadığı kadar hızlanır. toprağı da bereketlidir. zeytinden tutun, böğürtlenine kadar mümkün olan herşey yetişir orada. sonra şelaleleri vardır dağlardan doğarak denizi besleyen. insanlar yüzer metre aralıklarla artezyen açarak içerler o suyu kana kana. binbir türlü hayvanı da unutmamak lazım...
işte böylesine tehlikeli bir yerinden vuruyorlar ekosistemi bu sefer. yaşayacak toprak, içecek su bırakmamaya niyetliler ciddi ciddi. birileri de ön ayak olup izinleri teker teker imzalayıp ellerine tutuşturuveriyor gözünü para bürümüş utanmazların. utanmaz demişken, gözümüzün içine baka baka yaptığımız işin çevreye zararı yok deyiveriyorlar bir çırpıda. biz bu filmi daha önce görmüştük...
yapılası gereken türkiye'nin neresinde olursa olsun bu işe dur demenin bir yolunu bulmaktır. ne pahasına olsun. legal ya da illegal -yaşadığımız doğayı savunmak yasalar açısından meşru olmasa da ahlak açısından sonuna kadar meşrudur- her türlü yol denenmelidir bu iş vahşete dönüşmeden. geç kalırsak dünyada oksijen ihtivası açısında üçüncü sırada bulunan ida dağı, değil balıkesire, çanakkaleye tüm türkiye'ye karbondioksit kusacaktır yüzümüze bakmadan. truva savaşının mekanında ikinci bir savaş çıkmalı. bu sefer acilen bişey yapmalı.
geçen hafta kaz dağlarındaydım, insan kendini dünyanın dışında bir yerlerdeymiş gibi hissediyor,bir ağacın arkasından zeus çıksa, hera gelip merhaba dese hiç şaşırmayacakmışım gibi.. o buz gibi sulardan içip, o tertemiz havada 1 saat uyusam ölümsüz olup uyanabilirdim uykudan. elmalar ağaçlarda, ne toprak kirlenmiş ne hava, bir de alabalık yerseniz aklınıza ne altın aramak gelir, ne zengin olma hırsı...üstü bu kadar güzel bir yerin altını üstüne getirip altında bir şeyler aramak benim hiç anlayamayacağım bir şey..
pek de doğru olmayan bir önermedir. zira siyanürle altın aranmaz, altın çıkarılır. kaz dağlarındaki durumda, altın arama ruhsatına sahip şirketler vardır, ancak altın çıkartma ve işleme ruhsatı henüz verilmemiştir. bu durumda bu ruhsatı verecek olan artık hangi bakanlıksa, bu konuda sorumlu kurumdur. zira bu izin verildikten sonra şirketler de tabiki bu hakkı kullanıp altın çıkaracaklardır. ancak devlet varandaşlarının sağlığını, ülkenin doğal kaynaklarını koruması ve kollanaması gereken en üst kurumdur, dolayısıyla bu konuda kimse şirketlere kızmamalıdır kanımca.
bununla beraber kazdağı koruma girişimi tarafından bölgede işlemeye değer altın bulunup bulunmadığı, çalışan şirketlerin çıkarma ve işleme ruhsatı almak için başvurup başvurmadığı bilinmemektedir. ancak henüz böyle bir ruhsatın verilmediği bilinmektedir. yani henüz kaz dağlarına siyanür değmemiş olup, yakın gelecekte değip değmeyeceğine ilgili bakanlık karar verecektir.
alman vakıflarının ülkemizde yaptığı dezenformasyon çalışmalarına benzeyen bir karalama daha. altın çıkartılırken siyanür kullanmayan bir ülke bana gösterebilir misiniz? aman biz çıkartmayalım altın, ne gereği var? konuyla ilgili, merhum
siyanür sırf altın aramak için kullanılmıyormuş, gümüş de siyanürler çıkartılıyormuş. hatta dünyada siyanürle altın çıkarma yaygın bir yöntemmiş ama bazı pijamalı amcalar değişik amaçlar uğruna siyanürlü altın çığlıkları basıyormuş ve necip hablemitoğlu denen büyüğümüzün ölümü bizim olan altını çıkartamamamız içinmiş diye bi bilgi ulaştı elimize.
insanları yönlendirmeyi çok iyi beceren medyamızın her attığını yutmamak gerek, bi bakmak, araştırmak gerek, her piajamalı amcaya acımamak gerek, her ölüme rahmet eylememek, kim kimi niye öldürür, kim neyi deşelerken ölmek zorunda kalır bi bakmak gerek.
siyaset önemli bir aygıttır hayatımızı düzenlemek için, istesek de istemesek de. böylesine ekonomiyle iç içe geçmiş bir konuyu politik bakış açılarıyla değerlendirmek çok da olağandışı değildir, anlaşılabilir. bir bakış açısı "yabancıların oyununa geliyorlar" derken, diğer bakış açısı da bunu inkar edecektir tabii ki. sürekli bir politik çıkar çatışması. bütün bunların ötesinde dikkati çekmesi gereken tek bir nokta var, o da olayın geçtiği yerin kaz dağları olması.
ilk olarak, bergama köylüleri almanların kışkırtıcılığı yüzünden o isyanı başlatmışlar. onların oyununa gelmişler. böyle olsa bile emin olunması gereken bir nokta var. o insanlar sadece yaşam alanlarını korumak amacıyla o hareketi başlatmışlardır. gerisi onlar için teferruat. neden mi böyle düşünüyorum? ülkenin en büyük demir çelik fabrikasının kurulu olduğu memleketime her gittiğimde havanın gazlar yüzünden daha da bir sararmasından, deniz suyunun iyiden iyiye yağ tabakasıyla kaplanmasından dolayı içimin acımasından... her ne kadar ekmeğini de yediysem o fabrikanın kapatılması için yapılacak herhangi bir eyleme desteğimi sorgulamadan verirdim.
ikinci olarak, şu ana kadar bir kişi bile bana gelip "devlet ve yabancı şirketler siyanürle altın çıkarıyorlarmış, buna karşı koyalım" gibisinden bir yönlendirmede bulunmadı. böyle konularda belasını arayan hep ben oldum. siyanürün gerekli arıtma işlemleri yapılmadığında ne kadar tehlikeli olduğunu biliyorum sadece. gerisi de beni ilgilendirmez. şirketler gerekliliklerini yerine getiriyor mu, sorumlular denetimleri gerçekleştiriyor mu? bunlar basit bir kuyumcunun bile kullandığı kimyasalları arıtmadan suya boşalttığının bilindiği bir ülkede pek de zor tahmin edilemeyecek cevapları olan sorular.
diğer yandan pek de hümanist sayılmam aslında. insanların çektiği acıların hep kendi düşüncesizliklerinden kaynaklandığını düşünüyorum. kaz dağlarında yaşanan olaylar anadolunun kurak, verimsiz topraklarında yaşanıyor olsa kılımı bile kıpırdatmazdım. ama söz konusu kaz dağları olunca, gerçekten insanın içinin parçalanması gerektiğini düşünüyorum. siyanürle altın "aranmayıp da çıkarılsa" bile o çıkarma prosedürlerine geçmeden yapılan arama çalışmalarında, o güzelim doğaya nasıl zarar verilebileceğini düşünmek bile istemiyorum. şimdiden başlamışlar bile ağaçları kesmeye, yerin altını üstüne getirmeye. devletimiz de ekonomik kaygılarını bırakıp halkın çıkarı için şirketlere izin verip vermeme kararı alacakmış. buyrun size halkın çıkarının nerede olduğunu düşündüklerini gösteren eski bir bakış açısı -pek değişmemiş anlaşılan-.
bu tür konular sağlıklı düşünülmeli, iyi analiz edilmeli. elbette ama biz hala siyanür nedir ne değildir diye tartışırken, almanların komplolarıyla uğraşırken, ülkemizin en güzel yerlerinden biri açgözlüler tarafından talan edilmekte. bu konuda düşünmekten çok duygusal olunmalı, ve düşünmeden doğayı korumak için hamle yapılmalıdır. yoksa on sene sonra başkentin göbeğinde sular bir ay kesilip de gelmeyince o altınların suyunu çıkarıp içmek zorunda kalabiliriz. devletimiz izin verirse tabii. şu anda cüzdanımı açıp bakıyorum ne altınım ne de altın alacak param var. birazdan da evet tuşuna bastıktan sonra kalkıp duş almak için musluğu açacağım, bakacağım su da yok. evet ankara'da yaşıyorum, ve i. melih gökçek'in bize suyun herşeyden daha değerli olduğunu bir kere daha anımsatması şu ana kadar yaptığı en güzel şey oldu.
kazdağı’nda altın çıkaracaklar!
kazdağı’nda altın çıkarılırsa; 1 trilyon ton toprak işlenecek, 400 bin ton siyanür kullanılacak. kazdağı’nda altın çıkarılırsa; 2 milyon 580 bin dönüm orman, 10 milyon zeytin ağacı etkilenecek. kazdağı’nda altın çıkarılırsa; su kaynaklarımız azalacak ve kirlenecek. kazdağı’nda altın çıkarılırsa; orman köylülerinin geçim kaynağı azalacak ve göçe zorlanacak, 20 bin zeytin üreticisi, 80 bin zeytin işçisi ile 30 bin aile etkilenecek. ürünlerimize alıcı bulamayacağız. bölgemize turist gelmeyecek. her yıl zeytinden, zeytinyağından ve diğer tarım ürünlerinden elde edilen 650 milyon dolar ve ayrıca turizm gelirleri kesilecek.
bir altın madeninin ömrü 10 yıl… kazdağı’nda altın çıkarılırsa; 10 yıl sonra siyanür çukurlarıyla üzerinde ot bitmeyen toprak dağları kalacak. 10 yılda verilen zarar yüzlerce yıl temizlenemeyecek. siyanür ve ağır metallere maruz kalacak, zaman içinde ölümcül hastalıklara yakalanacağız. aramıza nifak girecek, birbirimize düşman hale geleceğız. yabancı ülkelerden gelen maden şirketleri kazanacak, karşılığında bu bölgede yaşayan birbuçuk milyon nüfus zarar görecek.
kazdağı’nın üstü altından daha değerlidir. kazdağı yurdumuzdur, kazdağı’na sahip çıkıyoruz! kazdağı giderse yurdumuz da gider! kazdağı için verilmiş tüm maden-altın arama ve işletme ruhsatlarının iptal edilmesini talep ediyoruz.
buna olanak veren yürürlükteki “maden yasası”na hayır” diyor, bu yasanın acilen doğa, insan ve ülke çıkarlarını gözetecek şekilde değiştirilmesini istiyor, ilgilileri ve yetkilileri göreve çağırıyoruz."
ayrıca 27 ekim'de çanakkale'de, saat 14:00'de, cumhuriyet meydanında, çanakkale çevre platformunun düzenleyeceği kitlesel basın açıklaması düzenlenecektir.
okullarında stand açıp imza kampanyası yürütmek isteyenlere imza metnini gönderebilirim. daha sonra http://kazdagikoruma.blogspot.com/ adresinden iletişime geçip imzaları ulaştırabilirler gerekli yerlere.
bugun nihat genç'in de bahsettiği konudur. kanadada belli bir miktar toprak çıkarttıktan sonra yeterli miktarda altınelde edilememişse, devlet daha fazla çalışmanıza izin vermiyor. bizim ülkemizde ise böyle bi kural olmadığından dolayı avrupa ve kanada şirletlerinin çalışmalarına izin verildiğini belirtti, nihat genç.
kaz dağlarından, ortalamanın üzerinde altın çıkartsak bile, yetkililer bunun getirisinin, götürdüğünden çok olacağını göremiyorlar mı? bu da vatan satmak değil midir?
(bkz: burdan yetkililere sesleniyorum)
kazdağlarının çok uluslu altın şirketlerine peşkeş çekilerek dört bir yanından kazılmasına karşı yöre halkımızın gösterdiği şiddetli tepki, ülkesini seven bilim insanlarımızın, köşe yazarlarımızın, konuya duyarlı medyanın desteği ile gündemin ilk sıralarına oturdu. bu durum karşısında açıklama yapmak zorunda kalan enerji bakanı, yöredeki altının mutlaka çıkarılacağını söyledi. bakan, bununla da kalmadı, kazdağlarının talan edilmesine karşı çıkan, başta tüm yöre halkı olmak üzere kazdağları, edremit körfezi ve marda dağı çevresindeki 8 belediye, 9 muhtarlık ile 150nin üzerindeki sivil toplum örgütünün arkasında yabancı güçler bulunduğunu iddia etti.
bakan, şiddetle reddettiğimiz bu iddiasının üzerinden 24 saat bile geçmeden, bu kez de tepkileri yumuşatmak için, bölgede inceleme başlattığını ve kazdağlarındaki bütün maden ruhsatlarını durdurduğunu açıkladı. bakanın açıklamasını yerinde doğrulamak isteyen gazetecilerin, arama ve sondaj çalışmalarının yalnız gündüz değil geceleri de aralıksız sürdürüldüğünü kanıtlayan görüntüleri ise tv kanallarının haber bültenlerinde geniş olarak yer aldı. bu görüntüler karşısında ne bakandan, ne de bakanlık yetkililerinden çıt çıkmadı! ancak, hangi baskıyla yapıldığı anlaşılmayan bir toplantı haberi sessiz bir biçimde servise konuldu.
aa. mahreçli habere göre, enerji ve tabii kaynaklar bakanlığı yetkilileri ile çeşitli üniversitelerden bilim adamlarının katılımıyla gerçekleşen toplantı sonunda 22 bilim adamı tarafından bir de sonuç bildirgesi oluşturulmuş.. .
bildirgede şöyle denilmektedir:
son günlerde özelde çanakkale bölgesindeki altın madeni aramaları ve genelde madencilikle ilgili kamuoyunda olumsuz bir havanın oluşturulmaya çalışıldığı gözlenmektedir. konu hakkında bilgisiz kişilerce bilimsel dayanaktan yoksun birçok asılsız iddiada bulunulmaktadı r. bu kişilerce çanakkale bölgesindeki maden aramalarının kaz dağları milli parkında yapıldığı ileri sürülmektedir.
çanakkale bölgesinde söz konusu arama faaliyetleri kaz dağları milli parkından en az 15 kilometre mesafede ve yaklaşık 20 yıldan bu yana sürdürülmektedir. bu bölgede arama faaliyetleri sonunda ülke ekonomisine çok ciddi katkı sağlayacak maden kaynakları tespit edildiği anlaşılmaktadır. bu tespitten sonra, sürdürülen arama faaliyetlerine tepkilerin başlatılması çok manidardır.
hayır!
haberde sözü edilen bu 22 bilim adamı, bakanlık yetkililerinin kendilerine verdikleri bilgileri hiçbir araştırmaya gerek görmeden bilimsel gerçekler olarak kabul etmişlerdir; manidar olan budur! bildirgenin basına yansıyan bölümlerinde kullandıkları ifadelerin tümü, sn. bakanın ifadeleri ile aynıdır; manidar olan budur! bırakınız bilimsel olmayı, bilimsel bir üslup taşımayan bu bildirgenin türkiye ve kazdağlarının yağmalanması sürecine karşı çıkışların yoğunlaştığı bir ana denk getirilmesi ise çok şaşırtıcıdır ve bunların tümünden daha manidardır!
hayır!
bildirgede belirtilenlerin tersine; biz hiçbir açıklamamızda her türlü madenciliğe ve maden faaliyetlerine karşı olduğumuzu söylemediğimiz gibi kazdağları?ndaki maden aramalarının milli park içerisinde yapıldığını da iddia etmedik. tam tersine, her açıklamamızda altını özenle çizdiğimiz nokta o zaman da şimdi de şudur: 5177 ile değişik 3213 sayılı maden yasası, ülkemizi uluslararası altın tekelleri ile işbirlikçi taşeron türk şirketleri için cennet yaparken, milyonlarca türkiye cumhuriyeti yurttaşının hayatını cehenneme çevirmektedir.
biz dedik ki; yürürlükteki maden yasası, hiçbir ayrım yapmadan topraklarımızın her santimetrekaresinde maden arama ve işletme izni vermektedir.
biz dedik ki; altın şirketleri eğer tespit etsinler, bırakınız milli parkları anıtkabir'in, tbmm'nin, çankaya'nın, topkapı sarayı'nın altında bile altın arayabilecek, çıkarabileceklerdir.
biz dedik ki; danıştay kararlarına rağmen, her konuda örnek alınan avrupa ülkelerinde yasaklanmış yöntemlerle elde edilmekte ve edilecek olan altın, kazdağlarından geriye hiçbir şey bırakmayacaktı r. kazdağlarının üstündeki altın, altındaki altını yüzlerce yıl boyunca yüzlerce kere satıp geriye satın alacak kadar değerlidir.
biz dedik ki; bu maden yasasıyla devletin bu rezervden elde edeceği pay çok komiktir. türkiye cumhuriyeti, yüzde ikilik bu sadakaya muhtaç değildir. bölgenin tarım, turizm ve diğer gelirlerinden devletin elde edeceği gelir bu sadakadan kat kat fazla olacaktır. bu yasa bir sömürge yasasıdır. derhal ve acilen iptal edilmeli, yerine, doğayı, insanı ve ulusal çıkarlarımızı koruyan yeni bir yasa çıkarılmalıdır!
bu talebimizi bugün daha yüksek sesle tekrarlıyor ve bugün gelinen noktada diyoruz ki:
bakanlığındaki yolsuzluklarla başı dertte olan, bürokratları gözaltına alınan sayın bakanın kazdağları ndan yükselen bu büyük tepkinin kitleselliğini ve ülkenin her yanından destek aldığını göremediği bellidir. görebilseydi, bu talihsiz açıklamaları yapmaz, tarihe kazdağlarını mahveden adam olarak geçmeyi istemezdi.
sayın bakanın kendi halkını dış güçlerin etkisi altında olmakla suçlayan iddiasını şiddetle reddeder, kendisini bu iddiayı ispata davet ederiz.
konuşmadan evvel bilgi sahibi olmak gerekir dedirten haber. zira siyanürle arama yapılmaz, altın, işlenir, zenginleştirilir. mesele şudur ki, ülkemizde sömürü yapmak çok popülerdir ve bazı kesimler bunu gayet de iyi kullanmaktadır. milletimizde de zayıfa, ezilene her daim bir sempati, acıma duygusu beslendiği için, haklı da olunsa karşı tarafta gösterildiğiniz için kimse sizi dinlemez, kaale almaz.
şöyle ki, bahsi geçen firmalar bu ülkede hukukun onlara verdiği haklar ve izinler doğrultusunda arama çalışmalarını yapmaktadır. hiçbir madencilik, inşaat v.b. kurum arama izni olmadan böyle bir şey yapamaz. arama yapılırken de bahsedilen orman kıyımı konusunda tekrar düşünmek gerekir. bu firmalar arama izni alırken ellerini kollarını sallayıp hobaa diyerek ağaçlara dalmıyorlar. ilgili devlet kurumları bizzat gösteriyor firmalara ne şekilde, kaç adet uygun ağaç kesilip aramaya gidileceğini. bahsedilen kesilen ağaçlar için devlete ödemesi yapılır veya her kesilen ağaç için üç ağaç dikilir kurumun gösterdiği uygun bir bölgeye.
gelelim madencilik kısmına. ülkemizdeki öh cız kaka olan maden sektörü devlet tarafından ilgilenmediğinden, birtakım yabancı ortaklıklarla firmalar çıkarılıp işlenmeyen madenleri kullanmaya çalışıyor. bu konuda vatan millet sakarya yapanların derdi gerçekten yabancı sermayeye olan tepki midir yoksa madenciliğe olan düşmanlık mıdır? zira karşısında durulan konu yabancı sermaye ise, ülkemizde çatur çutur iş yapan ve sektörün büyük bir kısmını elinde bulunduran ilaç fırmalarına, inşaat firmalarına v.s. neden ses çıkarılmıyor? bu tepki niçin madencilik, özellikle de altın sözkonusu olunca veriliyor? bi düşünmek lazım.
siyanür zararlıdır, hatta ölümcüldür. hiçbir maden mühendisinin veya profesörünün bunu inkar ettiğini düşünmüyorum. ancak hiçkimse de iddia edemez ki madencilik yapanlar siyanürü sepet sepet halkın üzerine, içme suyuna katmıyor veya "aç ağzını lan" diyip avuç avuç siyanür beslemesi yapmıyor. siyanür, bütün özellikleri açığa çıkarılmış, elde edilebilecek mevcut "herbi boku" bilinen sayılı malzemelerdendir. cevher hazırlamada doğru şekilde kullanıldığında zararı bulunmaz insanlara. dert edilen vatan millet sakarya ise, niçin ülkenin potansiyel kaynakları değerlendirilmesin ki? neden karşı çıkılır ki? bazılarının düşünce baloncuklarını görür gibiyim. "yabancı firmalar gelip çıkarıyorlar madeni, yükleyip gidiyorlar, memlekete faydası olmuyor" kısaca ha bi siktirin ordan diyorum. maalesef okey masası muhabbetlerinin vazgeçilmezleri arasında olan bu konuda ilkokul seviyesinde düşünülmesi ne kadar komiktir. affedersiniz ama tavuk nakliyatı yapmıyor bu adamlar.
gazetelere, televizyonlara çıkarıyorlar uzman diye gördükleri kişileri. saydırtıyorlar madencilere. yapıyorlar sömürüyü, gelsin reytingler gelsin reytingler sonra. hangi biriniz gördünüz bu konularda itü, odtü gibi okulların maden mühendisliği bölümünden saygın hocaların konuştuklarını? göremezsiniz. çünkü çıkarmazlar programlara. bilirler ki adamlar iki dakikada göt etcek hepsini. meseleyi bilimsel olarak açıklayıp, doğruları göz önüne serecekler. ama olur mu? olur mu hiç? nasıl reyting kazancaklar sonra. kim dinler bir profesörün mantıklı konuşmasını, ajdar anık tarzı polemik yaratmayı becerebilen provakatörler varken, değil mi ama değil mi...
ver gazı memleketim insanına. ver abicim ver, ver...
o madenler çed raporu olmadan da işletilebilir (siyanür ile) mevcut yasa sayesinde. siktirip gitmeye de niyetim yok. ne yapalım? çok bilmişler çed raporunun ne olduğunu da açıklasa bari, madem fikrine katılmadıklarına siktir çekecek kadar ilkokul seviyesi üstü uzmanlıkları var...
----
"ikinci karşı çıkış gerekçesi ise çed raporu konusunda. "henüz altın çıkartma faaliyeti yok. çed raporu o yüzden firmalardan istenmedi" deniyor.
işte yeni maden yasasının en kötü taraflarından biri de bu. yasaya göre istediğiniz her yerde (arkeolojik alan bile olabilir bu) arama yapma izni alabilir ve altın çıkartabilirsiniz. hem de çed raporu gerekmeden, yani bu faaliyetin bölgeye etkisi olumlu mu olumsuz mu araştırılmaya gerek duyulmadan rezervinizin yüzde 10’una kadarını işletme hakkına da sahipsiniz.
bütün sorun da burada. şu anda arama ruhsatı olan 11 şirket, kaz dağı’nda kendi bölgesindeki rezervin yüzde 10’unu işletme hakkına da sahip. hem de çed raporsuz. siyanürlü ayrıştırma işlemi de bu aşamada devreye giriyor. kimse kimseyi kandırmaya çalışmasın."
----
"bu firmalar arama izni alırken ellerini kollarını sallayıp hobaa diyerek ağaçlara dalmıyorlar."
evet, dalmıyorlar. bakanın da açıkladığı gibi ağaçlar için hektar başına 5000 ytl veriyorlar. bedeli bu. bir futbol sahası büyüklüğündeki ağaçları katletmenin bedeli mesela yaklaşık 2500 ytl. kahvehane ağzıyla konuşan itü, odtü mezunu olmayan uzmanlara siktir çekenler kaz dağlarında bir futbol sahası büyüklüğündeki alanın kazılmasının ülkeye getireceği ekonomik yükü de hesaplasın. belki o zaman ikna oluruz.
evet konuşmadan evvel bilgi sahibi olmak gerekir. mesela kaz dağı bölgesinin ardıç ağacı yetişen ender yerlerden olduğunu, ardıç ağacının yetişmesi için de önce tohumunun ardıç kuşunun midesinde sindirilip sonradan toprağa karışması gerektiğini bilmek gerekir. ya da kaz dağlarının her tarafının su olduğunu, muhterem şirketlerimiz isteseler de istemeseler de suya siyanür karışacağını bilmek gerekir. ya da iş daha siyanüre gelmeden ağaçları budayıp buldozerlere yol açtıklarını bilmek gerekir bilmem kaç ağacı keserek.
mesela devletlere bu kadar güvenmemek gerektiğini de bilmek gerekir. neyi satmadılar ki beş kuruşa ülkenin batısında bir yerlerdeki toprakları satmasınlar. itü'deki odtü'deki prof'ların raporları imzalarken gidip bölgeyi inceleyip incelemediklerini, önceden hazırlanmış raporlara nasıl imza attılarını bilmek de gerekir. ve en önemlisi oradaki halkın neler hissettiğini bilmek gerekir. aman boşver onlar kandırılmış, ara gazı yutmuş cahillerdir değil mi? sizi gidi çok bilmişler sizi.
ordaki altınları devlet vatan millet için kullanıcakmış da falan da fıstık da gibisinden yorumlar alan bir konu bu.ormanlarımız yok ediliyor fakat buna bulunan kılıf bu sefer çok ilginç!
adamların cevapları da muhtemelen (bkz: kendim için birşey yapıyorsam namertim) olacaktır
mühendislik fakültesi bitirmiş muhafazakar, çağ atlamacı süleyman demirel, turgut özal jargonunu yutmayız biraderlerim. iyi bellemişsiniz "bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmamak" mecburiyetini. çalışılmış hareket buğusu yükseliyor iddialarınızdan
bak ben tek tek cevap vereyim o çok bilimsel matematik zekânızın ürünlerine.
[ilgili devlet kurumları bizzat gösteriyor firmalara ne şekilde, kaç adet uygun ağaç kesilip aramaya gidileceğini. bahsedilen kesilen ağaçlar için devlete ödemesi yapılır veya her kesilen ağaç için üç ağaç dikilir kurumun gösterdiği uygun bir bölgeye. ]
mesele sökülen ağacın yerine yenisinin dikilmesi değil trigonometrik dostum. 300 yıllık ardıç'ın yerine üç fidanı dikmenin, sağlam gözü çıkarıp yerine protez göz yerleştirmekle aynı olduğunu kavrayamadı mı o geometrik akıl? oturduğun evi yıkıp yerine ev yapacak kadar kereste versem... demek mutlu olacaksınız.
[bu konuda vatan millet sakarya yapanların derdi gerçekten yabancı sermayeye olan tepki midir yoksa madenciliğe olan düşmanlık mıdır? zira karşısında durulan konu yabancı sermaye ise, ülkemizde çatur çutur iş yapan ve sektörün büyük bir kısmını elinde bulunduran ilaç fırmalarına, inşaat firmalarına v.s. neden ses çıkarılmıyor? ]
hiç anlaşılmamış. derdimiz yabancı sermaye, türk sermayesi değil, dünyanın türkiye'de yeşillenmiş nadir güzeliklerinden birini yok etmemek. "sikmişim yabancısını yerlisini. kimse dokunmasın oraya" demektir bu. bana ne sermayeden. sermaye düzmüş düzeceği kadar götümüzü. ama buraya dokunmasın...bu sermaye kalkınma,istikrar,borsa altın, uranyum, bor, kriptonit, güç yüzüğü meselesi değil. sadece su, ağaç ,toprak sorunu. yeter mi? içme o zaman özel firmaların arıttığı suyu, avrupa'nın doğa harikası yerlerne bakıp bakıp
" adamlar çok değer veriyor yaa çevresine " diye hayıflanma. tutarsızlıklar güzeli insanım benim.
[dert edilen vatan millet sakarya ise, niçin ülkenin potansiyel kaynakları değerlendirilmesin ki? ]
o potansiyel kaynağın aynı zamanda oksijen, bitki örtüsü, su, binbir çeşit bitki, meyve , zeytin olabileceğini hiç düşünmüş müdür, bu okey masasına oturmayıp daha büyük masada düdüklenmeyi arzulayan briç ustası hesap makinesi işlerliğindeki zihniyet ? kaynaktan anladığı zaten ya insan kaynakları ya maden olan bi adama temiz suyun hesabını yaptıramazsın. bu zihniyet iki yıl snra susuzluktan kırılırken "neden suyumuz yok. zira yabancı sermayeye ellettirmediniz suyumuzu" diye ağlayacak. kaz dağları'nda kirlenen suyu hatırlamayacak dahi. turkuaz'ını dikerken ağzına, "şişesi beş kuruştan ne kadar kâr yaptı acaba bu şirklet"diye tasarlayacak, o jöleli, trendy model güzelim kesimli saçları ile.
[hangi biriniz gördünüz bu konularda itü, odtü gibi okulların maden mühendisliği bölümünden saygın hocaların konuştuklarını? göremezsiniz (...)ver gazı memleketim insanına. ver abicim ver, ver... ]
madenciliğe karşı çıkan mı oldu güzel kardeşlerim? sevgili yakası al -yıldız rozetli janti beyaz türk kardeşim. "abi ben anlamıyorum bunları yeaaa, dinaazor bunlar. millet çağ atlıyor,bunlar hala bıraktığımız yerde. acımıycaksın abi bunlara." gazı kimin nasıl aldığı belli. ha bir de şunu diyeyim. bergama'da altın arayıp yörenin ağzına sıçmaya yeltenen eurogold'un karşısında duranlardan biri de cumhuriyet gazetesi'ydi. fakat bir kaç gün sonra bu firmanın boy boy reklamlarını yayınladı. anladın mı? hadi biz gazı alıp alıp coşuyoruz da , birilerine de bastın mı parayı ya sussuyor ya da çenesi düşüyor. bilelim öğrenelim ...
korkuyorum ! bu zihniyet götümüzde de maden bulsa göz dikebilecek bir seviyede. "hayır götündeki madeni niye değerledirmiyosun ki abii... adam kanuna kitaba uyuyor. ayrıca iki odtü'lü bi tane de itü'lü prof var onlar da hem fikir. ama çıkarmazlar işte. mesele götümüzdeki madenlere geldi mi herkes vatan, millet, sakarya diyo. bi siktirn gidin diyorum, kahvede okey çevirirken yapın bu muhabbeti. hayır, ayrıca götünü oyduktan sonra, uygun başka bi göt veriyorlar"
o siktir çeken dilleriniz dert görmesin. hani belki eşek arısı sokar da kaz dağları'nda yetişen bir bitki deva olur derdine. ama bence siz yine de altın siyanür falan koyun dilinizin altına.